Türk Silahlı Kuvvetleri İhanet İçinde

Tayyip Erdoğan idaresindeki AKP terör teşkilatının iktidara geldiği 2002 yılından beri hedefi, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine, dini esaslara dayalı, Kürtlere özerklik tanıyan bir federasyon kurmak. AKP bu hedefine ulaşmak için CIA kontrolündeki Fethullah Hoca Cemaati, PKK, şeriatçı örgütler, cihatçı teröristler ve Türkiye’nin düşmanı olan çeşitli iç ve dış mihraklarla işbirliği içinde çalıştı ve çalışmakta. Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamakla yükümlü Türk Silahlı Kuvvetleri ise, bu vahim durum karşısında tepkisiz ve suskun. Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmak, Türk vatanını bölmek ve Türk Milleti’nin egemenliğinin yerine bir diktatörün egemenliğini koymak isteyen AKP’ye karşı TSK’nin kayıtsızlığı, kanunen bir suç ve Türk tarihinin yazdığı en büyük ihanettir.

AKP, ulusal ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırıp, çokuluslu bir federasyon kurmayı, laik sistemi değiştirip İslam şeriatına dayalı bir hilafeti yeniden diriltmeyi hedeflediğini, iktidara geldiği 2002 yılından beri başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere liderlik kadrosunun beyanatları ve icraatları ile açık ve seçik olarak gösterdi. AKP’nin söylemleri ve izlediği politikalar, 2030 Türkiye Master Planı’nın icrasıdır. Bu plan kaba hatları ile,

  1. Atatürk Devrimleri’ni kaldırıp toplumu İslamileştirmek,
  2. Türkiye’de cumhuriyet rejimine son verip devlet idaresini İslami esaslara dayandırmak,
  3. Kurucu unsur olan Türk milletinin adını Anayasa’dan ve devlet yapısından silerek Türkiye’yi çokuluslu bir Anadolu federasyonuna dönüştürmek,
  4. Parlamenter-demokratik sisteme son verip, yasama-yürütme-yargı erklerini Tayyip Erdoğan’ın elinde toplayarak dikta idaresi kurmak

üzerine odaklanmıştır. Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından belirttiği gibi AKP demokrasiyi, gidilecek hedefe, yani dinsel diktatoryaya varıncaya kadar binilecek bir araç olarak kullanmıştır. Demokratik yollardan iktidara gelip demokrasiyi ilga etmek, anayasal bir suçtur. AKP bu hedefe ulaşmadaki tüm iç engelleri, yargı, emniyet, medya, sivil toplum örgütleri ve muhalefeti etkisiz hale getirmiştir. Bu durumda, AKP’ye karşı durabilecek tek güç, TSK’dır. Fakat TSK, anayasayı ve TC rejimini koruma sorumluluğu karşısında kayıtsız ve hareketsiz durmaktadır.

AKP, karşıdevrim programını yürütürken kendisine karşı gelebilecek laik, cumhuriyetçi ve ulusalcı aydın, yazar, akademisyen, asker, toplumsal ve siyasal aktörleri Fethullah Cemaati’nin yargı ve emniyetteki örgütlenmesi eliyle düzmece siyasal davalarla hapse attırdı. TSK’yi bu kumpas kampanyasında en önemli hedef haline getiren AKP ve Cemaat, Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk sözde davalarıyla üst düzey kurmay kademesinin üçte birini safdışı bıraktı. Yıllarca zindanlara kapatılan yüzlerce üst düzey askerin bir kısmı bu işkencelere dayanamayarak yaşamını kaybetti veya intihar etti; düzmece Balyoz planı bahanesiyle Trakya’da yapılacak bir savaşın gazetelerde ifşa edilen planlarını değerlendiren Yunanistan, bütün savunma planlarını buna uygun olarak değiştirdi; AKP ve Cemaat savcıları Bülent Arınç’a sözde suikast iddiasıyla TSK’nin kozmik odasına girerek ordunun ultra gizli savaş-savunma planlarını kaçırdı ve yabancı istihbarat örgütlerine servis ettiler; AKP sözde Çözüm Süreci bahanesiyle TSK’nin PKK’ya karşı harekat kabiliyetini kısıtladı ve Güneydoğu’da askeri kışlasına hapsedip PKK’nın bölgeyi fiilen kontrol altına almasını sağladı. 2015 Mart itibarıyla TSK, Güneydoğu’da PKK’nın kendi mahkemelerini kurmasına, vergi toplamasına, gençleri dağa kaldırmasına, ve kaymakam-vali atamasına ve böylece devlet hakimiyetini fiilen ortandan kaldırmasına sesini çıkarmıyor. Güneydoğu’daki TC polisi karakoluna ve TSK da kışlasına hapsolmuş durumdayken, çarşı iznine çıkan askerlerimiz enselerinden kurşunlanarak şehit edilirken, Türk vatanını korumak ve kollamak için güya yemin eden TSK tamamen sessiz ve tepkisiz.

Hile ve desise ile cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ailesi ve yandaşları ile tüm ülkeyi ve kaynaklarını yağmalamakta. AKP’nin el atmadığı toprak parçası, özelleştirmediği devlet kuruluşu, satmadığı emlak, yağmalamadığı milli servet kalmamış… Bunların yanında Erdoğan, yasama-yürütme-yargıyı kendinde toplanmış, devleti şeriat temelli bir yapıya dönüştürmekte, PKK ile federasyon pazarlıkları yaparak TC’nin üniter devlet yapısını yok etmekte. Milli Bayramlarımızı kutlamak yasaklanmış, andımız yasaklanmış. Milli Eğitim’i işgal eden şeriatçı kadrolar, Türk milli eğitimini yokederek gerici ve yobaz bir sistemle değiştirmekte, üniversiteden anaokullarına kadar gençliğimizin beynini yıkamakta ve geleceğin terörist-intihar bombacısı ordusuna milyonlarca eleman yetiştirmekte… Yine bütün bu olanlar karşısında TSK umursamaz bir tavır sergilemekte.

AKP işlediği bu anayasal suçlara karşı kendisini sağlama almak için, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” ifadesini, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirdi.

Ayrıca, 2010 yılında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olarak adlandırılan Kırmızı Kitap’taki tehditler arasında sayılan “irtica”yı bu kitaptan, yani ulusal tehdit sıralamasından çıkardı. Bu değişikliklerle AKP, TSK’nin görev ve sorumluluğunu sadece dıştan gelen tehditlerle sınırlayıp, aynen kendinin yaptığı gibi dinci ideolojiye dayanan bir iç düşmanın Türkiye’de hükümeti, yargıyı ve tüm devleti ele geçirip rejimi değişikliğiyle Cumhuriyeti içeriden imha etmesi tehdidine karşı TSK’yı yetkisiz bırakmak amacı güttü. Bütün bunlar karşısında başta komuta kademesini oluşturan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Akın Öztürk ve Jandarma Genel Komutanı Org. Abdullah Atay olmak üzere TSK’dan AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a hiçbir itiraz veya muhalefet gelmedi.

Bunların dışında, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait 16 adet adacık ve kayalığı işgal etmesine karşı TSK bir tutum sergilemedi. Aynı şekilde, Türkiye’nin yurtdışındaki tek Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nden çekilmesi de TSK tarafından bizzat icra edildi. Bu fiili toprak kayıpları da, TSK’nin komuta kademesinin Türk vatanının korunması görev ve yükümlülüklerini ihmal etmesinin en vahim örneklerindendir.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejiminin AKP tarafından değiştirilmek istenmesi, devlet hakimiyetinin Güneydoğu’da fiilen son bulmuş olması, Anayasa’nın değişmez ilkelerinin kaldırılarak Türk ulus devletine son verme çabaları, ülkenin ekonomik varlıklarının daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yağmalanması, tevhidi tedrisata son verilip milli eğitimin yok edilmesi ve yerine dini eğitimin getirilmesi ve IŞİD, Nusra Cephesi gibi İslami terör örgütlerine destek verilmesi, Türkiye’nin çok ağır bir tehdit altında olduğunun açık kanıtlarıdır. Geçen seçimlerde görüldüğü üzere, AKP iktidarda kalmak için her türlü seçim hilesi ve oyununa başvurmakta ve emrindeki Yüksek Seçim Kurulu ve hileli elektronik oy sayma sistemi vasıtasıyla seçim sonuçlarını kendi lehine döndürmektedir. AKP iktidarının seçimle gönderilmesi ve hesap sorulması ihtimal dışı olduğu açıktır. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de, AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan’a açıkça destek olarak hıyanete fiilen dahil olmuştur. Yüce Atatürk’ün dediği gibi, bu durum ve şartlar altında TSK, yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınamaz. Kaçınırsa, ihanete ortak olur; ve bu işin hesabını başta komuta kademesinden olmak üzere, Türk Milleti’ne tarih önünde vermek zorunda kalır.

Advertisements

Zahide Uçar : Erdoğan Türk Düşmanı Bir Katildir!!.

Son zamanlarda okuduğum en iyi, en cesaretli ve en gerçek yazı diyebilirim. Okuyun ve okutun. Türk düşmanı Tayyip Erdoğan ve AKP’ye karşı bilinçlenin.

******************************************************************************
Zahide Uçar (İlk Kurşun)

Adını koyalım artık. Erdoğan tam bir Türk düşmanıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başbakanlığını şeytani tuzaklarla gasp eden Erdoğan, tam bir Türk düşmanıdır.

Türk bayrağına, Atasına, ulus devletine, toprak bütünlüğüne, diline savaş açmıştır.

Devlete ait bütün değerleri işgal güçleri komutanı yaklaşımıyla “ganimet” bilip talan etmiştir.

Türk bayrağına düşman, Türk adına düşman BOP görevlisi bir devşirmedir.

Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Çünkü Azerbaycan bir Türk devletidir. O nedenle Ermenistan’a yalakalık olsun diye Azerbaycan bayrakları çöpe atıldı.

Çin’de katledilen Uygur Türklerini ağzına almadığı gibi, Çin’in devlet bütünlüğünü savunmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarları yerine Rum tarafının çıkarlarını savunmuş, milli kahramanımız Sayın Denktaş’ı kahrından öldürmüştür.

Ege’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkarlarını koruyan Deniz Kuvvetlerini çökertmiş, Yunanistan’ı rahatlatmıştır. Ege’deki adalarımızı Yunanistan’a peşkeş çekmiştir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek olduğunu bile bile, dünyanın en tehlikeli terör örgütlerine Türkiye’de üs vermiş, eğitim vermiş, para vermiş, lojistik destek sağlamıştır. Böylece Suriye ile Türkiye arasına “hayalini kurup 12 yıldır üzerinde azimle çalıştığı Yahudi Kürdistanı Devletinin” Suriye parçasını oluşturmak için Esad’a örtülü savaş açmıştır.

PKK ile mücadele edenleri esir almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmek için görevli, 40 bin kişinin ölümünden sorumlu küresel Fahişe Öcalan’ı rahatlatmış, BOP’nin eş başkanı olarak kendine eş başkan yapmıştır. Öcalan AKP’sinin iktidar ortağıdır. Dolayı olarak milletin meclisine sokulmuştur.

Erdoğan Irak Türkmenlerini Amerika’ya satmıştır. Barzani ile birlik olup Nil’den Fırat’a vaad edilen toprakları ilan etmek için kolları sıvamıştır. Kanlı terör örgütü İŞİD’e, insan kanıyla-etiyle beslenen yamyamlara Türkmenleri topraklarından sürme görevi verilmiştir. Türk milletinden gasp ettiği paraları İŞİD’e vererek Türk kanı kanı döktürüyor. Erdoğan Türk etiyle besleniyor. Türk kanıyla susuzluğunu dindiriyor. Kadim Türk yurtları Barzani’ye, yani İsrail’e peşkeş çekilmektedir.

Artık adını koyalım:

Erdoğan Türk düşmanı bir katildir.

Irak’ta dökülen Türkmen kanından birinci derecede sorumlu bir canidir.

Acıması olmayan, vicdanı iflas etmiş ÖRTÜLÜ BİR İŞİD militanıdır.

Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim(Türk Ata sözü)

Kendine Türk diyenler ve bütün Türk devletleri bu gerçeği ne kadar hızlı kabul ederse o kadar acil çözüm üretecektir.

NOKTA!!..

Zahide UÇAR

http://www.ilk-kursun.com/haber/186484/zahide-ucar-erdogan-turk-dusmani-bir-katildir/

Link

Ali Eralp: KAHROLSUN DEMOKRASİ…

Ali Eralp: KAHROLSUN DEMOKRASİ…

En büyük terörist AKP’dir.

Hem de uluslararası terörist. Kavgalı olmadığı tek komşumuz kalmamıştır. ÖSO katillerinin ve El Kaide’nin en yakın dostudur. Libya’da Kaddafi’yi devirmiştir, şimdi de Mısır’ın iç işlerine karışmaktadır.

Zorbalık onda. Baskı onda. Korkutma onda. Haksızlık, hukuksuzluk onda, talan onda…

Sivas Katliamında görev alan tüm avukatlar bugün AKP’den milletvekili.

Malzemeden çalarak, çürük binalar yapıp, 17 Ağustos depreminde, binlerce yurttaşımızın ölümüne neden olan müteahhitler hâlâ belediye başkanlığı görevini yürütmekte…

Deniz Feneri hâlâ belirsizliğini koruyor. Adam gibi soruşturma, inceleme yapıp, gerçekleri ortaya dökmek isteyen savcılar görevden alındı.

Deniz Feneri vurguncuları serbest şimdi… Özgür…

APO, mapo, Feto el üstünde, komutanlar içeride. Müebbet…

Suç ve cinayet uzmanı “Osman’ım” beraat…

Adam, salıverileceğinden o kadar emindi ki karardan dört ay önce eşi, 21 yıllık evine bırakmış, bir başka mekâna göç etmişti… Şimdi bir villada oturduğu söyleniyor…

Eline ömrü boyunca kâğıttan, kalemden başka bir şey almamış yazarlar, gazeteciler dört duvar arasında. Yıllarca en üst düzey devlet adamları ile birlikte düşünce alışverişinde bulunup, vatanın her bölgesinde, vatanı için görev yapan

Genelkurmay Başkanı müebbet hapse mahkûm…

Milletvekilleri tutsak…

Oysa savcıların “Osman’ın”, yargıçların “Osman Bey” diye hitap ettiği kişi, Atatürk’e “İngiliz Piçi” diyen caninin ta kendisidir.

Öz yeğenini satarak fuhuşa teşvik eden ve bundan dolayı 2 yıl, 6 ay hapis cezasına çarptırılan bu cinayet makinesi, suç işlemeye çok erken yaşlarda başlamış. 1982’de 12 cinayete karıştığını, yaşı küçük olduğu için yargılanmadığını, 1989’da cinayet suçundan 4 yıl hapis yattığını duruşmalarda kendisi söylemiş…

Kanıtlanan Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesini bombalama gibi eylemler de işin cabası…

Şimdi elini kolunu sallayarak gezmekte, turistik sahillerde tatil yapmaktadır…

Ama liseyi birincilikle, Kara Harp okulunu dördüncülükle bitiren Mehmet Ali Çelebi ise mahpus… Emniyette telefonuna 139 SEHVEN telefon numarası yüklenmesiyle tam 33 ay tutuklu kaldı. Sonradan suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakıldı.

Aradan geçen zaman zarfında hiçbir değişiklik olmamasına karşın, yeniden tutuklanıp dört duvar arasına kondu.

Cezası 16,5 yıl…

AKP’nin haksızlıklarını, hukuksuzluklarını anlatmaya kitaplar yetmez.

Başbakan, İçişleri Bakanı, bir yandan “Statlarda siyasi slogan attırmam” diye yırtınırken, bir yandan da kendi milletvekilleri Mursi resimli giysilerle tribünlerde boy gösterip, 4 parmak işareti yapıyorlar, yaptırıyorlar. Onlara karışan yok…

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Şimdi de “Mısır’la dayanışma” bahanesi altında Esenler, Dörtyol Meydanının adını RABİA olarak değiştirmeye, bazı mekânlara da MURSİ adını koymaya kalkıyorlar… Suçtan da öte bu, Cumhuriyete, laikliğe, Kemalist düzene karşı bir kalkışmadır, bir isyandır, başkaldırmadır…

İHANETTİR…

Elbette vakti saati geldiğinde Hesabı sorulur…

Birkaç gün önce de KATO Dağında, PKK paçavraları ve APO posterleri ile eşkıyalar, PKK’nın ilk silahlı eyleme başladığı gün olan 15 Ağustos 1984’ün yıldönümünü kutladılar… Büyük bir özgürlük ve serbestlik içerisinde… Rahatsız eden yoktu.

Kimse onları demir çubuklarla, palalarla, budaklı odunlarla dövmüyordu… Basınçlı su, gaz sıkan da yoktu.

Kato dağında, Türkiye cumhuriyetine karşı silahlı mücadeleye başlamanın yıldönümünü kutlamak serbest, ama statta slogan atmak yasaktı…

Veee… Şu geldiğimiz noktaya bakın. Sonunda bu da oldu diyecek bir eylem daha yaşadık.

Cuma namazından sonra, Fatih Camisinde toplanan bir kısım şeriatçı çevre, Mısır olaylarını protesto etmek amacıyla bir toplantı yaptı. Ön saflara da çocukları dizdi. Çocukların ellerinde pankartlar:

“Kahrolsun demokrasi, geliyor hilafetin sesi…”

“Demokrasi eşittir, küfür sistemi…”

“Ne darbe, ne demokrasi…”

“Biz ümmetten ve hilafetten yanayız…”

Bir koruma ordusu eşliğinde, saf tutanların arasında Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan da vardı… 11 yıllık mücadelenin sonunda “KAHROLSUN DEMOKROSİ” noktasına gelip dayandık…

Peki, nerede yapılıyor bu eylem? 1923 Devriminin gerçekleştirilip, laik düzenin kurulduğu, Hilafetin ve saltanatın kaldırıldığı Türkiye’de…

Ne diyorlar? “Egemenlik milletin değil Allah’ındır, milletin yerini din, ümmet alacak, demokrasinin yerini şeriat…”

Şeriatı getireceklermiş. Peki, hangi yüzyılda? 21. Yüzyılda. Ortaçağda değil.

Türkiye’nin bugünkü içinde bulunduğu ortam, Kurtuluş Savaşı yıllarından, hatta Osmanlının son dönemlerinden daha kötü, daha vahim bir ortamdır. Sevgili yurdumuz ABD ve yerli uşakları tarafından Ortaçağ karanlığına doğru son sürat götürülmektedir… Vatanımız fiilen bölünmüştür.

AKP, yüzde 30’u bile geçmeyen oyu ile yüzde 70’lik çoğunluk üzerinde tahakküm kurmaya, Cumhuriyet ve laik düzeni yok etmeye çalışmaktadır. Hedef, Federe İslam Cumhuriyetidir.

Ama onların unuttukları, hesaba katmadıkları bir kanun var: DEVRİM KANUNU…

DEVRİMİN KANUNU MEVCUT KANUNLARIN ÜSTÜNDEDİR…

Bir de zalimler ve zulüm karşısında direnme hakkı var. Haksızlığa direnmek tüm ulusların kabul ettiği evrensel bir haktır. Direnmek yaşamak demektir ve bu işbirlikçi iktidar karşısında direnmek, şimdi, Türk ulusunun da en doğal hakkı olmuştur.

Türk ulusu Kurtuluş Savaşında olduğu gibi günümüzde de bu karanlık gidişe, AKP’nin bu Ortaçağ yolculuğuna izin vermeyecektir.

Yasal, Anayasal, evrensel tüm direnme hakkını kullanarak bu çağdışı yürüyüşe “DUR” diyecektir…

İLK KURŞUN

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/154920

DÜNDEN BUGÜNE İÇDÜŞMANLAR, İŞBİRLİKÇİLER VE HAİNLER: HAİN PADİŞAHIN KAYMAKAMI VE İMAMI NASIL YUNANI DESTEKLEDİ

Uzun bir aradan sonra bütün okuyucularımıza yeniden candan bir MERHABA! Türkiye Cumhuriyetimize karşı AKP, Fetullah casusluk örgütü ve PKK tarafından ortaklaşa sürdürülen amansız iç mücadeleyi irdelemeye, gerçekleri kamuoyu ile paylaşmaya ve doğruları tekrar tekrar söylemeye devam edeceğiz. Ki bu doğrular, AKAPE ve Fetullah melunları tarafından kandırılan halkımızın bir kısmının kafasına dank etsin. AKAPE ve Fetullah şebekesine verilen desteğin vatana hıyanetle eşdeğer olduğunu anlasınlar.

Aşağıda geçen gün internette bulduğumuz, Milli Mücadele’nin ilk yıllarında Yunan işgali sırasında Ege’nin kasaba ve köylerinde bir kısım ahalinin işgalcilere nasıl destek verdiğinin hazin hikayesi yer almaktadır. Lütfen, okuyunuz ve okutunuz. Yunan Merkez Bankası’nın parasıyla finanse edilen Akhisarlı terzilerin ilçeyi—daha Yunan ordusu ilçeye girmeden—nasıl Yunan bayraklarıyla donattığı, Müslüman ahalinin Yunan ordusu için nasıl zafer takları hazırladığı, Akhisar kaymakamı ve müftüsünün Yunan karakoluna gidip işgal ordusunu nasıl Akhisar’a davet ettiklerini, imamın cuma namazında nasıl Yunan ordusu da halife efendimizin ordusudur diye vaaz verdiğini—vatanseverler olarak—içiniz  kahrolarak öğreneceksiniz. Aynı zamanda, bugün ülke yönetimini ele geçirip ülkemizi, ordumuzu ve cumhuriyetimizi içten yıkmakla meşgul olan melunların hıyanetliklerini de daha iyi anlayacaksınız.

Unutmayın ki bugün de bir işgal dönemi yaşıyoruz. Fakat şimdi işimiz daha zor çünkü bizi işgal edenler halkımızın bir kısmının desteğini almış durumda. Ne olursa olsun, işgalcilerin meşru seçimlerle iktidarlarını devretmeyi kabul edeceklerini sanmak ancak aptallıktır. Aşağıdaki yazıda Çerkes Ethem’in, Yüzbaşı Süleyman Sururi Bey’in ve bir avuç vatanseverin hainlerle nasıl başa çıktıklarının hikayesini ibretle okuyun. Ve okutun. Vatan borcudur.

Şafak vakti, Alb. Bekir Sami Bey ile beraberindekiler,  istasyonunda trenden inmişler, istasyonu şehir merkezine bağlayan ağaçlı yol üzerinde ilerlemeye başlamışlardır. Bekir Sami Bey köstekli saatini çıkararak bakar, ezan vaktidir, ama ezan sesi yoktur! 

– Ezanlar neden sustu?…

Birbirlerine sorarken, her taraftan birden sabah çanları patlar(!)

Biraz yürürler, her taraf Yunan bayrakları ile donatılmıştır. Sokak başları da zafer taklarıyla süslenmiştir.Sabah sabah, “zito Venizelos” naraları da eksik değildir. Gördükleri bu olay karşısında komutanların gözleri yaşlanır, derin üzüntülerle geri dönerler, sonra telgraf merkezine gelirler. Telgraf merkezinde makine başına geçerek durumu öğrenirler.

– Düşman Manisa’yı sarmış, Akhisar’a bir saat mesafededir, ama Manisa henüz işgal edilmemiştir. Öyleyse Akhisar’da şimdiden nedir bu çanlar, bayraklar, “zito Venizelos…” naraları?…

Alb.Bekir Sami Bey, Bergama, Turgutlu, Salihli, Alaşehir, Aydın, Ödemiş gibi merkezlere talimatlar geçer, Manisa ile de muhabere kurar, lâkin oradaki silahları kurtarmakta geç kalmıştır.

25 Mayıs 1919 Manisa işgal edilir. Akhisar henüz işgal edilmemiştir.Ama,Yunan Milli Bankasının fonlarıyla Akhisar’a girilmiştir. Gâvurun parasıyla desteklenen Akhisarlı terziler, Gece gündüz Yunan bayrağı dikerek,  Sokakları donatıyorlardı. Bunun üzerine  Akhisarlı Bakırcı Efe dağa çıkarak, Yerli işbirlikçi satılmışlara karşı,Savaşı başlatır.

Bekir Sami Bey ve Arkadaşlarına, Kaymakam  çok soğuk davranır; memurlar ve kentin ileri gelenleri yanlarına yaklaşmazlar, otelden atılırlar, başkaları da kabul etmez!…

25 Mayıs’ta Milli Mücadele’ye katılma kararı alan Çerkez Ethem ve arkadaşları yıldırım hızıyla 26 Mayıs akşamı on beş atlıyla Akhisar’a yetişmiştir. Çerkez Ethem’in yöntemi çok farklıdır.Akhisar Kaymakamı’nı yaka-paça evinden alır. Kaymakam’a Yunan bayraklarını kimin astığını sorar; “sen burada necisin?” diye sorar; Yunan bayrakları asan birkaç kişiyi evlerinin önünde vurur; kaymakam ve memurlara kendi elleriyle zafer taklarını yıktırır(!) Az sonra Yunan bayrakları bütün sokaklardan yok olmuştur…

Çerkez Ethem, Bekir Sami Bey’i ve arkadaşlarını, Akhisar’dan ayrılmak üzere ilk treni beklerken bulur. Birbirlerine hal hatır sorarken otelci gelir. Otelci korkudan mosmor olmuş, “bir yanlışlık olmuş…” falan der, onları oteline davet eder(!)

27 Mayıs günü Bekir Sami Bey, Yüzbaşı Selahattin ve Yüzbaşı Rasim Beyler yanlarına yedi er alarak Salihli’ye geçerler.

Yunan ordusu Manisa’yı işgal ettikten sonra hemen Manisa’nın ilçelerine doğru yayılmış, Akhisar’a 9 km. mesafedeki Kayışlar köyü’ne kadar gelmiş ve bir son “hudut karakolu” kurarak konuşlanmıştır.

Halit Paşa, Manisa’nın yerlisi olan Karaosmanoğlu soyundan gelmektedir ve Manisa’yı çok iyi bilmektedir. Akhisar’ın nüfus yapısını verir:

Akhisar’da 30.000 kişi Türk ve 5,000 kadar Rum vardır.

Rumların az olmasını işgal ihtimaline karşı “bir umut…” sayarak Salihli cephesine koşarlar…

Salihli cephesinde savaşırken, Parti Pehlivan’ın kızanlarından Giritli Küçük Hüseyin Efendi şehit olur. Eski mahkûmlardan 14 efe kurtuluşa kadar savaşmaya söz vermişlerdi: Onlar sözlerinde dururlar, kurtuluşa kadar savaşırlar, ancak ileriki günlerde ne yazık ki dokuzu şehit olacak, hayatta kalan beşi gazi olarak, 9 Eylül 1922 günü Parti pehlivan ile birlikte kurtuluşu görecekler ve denize kadar koşacaklardır…

Bu kahramanlar Salihli cephesinde savaşırken: Akhisarlı Rumların yanında eşraftan bir temsil heyeti ile kalabalık bir grup (Parti Pehlivan’ın anlattığına göre: Başlarında Akhisar kaymakamı ve Müftüsü de vardır) Kayışlar Köyü, Yunan karakoluna giderek, Yunan komutanına “iyi niyetlerini ve davetlerini bildirirler…” Karakol komutanı İstanbul-Pendik Köyü Rumlarındandır, Türkçe konuşur:

– “Bana beyaz bir at bulun, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girdiği gibi olsun.” Beyaz bir at bulunur…

Yunan karakol komutanı 5 Haziran 1919 günü yanında yalnız 120 asker olduğu halde, kilise çanlarının durmadan çaldığı bir ortamda ilerleyerek, hükümet konağına çıkar ve göndere yunan bayrağı çekilir. Bu gelişme üzerine bazı Akhisarlılar korkudan Sındırgı köylerine sığınırlar. Rum halkı ise bayramlardaki gibi yeni elbiselerini giyerek sokaklara dökülmüşler, hemen hepsi içkili olarak naralar atmakta, laternalar çalmakta, zafer takları yeniden kurulmuş, sel gibi bir bayram havası hüküm sürüyord…Kiliseler faal, minareler ıssız, Rum halkı çılgınlıklar içinde, Türkler pusmuş bir halde.

Milne kurallarına aykırı olarak yapılan bu işgal hareketi, Yunan işgal kuvvetleri komutanlığının dahi tepkisini çekmiştir.

Şikayetler üzerine 9 Haziran 1919 günü Yunan Birliği geri çekilir ve birliğin komutanı disiplinsizlik suçundan 20 gün hapse mahkum edilir.

11 Haziran 1919…

Çerkez Ethem, Halit paşa ve Parti Pehlivan, olayları duyar duymaz bir grup akıncı ile hışımla Akhisar’a gelmişlerdir…

AKHİSAR’DA TRAJEDİ

Parti Pehlivan’ın anlattıkları:

Kayışlar köyü Yunan Jandarma karakol komutanı ve bir grup askerin, davet üzerine Akhisar’ı işgal etmeleri sinirleri çok bozmuştur. Çerkez Ethem burnundan solumaktadır, hükümet konağının önüne öyle bir hışımla gelir ki, toz bulutundan göz gözü görmez olur…

Ortam çok gerilmiştir; Çerkez Ethem adamlarına emir verir:

“Kaymakamı alın!…

Kaymakam, hükümet binasının merdivenlerinden indirilirken Çerkez Ethem atından inmeden bekliyor, hırsından şaplağını çizmelerine vurarak çizmelerinde şaklatıyordu; sonra arkasına dönerek üç adamını görevlendirdi:

Şu kopil gâvur komutanını “halaskar gibi…” karşılamaya giden Müslüman gâvurlarını da getirin…

— “Bir masa üç sandalye bulun…”

Bulundu…

Sonra atından indi…

Kaymakamlık binasının önünde, çınar ağacının gölgesindeki taş sekinin üzerine divan kuruldu. Karşılama kafilesine katılan on beş Müslim kişi yakalanarak getirildi, içlerinde Akhisar Müftüsü de vardı. Rumların hepsi ortalıktan çekilmişti. Yalnız Rum’un biri fotoğraf çektirmek için getirildi. Oldukça kalabalık Müslüman ahali ise izleyici olarak toplanmıştı…

Çerkez Ethem masanın üzerine çizgisiz, sarı yapraklı tozlu bir defter koydu…

…Bizi de harp divanına almasın mı(!)

Ethem Ağa’nın boyu iki metre, önce Akhisar Kaymakamı’nı sorguladı?

Ona tepeden bakıyordu, eliyle çenesinin ucundan kaldırarak gözlerine baktı:

– “Kaymakam… Sen hangi milletin kaymakamısın?…”

Kaymakam titriyordu:

– “Osmanlı… Osmanlı tabii, ne diyeyim? E…”

– “Osmanlı kaymakamı ha…Hizmetin Yunan’a…”

… Kaymakam asıldı(.) Halktan bir alkış koptu…

Eşraftan bir baş efendi:

– “Sen ne iş yaparsın efendi?”

– “Ticaretle iştigal ederim…”

– “Ticaretinde vatanı satmak da var mıdır?”

– “Ben onlara uydum… ne bileyim?…”

…eşraftan baş efendi asıldı ve halktan çok alkış geldi…

Müftü Efendi’ye sıra gelince:

– “Biz hiç bir papaz görmedik ki Müslüman’a, müftüye temenna etsin…”

– “Sen papazlara niçin temenna ettin?…”

Müftü Efendi başını hiç kaldırmadı; yere bakıyordu, hiç cevap vermedi…

O suçlu bulundu; asıldı; fakat bir sessizlik oldu…

Bu idam için alkış olmadı…

Çerkez Ethem, sırada korkuyla bekleyenlere dönerek baktı; onlara sordu:

– “Bir daha yapar mısınız?…”

– “Hayııır!…”

– “İyi… Hadi gidin…” dedi.

Parti Pehlivan yıllar sonra şöyle demiştir: “Bu millet dün bu meydanda Yunan’ı alkışlıyordu, bugün bizi… yarın kimi alkışlayacaktır?…”

– Bu milleti bu hale getirenlerin “Allah Belasını Versin!…” diye beddua okur.

Kaynak: http://manisadirilis.blogspot.com/2011/01/isbirlikcilige-ve-kahramanlga.html

Albay Bekir Sami Bey,Alaşehir-Eşme-Sarıgöl bölgesinin direnişini örgütlemek için yine Teşkilatı Mahsusa’dan Yüzbaşı  Süleyman Sururi Bey’i görevlendirir.

Yüzbaşı,Alaşehir’de direnişi örgütleyecek sivil halk bulamaz.Sivil Halktan kimse yanaşmaz ve Cuma Selası verilir.Pazar Camiin de Cuma namazına gider.Hoca hutbede “Ey Müslümanlar’’ der. “Yunan Ordusu da Halife Efendimizin ordusudur. Sakın direniş göstermeyin’’ der.

Yüzbaşı Süleyman Sururi Bey çok kızmıştır ve namazdan sonra Belediye Reisini bulur ve imamı çağırtır. İmama niçin öyle söylediğini sorunca İmam;’’Emir geldi’’ der. Yüzbaşı hemen imamın derdest eder (Kafasına kurşun sıkar). Reis de İşgale karşı İngilizler gibi giyinmiştir ve başında Fötr şapka vardır. Yüzbaşı başındaki Kalpak’ı çıkarıp Reisin başına mıh gibi çakar ve de ‘’eğer bunu yatarken, banyo yaparken dahi çıkardığını görürsem senide derdest ederim’’ der. 4 askeri ile Hapishaneye geçer ve orada Irza geçmeden mahkum olmuş tüm Mahkumları kurşuna dizer. Cinayet ten mahkum olmuşları toplar ve ‘’Ya direnişe katılırsınız kahraman olursunuz yada hepinizi öldürürüm ‘’der. Mecburen mahkumlar katılır ve direniş bölgede bu şekilde başlar.

Kaynak: http://www.cagribey.com/arsiv.asp?k=1&b=135

Selam olsun AKAPE’nin ve Fetullah’ın  bürokratına, polisine, memuruna, amirine, müftüsüne, imamına, valisine, kaymakamına, hakimine ve savcısına!!!! 

AKP-PKK Anlaşması Açığa Çıktı-Cumhurbaşkanı Gül PKK’yla Müzakereyi Savundu

24 Ağustos 2010

Bloğumuzun 14 Ağustos’ta okuyucularına haber verdiği AKP ve PKK’nın ateşkes ve referandum anlaşması sonunda PKK’nın Kuzey Irak’taki elebaşısı Murat Karayılan tarafından da 18 Ağustos tarihinde kamuoyuna açıklandı. Karayılan’nın açıklaması şöyle:

“… Açıklanmasında bir sakınca görmediğimiz diğer önemli bir gelişme de; devletin, önderliğimizle (Abdullah Öcalan) geliştirdiği diyalog temelinde ateşkes talebinde bulunmasıdır.

Aslında önderliğimiz aradan çekilmişti, ancak talep üzerine yeniden devreye girerek hem yapılan çağrıları ve hem devletten doğru gelen istemi de dikkate alarak bir kez bir kez daha barışa ve demokratik çözüme şans tanınması için hareketimize bir mesaj gönderdi.

Değerlendirme sonucunda, hareketimiz barışa bir şans verilmesini yerinde buldu.”

(http://www.ntvmsnbc.com/id/25123811/)

Anlaşmanın baştan beri gizli kalmasını sağlamaya çalışan AKP liderliği ise, bu açıklama üzerine paniğe kapıldı. İlk 48 saat sessiz kalan AKP ve Erdoğan, daha sonra anlaşma iddialarını dile getirenleri iftira etmekle ve şerefsizlikle suçladı. Fakat güneş balçıkla sıvanamayacağı için AKP-PKK anlaşması kamuoyunda büyük bir infial yaratınca, hükümetin imdadına “tarafsız” cumhurbaşkanı Gül yetişti ve devletin terör örgütü ile diplomatik yoldan da temas kurmasının mümkün ve zaruri oluğunu belirtti. Yani anlayacağınız, bozacını şahidi şıracı. Gül bir defa daha, TC’nin değil AKP’nin cumhurbaşkanı olduğunu kanıtladığı gibi, terör örgütü PKK’nın muhatap olarak alınıp görüşülmesini desteklediğini beyan etti.

Bir Amerikan başkanı kalkıp, El Kaide ile görüşelim demez, diyemez. PKK’yı muhatap alalım diyen zat ise TC cumhurbaşkanlığı makamını çok güzel işgal eder ve bu makamı Türkiye’yi içten imha etmek için kullanır. Bunun karşısında ise hiçkimse birşey yapamaz!

Gizli PKK-AKP Antlaşması: Ateşkese Karşılık Özerklik

August 14th, 2010

Terör örgütü PKK, AKP hükümeti ile vardığı gizli anlaşma gereği 20 Eylül’e kadar ateşkes ilan etti. TURKEYEXPOSED’un güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre, AKP liderliği BDP ve PKK nezninde, Kürtlerin referanduma kollektif desteğinin ve EVET şeklinde tutum almalarının sağlanması konusunda gizli girişimlerde bulundu. Fakat PKK, Anayasa değişikliği tasarısına Kürtlerle ilgili açık maddelerin eklenmesini, EVET’in desteklenmesi için önşart koştu. AKP tarafı ise, Kürt kimliğinin anayasaya sokulması için ortamın yeterince olgun olmadığı belirterek PKK’nin isteğinin yerine getirilmesinin “henüz” imkansız olduğunu ifade etti. Fakat arada ilk anda oluşan bu kopukluğa rağmen, görüşmeler sonucu iki taraf ortak bir anlaşma zemini bulmayı başardı.

Bu anlaşmaya göre, PKK’nın referandum sürecinde hükümeti zor duruma düşürebilecek ve halkın HAYIR’a yönelmesini teşvik edecek saldırılardan uzak durması karşılığında, AKP hükümeti “özerklik” kavramının tartışılmasına ses çıkarmama taahhüdünde bulundu. İşte bu çerçevede, 7-8 Ağustos 2010 tarihleri arasında Diyabarkır’da BDP tarafından organize edilen özerklik kongresi, çalışmalarını hiçbir resmi makam tarafından rahatsız edilmeden tamamladı. Kongre sonunda yapılan “Kürdistan’a Özerklik” çağrılarına, AKP tarafından ve hükümetten bir tepki gösterilmemesi de bu gizli anlaşma çerçevesinde değerlendiriliyor. AKP, referandum sonunda çıkacak sonuca göre, Kürtlere özerklik verilmesi konusunda daha ileri adımları atma taahhüdünde bulundu.

Referandumda evet çıkması durumunda PKK’nın belirli bir süre Güneydoğu Anadolu’daki belirli Kürt bölgelerine özerklik verilmesi konusunda AKP hükümetinin girdiği angajmanı yerine getirip getirmediğine bakacağı, AKP’nin adımlarından tatmin olması durumunda ateşkesi uzatacağı ifade ediliyor. Referandumdan hayır çıkması durumunda ise PKK’nın eylemsizlik kararının otomatik olarak yürürlükten kalkacağı ve örgütün hedeflediği özerklik sürecine ivme kazandırmak için saldırılarını yeniden başlatacağı bildiriliyor.

Referandum, AKP’nin 2030 Master Planı çerçevesinde hayati ehemmiyeti haiz bir kilometre taşı olarak telakki ediliyor. 2030 Master Planı’na göre, Türkiye’nin global konjonktür dahilinde “daha etkin idare edilebilmesi için” (for the sake of a more efficient administration of Turkey within the current global conjuncture) ÜÇ parçaya bölünmesi öngörülüyor. AKP’nin anayasayı değiştirmesi, bu planın başarıya ulaşması için en önemli adımlardan biri olarak görülüyor. Bu amaçla AKP ve PKK’nın işbirliği, referandumdan EVET oyunun çıkmasının sağlanmasının olmazsa olmaz koşulu olduğu belirtiliyor. 2030 Master Planı hakkında ayrıntıları bloğumuzdaki şu linkte okuyabilirsiniz: https://turkeyexposed.wordpress.com/2009/12/26/akp%E2%80%99nin-turkiye-2030-master-plani/

HIYANET BEŞLİSİ: GÜL, ERDOĞAN, DAVUTOĞLU, ARINÇ, ÖCALAN

Turkiye'nin basdusmanlari
Türkiye'nin başdüşmanları

Bu hıyanet beşlisini iyi yanıyın. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti özelliğini ve bölünmez bütünlüğünü yoketme amaçlı hareket eden bir harami çetesidir.

  1. Abdullah Gül
  2. Tayyip Erdoğan
  3. Ahmet Davutoğlu
  4. Bülent Arınç
  5. Abdullah Öcalan

Bunların ilk dördü, AKP adlı mel’un örgütün ağababaları. İktidara, Türkiye’deki bir kısım cahil ve vatan haini kısımlarla, kandırılmış kesimlerin oylarıyla geldiler. Amaçları, Türkiye’yi islami bir diktatoryaya çevirip iktidarlarını sonsuza kadar korumak. Din ve imanla uyuşturdukları cahil halkı iliklerine kadar sömürüp, pis, kokuşmuş oryantal düzenlerini devam ettirmek. Beşinci ise, TC’yi yok etme planını silahla gerçekleştirmek isteyen kanlı bir terör örgütünün lideri. Fakat hepsinin amacı aynı: TC’yi imha etmek, yerine bir İslam-Kürt hilafeti kurmak.

AKP, Türkiye için geliştirdiği 2030 yılı master planı çerçevesinde PKK ve onun siyasal temsilcisi BDP ile geniş çaplı işbirliği içinde. “Kürt açılımı” çerçevesinde Türkiye’ye giriş yapan teröristler, Habur’da çiçeklerle karşılandılar ve AKP’nin yargıya verdiği talimatla gözaltına alınmadan serbest bırakıldılar. AKP, meclisten geçirmek istediği ve TC’nin temel özelliklerini değiştirmek, yargıyı AKP denetimi altına almak, ve tüm devlet  kurumlarını ele geçirmek amaçlı yasalar için BDP ile sıkı işbirliği içinde. AKP’nin dışişleri bakanı sıfatlı hokkabazı Ahmet Davutoğlu, PKK terörünün hamisi, Kuzey Irak kabile reisi Mesut Barzani’yi Ankara’da önüne kırmızı halılar sererek karşıladı ve kendisine “Kak Mesut” (Mesut Abi) diye hitap etti. Bütün bunların sonucu, 2010’un Mayıs ve Haziran aylarında azan terör, basılan karakollar, patlatılan bombalar ve verilen onlarca şehit… TC Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden azılı AKP lideri Gül, 2009’da “Güzel şeyler olacak” demişti. Güzel şeyler diyerek herhalde, bugünleri kasdetti. Al sana “Açılım”! Al sana “Kak Mesut”! Al sana “Güzel günler”!

Bu beşli, ne kadar yırtınırlarsa yırtınsınlar, hain planlarını gerçekleştiremeyecekler. Türkiye Cumhuriyeti, onların düşündüğünden daha güçlü ve Türk Ulusu, namusunu onlara kaptırmayacak kadar onurlu.