AKP’DEN TÜRK DÜŞMANI FRANSIZ’A İSTANBUL’UN YENİ TRAMVAY İHALESİ KIYAĞI

1 Aralık 2009

Fransa, özellikle Sarkozy’nin cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra Avrupa’da Türk düşmanlığının bayraktarlığını üstlendi. Fransız hükümet yetkilileri, Türkiye’nin Avrupalı olmadığını her ortamda utanmazca tekrar etmekte ve Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecini açıkça baltalamak için ellerinden gelen herşeyi yapmaktalar. Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy de, Avrupa’daki bir numaralı Türk düşmanı politikacı olmuş durumda. İşte bu Fransa, AKPKK’nın idaresindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından, yeni tramvay imali ihalesi ile ödüllendirildi (Bkz. http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetayArsiv&KategoriID=5&ArticleID=1167820).

Sarkozy geçenlerde Fransa’da başlayan Türkiye Kültür etkinliklerinin açılışına TC Cumhurbaşkanı ile ağzında sakız çiğneyerek katıldı. Sergiyi çok kısa bir zamanda gezip adeta kaçarcasına terk eden Sarkozy, Gül’e en düşük seviyede protokol uyguladı. Sarkozy’nin terbiyesizliklerini adeta yüzüne tükürülünce ‘yarabbi şükür’ diyen bir utanmazlıkla sineye çeken Gül, Türkiye’nin onurunu ayaklar altına aldı. Bu kepazelik yetmemiş gibi, AKPKK’lı İstanbul Belediyesi, Fransız şirketi Alstom’a yeni tramvay tedarik ihalesini verdi. Gazete haberlerine göre İstanbul’un yeni tramvayları lâle dizaynlı olarak geliştirilmiş.

Aslında AKPKK’nin Türk düşmanı şirket ve ülkeleri ödüllendirmesi bir sürpriz değil. Ülkemizi yoketmek için planlı ve programlı bir şekilde çalışan, teröristleri törenle karşılayıp devlet imkanlarından yararlandıran, uluslararası terörü besleyen İran, Suriye, Libya ve Kuzey Irak Kürtleri ile işbirliği yapan, aydınlarımızı, üniversite hocalarını, askerlerimizi zindanlara tıkan, telefonlarımızı dinleyen şer örgütü AKPKK’nın Fransızlarla kol kola olması, stratejisi gereği. Türkiye bölünüp bir şeriat-Kürt devleti olduğunda, Avrupa Birliği adaylığından da kendiliğinden diskalifiye olacak. Bu da, Fransa ve AKPKK’nın düşledikleri bir durum. İşin acı tarafı, AKPKK’nın bu sinsi planını Türk milletinin vergileriyle uyguluyor olması.

Add comment December 1, 2009

AS TURKEY IS HIJACKED BY RADICAL ISLAMIC AKP, THE WEST WATCHES APATHETICALLY…AND PATHETICALLY…

November 17, 2009

In May 2008, I met a Europe correspondent of the Wall Street Journal on an international conference in Brussels. As we talked about the Turkish politics, he expressed his bafflement at how “biased the intellectuals and secular sections of the Turkish society were” against AKP, the Islamic ruling party which had taken over the government in a landslide victory in 2002. He thought that seculars were a bunch of corrupt elitists, contemptuous of the people and its democratically elected representatives. They were some mean fascist, anti-western bastards who for years prevented democratization of the Turkish politics and deprived the people of their freedoms. AKP, on the other hand, coming from the midst of the people and deeply-routed in Islam, promised to be the Muslim democrat alternative which would salvage this democracy-handicapped country and liberate its people from the autocratic secular yoke.  Or so it seemed.

In the wake of the recent developments in Turkish foreign and domestic politics, I am not sure if that journalist who worshiped AKP as a democratic savior is biting his fingernails, but many others undoubtedly are: under AKP leadership, Turkey has just jumped out of the Western trenches and joined the ranks of anti-western, fundamentalist Islamic regimes.

The first indication of Turkey’s strategic realignment was the shameless bashing of the Israeli president, Shimon Peres, by the prime minister and AKP chairman, Tayyip Erdoğan at Davos. Yelling at President Peres, Erdoğan said “When it comes to killing, you know well how to kill,” trampling upon all decorums, let alone diplomatic norms. Next came the expulsion of Israel by Turkey from a multinational air exercise which was scheduled to be held in Central Turkey. To add insult to the injury, the fundamentalist AKP government lifted visa requirement for Syria, arch enemy of Israel and a known supporter of state-sponsored terrorism, shortly after the joint exercise incident. Turkish and Syrian ministers held a joint cabinet meeting and then symbolically removed the barrier at the border crossing. Turkish foreign minister, Ahmet Davutoğlu, the mastermind of the Islamic realignment, talked about an integration of the two countries, with a prospect of inclusion of Iraq in this alliance in the near future. Shortly thereafter, plans for military cooperation and joint exercises between Syria and Turkey were announced.

If this is not enough to prove a strategic shift in Turkey’s orientation, wait to hear more: Erdoğan expressed staunch support to Iran’s nuclear ambitions on several occasions and accused the West of making Iran a scapegoat. He called the dictator Ahmedinajad a “dear friend,” whom he, along with the Turkish President Gül, also a fellow jihadist, had rushed to congratulate upon his success in rigged June 2009 elections. He said that Iran’s nuclear activities were “totally peaceful,” Iran was “being treated unfairly,” and allegations about a nuclear weapons program were “merely a gossip.” Criticizing the US invasion in Iraq, he added that “a civilization was destroyed there.” Not quite the kind of words you would expect to hear from a key NATO ally. In October of this year, Erdoğan flew to Teheran with a massive diplomatic and trade delegation to strengthen economic and strategic ties with the terrorist regime. In November, Ahmedinajad kindly reciprocated to Erdogan’s visit by attending an Islamic summit in Istanbul.

Pictures above: Brothers in jihad, AKP leaders Erdogan and Gul shaking hands with a mass murderer and a dictator.

AKP’s courtship with terrorist countries has not been confined to Iran and Syria: Erdoğan government speedily invited the leaders of Hamas to Turkey after the 2006 election victory of the radical terror organization in Gaza. Furthermore, Sudanese mass murderer Omar Al-Bashir visited Turkey twice in recent past and was welcomed by Gül at the presidential residence in Ankara. Ridiculing the international community, Erdoğan recently denied the genocide which took place in Sudan, asserting “I did not observe any genocide during my visit in Darfur.” He went on to shamelessly defend Al-Bashir: “A Muslim cannot be a mass murderer,” as in his opinion, murderers can only be Jews and Christians. AKP’s rapprochement to Sudan’s murderous regime has an economic component in addition to the common jihadist ideology: Newspapers report increasing investments in Sudan of Turkish Islamic businessmen with close ties to AKP. Nevertheless, nobody has bothered asking Erdoğan what he thinks about the Holocaust. The answer is obvious: He will most likely deny it. As a radical Islamist, he is anti-Semitic by nature and made public his sentiments about Jews in a speech to college students: “Jews have made significant inventions in history and now they simply sit back and watch their monetary returns from these inventions grow,” which can be translated to plain English as: “Jews are a bunch of blood-sucking leaches.”

Those who are still debating whether Turkey is really changing sides or not are either blind or ignorant:  Turkey, under a jihadist rule, has already joined the global Islamic revolutionary front, while U.S. and EU kept looking on as apathetic bystanders. One of the main external drivers of this realignment has been the continuous rebuttal of Turkey by the European countries in its bid to join the EU, a prospect which had served as a key factor modernizing the Turkish society. I will handle this topic separately in another article. However, no matter what the causes, the West has an enormous problem at hand now. AKP’s policies will have far-reaching and serious implications for the US and the EU on several fronts, including but not limited to national security, war against terrorism, immigration, narcotics trafficking, nuclear proliferation and energy security. Thus, while preparing to face the adverse strategic impact of Turkey’s shift in the long term, Washington and Brussels must also brace themselves for more unpleasant surprises by the radical Islamic AKP regime in the short term.

Add comment November 17, 2009

Şer Odaklarının Ele Geçirdiği TRT Orta Dalgada Türkiye’nin Sesini Nasıl Susturdu?

31 Ekim 2009

TRT orta dalgada yaptığı yayınları geçtiğimiz aylarda sessiz sedasız durdurdu. Onlarca yıldır orta dalgada ulusumuzun sesini dünyaya duyuran 1017 MHz İstanbul ve 702 MHz Ankara vericileri ve Antalya, Gaziantep, İzmir, Ağrı, Denizli, Malatya, Van, Çukurova, Diyarbakır, Trabzon yerel radyoları susturuldu. Orta dalga (medium wave), yerkürenin kavisini izleyerek ve iyonosferden yansıyarak ilerleyen ve bu nedenden dolayı yerel ve kıtasal yayınlar için ideal olan bir bant. Orta dalga, 100 km ve hatta istasyonun gücüne göre yüzlerce kilometreyi geçen kapsama alanıyla ulusal sınırları aşar ve bu banttan yapılan yayınlar komşu ülkelerde dinlenebilir. Örnek olarak, Türkiye’nin herhangi bir yerinde radyonuzu bu kanala ayarlarsanız onlarca Yunan, Arap, Bulgar, Rus, Romen istasyonunu rahatça alabilirsiniz. İşte TRT, bu kadar büyük stratejik öneme sahip orta dalga bandında yayın yapan istasyonlarımızı kapatarak Türkiye’nin sesini kesti.

Orta dalgadaki istasyonlarımızdan yapılan yayınlar, tüm Balkanlar, Kafkaslar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da dinlenebiliyor, ses bayrağımız olan Türkçemiz, ülkemizin en ücra köşelerinden, bölge  coğrafyamızın en uzak noktalarına kadar ulaşıyordu. Gerçekten de, sadece yerel yayınlar için kullanılan FM, dağlık ve engebelik ülkemizin bir çok noktasını kapsamaktan uzak, ulusal yayıncılık için Orta Dalga kadar etkili olmayan bir bant. Ayrıca FM bandında TRT yayınlarının zayıflığı da ayrı bir tartışma konusu— örneğin, bu bantta Ege Bölgesi’nde ve Trakya’da Yunan, güneyde Arap radyolarının hakimiyeti herkes tarafından bilinmekte.

Şimdi, TRT’yi ele geçirip AKP’nin resmi propoganda aygıtı haline dönüştüren, badem bıyıklı, cumhuriyet düşmanı, şeriatçı kadrolar, TRT’yi gayrımilli bir karaktere büründürme ve ulusal yayıncılığımızı kökünden söküp atma çabasında pupa yelken yol alıyorlar. Orta dalga istasyonlarını elektrik tasarrufu bahanesiyle kapatan TRT, Kürtçe yayın yapan TRT-Şeş (TRT-6) ve Arapça yayın yapacak olan TRT-Seba (TRT-7) kanallarına ve diğer kanalları dolduran, kalitesiz ve saçma sapan olmakla kalmayıp, cumhuriyet ve laiklik karşıtı dinci programlara akıtacak parayı bulmakta zorlanmıyor!

Para deyince, TRT’nin, bu manyaklıkları finanse etmek için, artık sadece radyo ve TV satışlarından değil, cep telefonundan MP3 cihazına, uçaktan gemiye (evet yanlış okumadınız) kadar yüzlerce kalem ürünün satışından bandrol alacağının, geçtiğimiz günlerde basında geniş yer bulduğunu hatırlatalım (Bkz. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=960755). Bütün bu kepazeliklerin sahibi kurumun başındaki şahıs, kadınlarla tokalaşmayacak kadar su katılmamış bir yobaz: Genel müdür İbrahim Şahin, Çankaya Köşkü’nde düzenlenen 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda Cumhurbaşkanı’nın karısının elini havada bıraktı (bkz. http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=961898). Kadın eli sıkmaktan cinsel tahrik olan birisinin yönettiği bu kurumun son zamanlarda geldiği duruma şaşırmamak gerek aslında.

Bir gün uyanıp, radyomu açtığımda, 1017 kilohertz İstanbul vericisi yerine kulakları tırmalayan bir cızırtı vardı. Sanki, ülkemiz geceleyin ansızın işgal edilmiş, istasyonlarımızı eline geçiren düşman, ulusumuzun sesini bıçakla kesmişti. Evet, AKP uzantısı, Arap uşağı yobaz TRT idarecileri, Orta Dalgada Türk kalelerini düşürdüler. Orta dalgada Yunanın, Bulgarın, Arabın, Romenin, Sırbın, Acemin ve de Kürdün sesi var, ama Türkün sesi yok. Evet, “Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş,” ve tüm istasyonlarımız susturulmuş. Zavallı Türkiyem! Zavallı ulusum! Köleleştirilmek, ümmetleştirilmek istenen halkım! Badem bıyıklı şerefsizlerin tahakkümündeki halkım! Herşeyin elinden tek tek alınacak: Radyoların, modern hayat tarzın, özgürlüklerin, düşüncelerin, sesin, dilin, kültürün, ulusal kimliğin, vatan toprakların ve namusun! Cumhuriyet Türkiye’sini yavaş yavaş, hazmettire hazmettire tüketmeye, topraklarımızda bir Kürdistan kurmaya ve geri kalanını da bir Bedevi emirliğine çevirmeye yeminli şer odaklarının pençesinde ihanet ağları içinde boğulan ulusum… Uyan, ve hainleri sırtından silkele!

1 comment October 31, 2009

RADICAL ISLAMIC MAYOR OF ISTANBUL CONVERTS HISTORIC CHURCH TO MOSQUE

Turkish press has recently reported that a historical Greek Orthodox church in a remote township of Istanbul is being converted to a mosque. The church is in a town called Ortaköy in Silivri prefecture.  Ortaköy used to be called Delliones by the Greeks, who left the town in the population exchange between Turkey and Greece in 1923.

As I happened to be in the area in August, I stopped by the location and saw the renovation work that had been started by the Municipality of Istanbul. The signage (shown below left) reads “Renovation of Historical Ortaköy Mosque.” The Municipality of Istanbul is headed by Kadir Topbas of AKP party, who  is one of prime minister Erdogan’s favorites.

The church, dedicated to Agios Dimitrios, was inaugurated in 1831 (as seen from the epigraph above the main entrance, picture on right) and has remained deserted since 1923. Therefore, the claim of “historical mosque” on the signage is preposterous. The small village of Ortaköy already has a modern mosque which more than meets the needs of local Muslims. However, this is not enough for the ruling AKP, which is intent on pressing forward with its full-scale Islamization agenda: anything non-islamic must be converted to Islamic or destroyed. The empty building attracted the attention of AKP zealots, who are salivating to add yet another one to the existing two thousand plus mosques throughout Istanbul. Mayor Topbas, instead of ruling for renovation of the church at least as a cultural center to be preserved for generations, gave his blessing to this cultural massacre.

Recently, AKP is attempting to transform Turkey into a closed, backward Islamic society, full of contempt for and banning anything non-Islamic: AKP municipalities have been prohibiting alcohol in towns throughout Anatolia; phones of AKP’s critics are being tapped in violation of the constitution and their conversations are then released in the newspapers which support the government; AKP-instigated, politically motivated prosecutors imprison journalists, intellectuals, and anyone voicing opposition to radical AKP policies; gays and transvestites are being harassed, fined and jailed for no reason by the overzealous police force;  AKP-appointed imams preach hatred against Christians, Jews and other non-Muslims. The poor church of Agios Dimitrios is only one of the countless victims of a determined, continuous effort of the radical Islamic party to create a theocratic autocracy much like and possibly worse than Iran.

Those of you who want to protest this audacious act of defiance against the Christian world and the disrespect of the world cultural heritage can find below the email of the dictator of AKP, Recep Tayyip Erdogan. We urge you to tell him that what he is doing is not right and he will be held responsible for the criminal acts of his Islamic junta:

rte@akparti.org.tr

Add comment September 26, 2009

Önümüzdeki Yıllarda Flört Teklifleri

Bu yazıyı eposta yoluyla bir tanıdıktan aldım. Kendim yazmamış olmakla birlikte, çok beğendiğim için bloğuma koydum. Umarım siz okuyucularım da hoşlanırsınız.

-”Her sabah ezaninda uyandigimda aklima siz geliyorsunuz. Keşke 5 vakit birlikte olsak…”

-”Bir huri kadar güzel gözlerin var Gülbenaz…” -”Deme öyle Müttalip, bi fena oluyorum…”

-”Derim valla, 3.karımdan bile güzelsin…” -”Ayy cok utandim…”(*)-”Birer hurma yeseydik beraber?”(*)

Abdul:-”Hatice, benimle çıkar mısın? Çıkar mısın? Çıkar mısın?” Hatice:-”Evet, evet, evet.”(*)

-”Hayrunnisa, bu aksam benim evimde ‘Çağrı’ filmini izlemeye ne dersin? Cola Turka ve Saray kraker lerim de var…” (*)

Abdullah:-”Fatma bu geceki ilahi konserine iki biletim var, gidelim mi?” Fatma:-”Hayırlısı olsun Abdullah…”(*)-”Hayrunisa, ben ciddi bir iliski düsünüyorum,evlenmelik, söyle sen ne dersin?”-”Allah derim Abdülkerem!”-”Elhamdülillah. ” (*)-”Seni beğendim, kendime müstakbel zevce olarak sectim, yarın aksam hazırlan da Gülhane’de gezelim, birbirimizi  tanıyalım… ..”-”Ay bilmem ki… Kikir kikir… Bi gören olur ikimizi başbaşa….-”Yok. Başbaşa değil, benim iki hatun da gelecek.  Hem hava almış olurlar.” -”Anladım ben seni.”(*)

-”Allahin izni peygamberin kavli ile benle çıkar mısın Kevsersu?”-”Tabii Mücahitcan neden olmasın?”-”Hadi gel öyleyse, Yeni Cami’de güvercinleri yemlemeye gidelim.” -”Tamam, sonra da Eyüp Sultan’a romansımız daim olsun diye dua etmeye gidelim Mücahitcan.”

Add comment September 12, 2009

AKPLİLER ANITKABİR’E “TUVALET” DİYORLAR

Yüksek düzeyli AKPlilerin, ulusal bayramlarda zorunluluk gereği Anıtkabir’e giderken “Tuvalete gidiyoruz” dedikleri belirtiliyor. İlkel bedevi dinini ideoloji olarak benimsemiş örümcek kafalı, ayağı takunyalı, ağzı salyalı, badem bıyıklı yobazların, Türk ulusuna hurafelerin değil, aklın ve bilimin yolunu göstermiş, ulusu karanlıktan aydınlığa, kulluktan vatandaşlığa çekip çıkarmış vizyoner liderin sonsuz dinlenmeyeri için bu çeşit bir yakıştırmada bulunmaları pek şaşırtıcı değil. Atatürk, onların kokuşmuş zihniyetinin Türk ulusunu nasıl zehirlediğini ve uygar dünyanın yüzlerce yıl geriside bıraktığını görmüş ve ulusun bu pislikten kurtulmadan asla ilerleyemeyeceğini anlamıştı. Bu sebeple devrimleri uygulamaya soktu ve Türk toplumunu modernleşme hamlesine girişti. Fakat, Atatürk, ölümünden yetmiş yıl sonra gerici hainlerin Cumhuriyetin hemen hemen tüm kalelerini ele geçirip, devrimleri bir bir etkisiz kılıp, Türkiye’nin temeline dinamit koyacaklarını nasıl bilebilirdi?

Evet, AKPli hainlerin bu hakaretini unutmayın ve unutturmayın. AKP, Türkiye’nin başına Sevres antlaşmasından sonra gelen en büyük belâdır. Her vatansever Türk çocuğunun üzerine düşen görev, bu belânın yok edilmesi için bireysel ve toplu olarak mümkün olan herşeyin yapılmasıdır. Bu bizim namus borcumuzdur.

Add comment September 2, 2009

Islamofascist AKP Tightening its Grip in Turkey

AKP, the governing fundamentalist Islamic party, has been tightening its autocratic grip in Turkey.  The country is slipping day by day into an Islamic dictatorship as dissidents and critics are being subdued with intimidation, arrests or beatings. The latest example: five metal music fans, among them a female, were arrested because they made the “sign of the horns” while Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan’s motorcade was passing by. (See a picture of Ronnie James Dio throwing the sign at http://en.wikipedia.org/wiki/File:Dio_throwing_Horns.jpg and the full story of the arrests at http://www.cnnturk.com/2009/turkiye/07/25/metalci.selamina.gozalti/536446.0/index.html).

According to the media reports, the fans were waiting to get into a concert hall, while enjoying the music broadcast from loudspeakers and throwing the sign, just like any fans going to a concert would do. Unfortunately, they happened to be just on the route of the Erdoğan’s motorcade and their enthusiasm evidently attracted the attention of the religious zealots in the convoy, who have little sympathy with political opposition and much less understanding of heavy metal music and its subculture. A guy, who appeared to be in the security detail, popped his head out of one of the cars and yelled “what the fuck!” Within minutes, the fans were rounded up by Erdoğan’s thugs, hustled into police cars without being told what they were accused of, and shipped to the police headquarters, where they were held and questioned for 21 hours. Charges: “insulting a statesman!”

This is only one of the countless acts of repression by the security forces of the AKP regime. Turkish police, almost entirely taken over by the members of an extremist Islamic sect (Fetullah Gülen movement), act as AKP’s party militia, brutally beating up peaceful protesters, arbitrarily arresting people, busting through private residences to conduct unwarranted searches, wiretapping almost anyone deemed to be a dissident and releasing private phone conversations to the public, and torturing and killing suspects under arrest. In short, the police have become the SS of Turkey in the 21st century. Below is a picture of the riot police assaulting unarmed students in a peaceful protest against tuition increases, hitting them with steel batons and dragging them by their hair on the streets of Izmir. Similar incidents recently happened also in Istanbul.

ogrenci-2ogrenci-1

Turkish police beating up students in Izmir, July 24 2009

In another attempt to suppress government’s critics in the press, AKP administration’s Tax and Revenue Service has issued a half-a-billion US dollar fine against a media conglomerate (Doğan Holding), which owns two major opposition newspapers, Hürriyet and Milliyet. Many other smaller newspapers and TV stations critical of AKP’s policies have been bought out by wealthy supporters of the governing party and have since become propaganda machines for the government in a 180-degree turn from their previous positions. A high profile investigation dubbed “Ergenekon,” purporting to target a secret terror organization which allegedly seeks to topple the government with force, has become a tool in the hands of AKP-appointed, fundamentalist prosecutors to nab dozens of intellectuals, politicians, retired military officers, journalists and academicians who are known to be staunch supporters of the secular democratic regime and opponents of fundamentalist, antidemocratic policies of AKP.  The Islamofascist party and its authoritarian leadership are resorting to all kinds of legal and illegal means at their disposal to silence opposition and pave the way to change the constitution which will allow them to abolish secularism and democracy in Turkey.

Turkish democracy is facing the most serious threat to its existence since its inception in 1923. AKP, which bears resemblance to Hamas in its ideology and grassroots organization, is going full steam ahead to strangle the constitutional democracy in which it sprouted, grew and flourished, in a striking similarity to the Nazi Party in the 1930s in Germany. If AKP achieves its objective, the repercussions will be far reaching. Anybody who is interested in keeping the stability in Southeastern Europe and the security of energy routes must pay close attention to the spread of Islamic theocracy in Turkey. AKP must be stopped at any cost. The US, as the leader of the free world, has an obligation to support liberties and freedoms in Turkey and work with seculars to stem off the evil, autocratic AKP rule.

Add comment August 5, 2009

Camilerdeki Ayak Kokusu

Geçen gün, Amerikalı bir tanıdığım kız kardeşinin yakın bir zamanda İstanbul’a gittiğini ve Sultanahmet Cami’ni ziyaret ettiğini anlattı. Turist hanımın aklında camii ile ilgili iki şey kalmış: caminin mimari güzelliği ve camii içindeki korkunç ayak kokusu.  Gerçekten de, Türkiye’de veya herhangi bir İslam ülkesinde hangi camiye gitseniz, Müslümanların pis ayak kokusuyla burnunuzun direğinin kırılması işten bile değildir. Görülen o ki, pis koku müminlerin allahlarına ibadet etmelerine engel değil, çünkü ayak kokusu ben kendimi bildim bileli camilerde var ve senelerden beri bu durum değişmiyor.

Aslında ayak kokusu camilerin bir parçası, olmazsa olmazı olmuş durumda. Bir kilise, mimarisi ile görme duyusuna, çanlarıyla duyma duyusuna seslenirken, bir cami görme ve duyma duyusuna ek olarak, koku duyusuna da hitap ediyor; öyle ki ayak kokusuz bir cami düşleyemezsiniz bile. Fakat bu müslümanları asla rahatsız etmiyor. Rahatsız etse bile, pis kokuyla yaşamak ve ibadet etmek, bir çözüm bulmaktan onlar için daha kolay. Daha kolay, çünkü çözüm bulmak için düşünmek, bulunan çözümü tartışmak ve görüşbirliği sağlamak, sonra da bunu uygulatmak gerekiyor; bunların hiçbiri de müslümanların yapmayı sevdiği şeyler değil. Camilerdeki ayak kokusu, dünya döndükçe var olmaya devam edecek gibi gözüküyor.

1 comment July 27, 2009

Türkiye’nin Başındaki Çifte Bela: AKP+PKK = AKPKK

24 Temmuz 2009

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan beri en zor günlerini yaşıyor. Cumhuriyet, hem içeriden, hem dışarıdan ciddi yıkma girişimlerine maruz kalmış durumda. İçerideki yıkıcının adı AKP, dışardakinin ise PKK. AKP, sağlıklı bir vücuda girip tüm dokulara işleyen HIV virüsü gibi Türkiye’nin bütün toplumsal ve kurumsal yapılarına sinsice yayılıyor; kendine karşı duran aydın, meslek sahibi, yazar, hukukçu, akademisyen ve askerleri uyduruk zanlarla zindanlara atıyor. PKK, insanın sırtına ansızın saplanan bir hançer gibi ani ve kahpece eylemleriyle Türk askerlerini ve halkını hedef alıyor. AKP, en büyük desteğini dış güçler ve onların piyonu konumundaki Fetullah Hoca hareketinden alıyor. PKK da dış güçlerin askeri, lojistik ve mali desteğiyle besleniyor. AKP’nin amacı, Cumhuriyet’in öncelikle laiklik olmak üzere temel niteliklerini yıkmak, yerine Kuran’a dayalı, hilafet idareli bir İslam cumhuriyeti kurmak. PKK’nın amacı, Cumhuriyet’i silahlı mücadele ile yenilgiye uğratarak topraklarının bir kısmını ele geçirmek ve bağımsız bir Kürt devleti kurmak. Türk halkının bir kısmı, hıyanetin ayırdında olarak veya olmayarak, AKP’yi desketliyor. PKK’da, Türk halkının Kürt kökenlileri arasında destek buluyor.

Cumhuriyet’in yıkılması, bu iki örgütün de çıkarına. Onun için, son zamanlarda PKK elebaşısı Abdullah Öcalan ve TC Cumhurbaşkanlığı makamını ele geçirmiş olan, AKP’nin manevi lideri ve teorisyeni Abdullah Gül Kürt sorunun çözülmesi konusunda paslaşıyorlar. AKP’li Abdullah, basına, önümüzde çok önemli bir fırsat var diye açıklama yaparak, PKK’li Abdullah’ın Ağustos 2009’da yapacağı “Yol Haritası” açılımının yolunu yapıyor. AKPKK’nın ortak yol haritası, Atatürk Cumhuriyeti’nin mezara gömüp yerine, Kürtlere özerklik verecek bir Anadolu İslam federasyonunu kurmak. TC çok karanlık günler geçiriyor.

Add comment July 24, 2009

Allah Sözcüğü Nereden Geliyor?

Hiç kendisi için beş vakit namaz kıldığınız, bir ay açlık çekerek oruç tuttuğunuz, dualarınızı kabul etmesi için yakardığınız Allah’ın adının, etimolojik olarak nereden geldiğini düşündünüz mü? Dillerde mevcut her sözcük gibi Allah da, bir kökenden geliyor. İslamiyet’e göre Allah, yaratıcının kendisi için seçtiği özel bir ad. Fakat, tarih ve dil-kökenbilim, bize farklı bir şey söylüyor. Hz. Muhammet İslam dinini yaymaya başlamadan önce Araplar, ay tanrısı Hubal (İslamiyetin simgesi aydır) ve onun üç tane kızına (al-lat, al-menat ve al-uzza) inanıyorlardı. Al-uzza, bir anlamda Arapların Venüs’üydü. Kâbe, ay tanrısı Hubal’ın tapınağıydı ve Hz. Muhammet doğmadan 400 yıl önce üzerine Hubal’ı temsil eden bir ay simgesi yerleştirilmişti. Günümüzde hilâlin İslam’ın simgesi olması da bir raslantı değil aslında; bu İslam öncesi putperest gelenekten gelmekte. Hubal, veya Allah, Arapların üçyüzden fazla tanrılarının içinde en önemli olanı ve bütün Arap kabilelerinin tapındıkları ortak baştanrıydı. Hubal, aynı zamanda Allah olarak bilinirdi. Allah, al-ilah kelimesinden gelmektedir ve bu iki sözcüğün zaman içinde kaynaşması ile oluşmuştur. Hepimizin bildiği gibi ilah Arapça tanrı anlamına gelmektedir. Allah, erkil bir addır ve  dişisi Allat’tır, ki bu da, Allah’ın yukarıda bahsettiğimiz üç kızından biri olan al-lat’ın ismidir.

Evet, Allah = Al-İlah. Kıbleye yönelirken bunu unutmayın.

Add comment July 16, 2009

Previous Posts


Categories

  • Blogroll

  • Feeds