7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin Galibi AKP Olacak

2 Haziran itibariyla, Haziran 2015 Genel Seçimlerine bir haftadan az bir süre kaldı. Çeşitli kamuoyu yoklamaları, AKP’nin oy kaybına uğrayacağı işaretini veriyor. Fakat AKP, gerçekte oy yitirse dahi, iktidarı kaybedecek mi? Daha doğrusu iktidarı kaybetmeyi göze alabilir mi? AKP ve Tayyip Erdoğan’ın, hükümet oldukları 2002 yılından bu yana uyguladıkları TC’yi dönüştürücü ve rejimi yıkıcı politikaları gözönüne alınırsa, bu sorunun yanıtı HAYIR’dır.

Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin tüm icraatları, bildiğimiz laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp, yerine İslam dinine dayanan ve tüm gücün bir tek egemenin yani Erdoğan’ın elinde toplandığı bir otokrasi kurmak üzerine olmuştur. Tayyip’in ve AKP’nin yaptıklarını, bu blogda çeşitli defalar dile getirdik. Tayyip ve AKP, bütün bu icraatlarla, idam cezasını gerektiren vatana hıyanet ve Türk Ulusuna açıkça düşmanlık suçlarını işlemiştir. Bunun dışında Suriye’deki IŞİD katillerine ve Libya’daki radikal islamcı guruplara silah, para ve lojistik destek vererek, küresel çapta terörü destekleyen bir konuma düşmüştür. AKP’nin iktidardan uzaklaşması, Tayyip Erdoğan ve AKP liderliği ve bürokrasininin, adalet karşısına çıkmaları ve Türkiye’ye ve insanlığa karşı işledikleri suçlar için hesap vermeleri demek olacaktır. Bu yüzden, 2015 Haziran seçimlerinde AKP, oyu ne olursa olsun iktidarı terketmeyecektir.

Bu nedenle, 2015 genel seçimlerinin bir ferahlama ve kurtuluş getirmesini beklemek safdillik olacaktır. AKP’nin iktidardan sökülüp atılması, ancak süngü ve halkın güç kullanması yoluyla olasıdır. İnsanlık tarihinde diktatoryalar ve zorba rejimler, hiçbir zaman demokratik seçimlerle ve kendi rızalarıyla iktidarı teslim etmemişlerdir. 2015 Türkiyesi de bir istisna olmayacaktır.

Advertisements

Türk Silahlı Kuvvetleri İhanet İçinde

Tayyip Erdoğan idaresindeki AKP terör teşkilatının iktidara geldiği 2002 yılından beri hedefi, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine, dini esaslara dayalı, Kürtlere özerklik tanıyan bir federasyon kurmak. AKP bu hedefine ulaşmak için CIA kontrolündeki Fethullah Hoca Cemaati, PKK, şeriatçı örgütler, cihatçı teröristler ve Türkiye’nin düşmanı olan çeşitli iç ve dış mihraklarla işbirliği içinde çalıştı ve çalışmakta. Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamakla yükümlü Türk Silahlı Kuvvetleri ise, bu vahim durum karşısında tepkisiz ve suskun. Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmak, Türk vatanını bölmek ve Türk Milleti’nin egemenliğinin yerine bir diktatörün egemenliğini koymak isteyen AKP’ye karşı TSK’nin kayıtsızlığı, kanunen bir suç ve Türk tarihinin yazdığı en büyük ihanettir.

AKP, ulusal ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırıp, çokuluslu bir federasyon kurmayı, laik sistemi değiştirip İslam şeriatına dayalı bir hilafeti yeniden diriltmeyi hedeflediğini, iktidara geldiği 2002 yılından beri başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere liderlik kadrosunun beyanatları ve icraatları ile açık ve seçik olarak gösterdi. AKP’nin söylemleri ve izlediği politikalar, 2030 Türkiye Master Planı’nın icrasıdır. Bu plan kaba hatları ile,

  1. Atatürk Devrimleri’ni kaldırıp toplumu İslamileştirmek,
  2. Türkiye’de cumhuriyet rejimine son verip devlet idaresini İslami esaslara dayandırmak,
  3. Kurucu unsur olan Türk milletinin adını Anayasa’dan ve devlet yapısından silerek Türkiye’yi çokuluslu bir Anadolu federasyonuna dönüştürmek,
  4. Parlamenter-demokratik sisteme son verip, yasama-yürütme-yargı erklerini Tayyip Erdoğan’ın elinde toplayarak dikta idaresi kurmak

üzerine odaklanmıştır. Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından belirttiği gibi AKP demokrasiyi, gidilecek hedefe, yani dinsel diktatoryaya varıncaya kadar binilecek bir araç olarak kullanmıştır. Demokratik yollardan iktidara gelip demokrasiyi ilga etmek, anayasal bir suçtur. AKP bu hedefe ulaşmadaki tüm iç engelleri, yargı, emniyet, medya, sivil toplum örgütleri ve muhalefeti etkisiz hale getirmiştir. Bu durumda, AKP’ye karşı durabilecek tek güç, TSK’dır. Fakat TSK, anayasayı ve TC rejimini koruma sorumluluğu karşısında kayıtsız ve hareketsiz durmaktadır.

AKP, karşıdevrim programını yürütürken kendisine karşı gelebilecek laik, cumhuriyetçi ve ulusalcı aydın, yazar, akademisyen, asker, toplumsal ve siyasal aktörleri Fethullah Cemaati’nin yargı ve emniyetteki örgütlenmesi eliyle düzmece siyasal davalarla hapse attırdı. TSK’yi bu kumpas kampanyasında en önemli hedef haline getiren AKP ve Cemaat, Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk sözde davalarıyla üst düzey kurmay kademesinin üçte birini safdışı bıraktı. Yıllarca zindanlara kapatılan yüzlerce üst düzey askerin bir kısmı bu işkencelere dayanamayarak yaşamını kaybetti veya intihar etti; düzmece Balyoz planı bahanesiyle Trakya’da yapılacak bir savaşın gazetelerde ifşa edilen planlarını değerlendiren Yunanistan, bütün savunma planlarını buna uygun olarak değiştirdi; AKP ve Cemaat savcıları Bülent Arınç’a sözde suikast iddiasıyla TSK’nin kozmik odasına girerek ordunun ultra gizli savaş-savunma planlarını kaçırdı ve yabancı istihbarat örgütlerine servis ettiler; AKP sözde Çözüm Süreci bahanesiyle TSK’nin PKK’ya karşı harekat kabiliyetini kısıtladı ve Güneydoğu’da askeri kışlasına hapsedip PKK’nın bölgeyi fiilen kontrol altına almasını sağladı. 2015 Mart itibarıyla TSK, Güneydoğu’da PKK’nın kendi mahkemelerini kurmasına, vergi toplamasına, gençleri dağa kaldırmasına, ve kaymakam-vali atamasına ve böylece devlet hakimiyetini fiilen ortandan kaldırmasına sesini çıkarmıyor. Güneydoğu’daki TC polisi karakoluna ve TSK da kışlasına hapsolmuş durumdayken, çarşı iznine çıkan askerlerimiz enselerinden kurşunlanarak şehit edilirken, Türk vatanını korumak ve kollamak için güya yemin eden TSK tamamen sessiz ve tepkisiz.

Hile ve desise ile cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ailesi ve yandaşları ile tüm ülkeyi ve kaynaklarını yağmalamakta. AKP’nin el atmadığı toprak parçası, özelleştirmediği devlet kuruluşu, satmadığı emlak, yağmalamadığı milli servet kalmamış… Bunların yanında Erdoğan, yasama-yürütme-yargıyı kendinde toplanmış, devleti şeriat temelli bir yapıya dönüştürmekte, PKK ile federasyon pazarlıkları yaparak TC’nin üniter devlet yapısını yok etmekte. Milli Bayramlarımızı kutlamak yasaklanmış, andımız yasaklanmış. Milli Eğitim’i işgal eden şeriatçı kadrolar, Türk milli eğitimini yokederek gerici ve yobaz bir sistemle değiştirmekte, üniversiteden anaokullarına kadar gençliğimizin beynini yıkamakta ve geleceğin terörist-intihar bombacısı ordusuna milyonlarca eleman yetiştirmekte… Yine bütün bu olanlar karşısında TSK umursamaz bir tavır sergilemekte.

AKP işlediği bu anayasal suçlara karşı kendisini sağlama almak için, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” ifadesini, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirdi.

Ayrıca, 2010 yılında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olarak adlandırılan Kırmızı Kitap’taki tehditler arasında sayılan “irtica”yı bu kitaptan, yani ulusal tehdit sıralamasından çıkardı. Bu değişikliklerle AKP, TSK’nin görev ve sorumluluğunu sadece dıştan gelen tehditlerle sınırlayıp, aynen kendinin yaptığı gibi dinci ideolojiye dayanan bir iç düşmanın Türkiye’de hükümeti, yargıyı ve tüm devleti ele geçirip rejimi değişikliğiyle Cumhuriyeti içeriden imha etmesi tehdidine karşı TSK’yı yetkisiz bırakmak amacı güttü. Bütün bunlar karşısında başta komuta kademesini oluşturan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Akın Öztürk ve Jandarma Genel Komutanı Org. Abdullah Atay olmak üzere TSK’dan AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a hiçbir itiraz veya muhalefet gelmedi.

Bunların dışında, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait 16 adet adacık ve kayalığı işgal etmesine karşı TSK bir tutum sergilemedi. Aynı şekilde, Türkiye’nin yurtdışındaki tek Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nden çekilmesi de TSK tarafından bizzat icra edildi. Bu fiili toprak kayıpları da, TSK’nin komuta kademesinin Türk vatanının korunması görev ve yükümlülüklerini ihmal etmesinin en vahim örneklerindendir.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejiminin AKP tarafından değiştirilmek istenmesi, devlet hakimiyetinin Güneydoğu’da fiilen son bulmuş olması, Anayasa’nın değişmez ilkelerinin kaldırılarak Türk ulus devletine son verme çabaları, ülkenin ekonomik varlıklarının daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yağmalanması, tevhidi tedrisata son verilip milli eğitimin yok edilmesi ve yerine dini eğitimin getirilmesi ve IŞİD, Nusra Cephesi gibi İslami terör örgütlerine destek verilmesi, Türkiye’nin çok ağır bir tehdit altında olduğunun açık kanıtlarıdır. Geçen seçimlerde görüldüğü üzere, AKP iktidarda kalmak için her türlü seçim hilesi ve oyununa başvurmakta ve emrindeki Yüksek Seçim Kurulu ve hileli elektronik oy sayma sistemi vasıtasıyla seçim sonuçlarını kendi lehine döndürmektedir. AKP iktidarının seçimle gönderilmesi ve hesap sorulması ihtimal dışı olduğu açıktır. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de, AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan’a açıkça destek olarak hıyanete fiilen dahil olmuştur. Yüce Atatürk’ün dediği gibi, bu durum ve şartlar altında TSK, yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınamaz. Kaçınırsa, ihanete ortak olur; ve bu işin hesabını başta komuta kademesinden olmak üzere, Türk Milleti’ne tarih önünde vermek zorunda kalır.

TÜRKİYE AKP’DEN NASIL KURTULUR: ULUSAL AKSİYONA ÇAĞRI

2014 Ağustos itibarıyla ülkemizin durumu karanlık. İktidara geldiği uğursuz 2002’den bu yana geçen 12 yıl zarfında AKP, Türkiye’yi sosyal, politik ve ekonomik yönlerden dönüştürüp tamamen farklı bir ülke yaratmak amacıyla uygulamaya koyduğu Master Plan çerçevesinde büyük mesafe katetti. Bu Master Plan, Türkiye’yi laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti, cumhuriyet idaresi ve ulus devletten, çok milletli, Selefi zihniyete dayalı bir şeriat devletine çevirme planıdır. Bu planın dönüm noktası 2023, ana hedefe varış tarihi 2030’dur; bu nedenle 2030 Master Planı olarak da adlandırılabilir. 2014 itibarıyla, Türk Ulusu’nun yokedilmesini hedefleyen bu planı demokratik sistem ve yöntemler içerisinde engellemek mümkün değil çünkü bu zor ödevi başarabilecek siyasi muhalefet, sivil toplum kuruluşları, yargı ve basın-yayın organları da dahil olmak üzere tüm sivil unsurlar AKP ve suç ortakları tarafından nötralize edilmiş durumdadır. Seçim sistemi, oy sayım ve döküm mekanizmaları AKP tarafından ayarlanmış, seçmen kütükleri düzmece bir şekilde düzenlenmiş ve 2002’den bu yana bütün seçimlerde giderek yaygınlaşan hile ve oy hırsızlığı ile millet iradesi gasp edilmiştir. Bir işgal gücü gibi hareket eden AKP’nin normal seçimlerle gönderilmesi imkansızdır. Bu işgal ve tecavüze karşı Türk Milleti’nin aynen Milli Mücadele dönemindeki gibi zor kullanması, tek meşru müdafaa yöntemi olarak yasal ve gerekli hale gelmiştir.

AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ulusuna Yaptığı Kötülükler:

12 sene boyunca dış destekli Fetullah terör şebekesi, Cumhuriyet düşmanı çıkar çevreleri, cemaatler, tarikatlar ve Türkiye’yi Yugoslavya gibi parçalamak isteyen dış güçler ile ittifak kuran AKP, metodik bir şekilde Türk toplumunu esir almış, polis, yargı ve silahlı kuvvetler de dahil olmak üzere, devlet mekanizmasını tamamen ele geçirmiştir. Türk milliyetçisi, Atatürkçü komutanlar ve subaylar sahte suçlamalarla hapse atılmış, vatansever kamu personeli kıyıma uğratılmış, yerlerine AKP’nin memuru olarak hizmet etmekle görevli, çoğunlukla imam hatip kökenli, gerici ve Türk düşmanı valiler, kaymakamlar, memurlar atanmıştır. AKP, emniyet teşkilatını, aralarındaki ittifak bozulana kadar Fetullah şebekesinin desteği ile kendi milis kuvveti olarak yeniden dizayn etmeye çabalamış, bunun yanında MİT’i de ulusal ve uluslararası alanda kendi pis ve illegal işlerini halleden özel güvenlik kuvveti haline getirmiştir.

Ekonomi alanında, özelleştirme adı altında kamu kuruluşları AKP yandaşlarına yok pahasına satılmış, devlet arazileri, SİT alanları, doğal parklar, ormanlar, yaylalar, birinci sınıf tarım arazileri yasadışı olarak imara açılarak AKPlilere eşi benzeri görülmemiş derecede rant sağlanmış, vatanın cennet köşeleri maden ve hidroelektrik santrali inşası için hısım, akraba ve yandaşlara peşkeş çekilmiştir. Bu şekilde AKP, kendisini destekleyecek bir İslami burjuvayı yaratarak devletin sonsuz olanakları ile zenginleştirmiştir. Terazinin öbür yanında ise, bu yağma, sömürü ve hırsızlık düzeninin ezdiği ve her geçen gün fakirleştirdiği halk tabakalarını, istihdamı arttıracak büyüme odaklı bir planla kalkındırmak yerine, devletin yardım ve ianelerine muhtaç hale düşürmüş ve aynı zamanda kendisinin bir oy deposu haline getirmiştir.

AKP, 12 yıllık iktidarı süresince basını susturmuştur; işadamlarını tehdit ederek bir havuzda toplattığı 600 milyon dolarla kendi gazete ve televizyon ağını kurmuş, ana akım basını vergi cezalarıyla kendi şakşakçısı haline getirmiştir. Muhalif gazete ve televizyon sayısı bir elin parmakları ile sayılacak kadar azdır. Gece gündüz AKP’nin kara propagandasına maruz kalan Türk halkının büyük bir çoğunluğu bu partinin Türkiye’ye verdiği tahribatı kavramaktan uzaktır. AKP’nin foyasını meydana çıkartacak ve bu habis tehlikeyi önleyebilecek askeri kadrolar, muhalif yazar, akademisyen ve düşünce önderleri, Fethullah terör şebekesi bir maşa olarak kullanılarak Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davası gibi kumpaslarla hapislerde süründürülmüştür. Bu vatansever kadrolardan birçoğunun serbest kalması, ancak yakın zamana kadar sürmüş olan AKP-Cemaat ortaklığının son bulması ve bu iki tarafın çıkar çatışması sebebiyle birbirlerinin aleyhine dönmeleri sonucu mümkün olmuştur.

AKP’nin 12 yıllık iktidarındaki yolsuzluk ve hırsızlık sicilinin eşi ve benzeri Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiştir. Tayyip Erdoğan ve ailesinin yolsuzlukları 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmaları ile su yüzüne çıkmış, devleti nasıl soydukları kaydedilen telefon konuşmalarında kendi seslerinden ifşa olmuştur. Ailecek, kara para aklamaktan arazi yağmasına, kamu ihalelerinden komisyon almaktan devlet bankalarının hortumlanmasına kadar bulaştıkları hırsızlıklar belgelenmiştir. Yolsuzluk ve soygun, Tayyip ve ailesi ile sınırlı olmayıp, AKP’nin ekonomik modus operandi’sidir ve yeni Müslüman, veya doğru tabiriyle süslüman, burjuvazinin sermaye birikiminin temelidir. AKP’liler ve diğer yobaz çevreler, Türkiye Cumhuriyeti’ni “dar-ül harp” yani savaş kapısı, harp edilecek gavur toprağı olarak gördüklerinden, ülkemizin kaynaklarını insafsızca yağmalamak onlar için mübah, yani dinen caizdir.

AKP, kendisine karşı gelen Türk halkına karşı terör estirmektedir. Tayyip Erdoğan, hükümet veya AKP aleyhine söz söyleyenler, sosyal medyada yazıp çizenler, kamuya açık yerlerde beyanda bulunanlar polis ve yargının hışmına uğramaktadır. AKP’ye muhalif olmak, bir vatandaşın işini kaybetmesi, bir işadamının vergi denetimi ile iflas ettirilmesi, bir çocuğun gözaltına alınması, bir gencin polis tarafından hunharca dövülmesi için yeterli bir nedendir. Gezi Parkı’nda AKP’nin baskı ve zulümlerine karşı isyan eden Türk halkına karşı AKP polisi, acımasızca saldırmış, gözyaşartıcı bomba fişeklerini vatandaşlarımızın kafalarına hedefleyerek on kadar gencimizi öldürmüş, başka onlarcasını kör veya sakat etmiştir. AKP polisi, TOMAlardan püskürttüğü tazyikli suların içindeki karışımla Türk halkına karşı kimyasal silah kullanmıştır.

AKP’nin PKK ile işbirliği yapması, 2030 Master Planı’nın bir gereğidir; çünkü bu plan TC’nin güneydoğusunda otonom bir Kürt bölgesi kurulması ve TC’nin bir federasyona dönüşmesini öngörmektedir. Bu bölgede Kürtleri temsilen hak iddia eden ve 30 yıldır terör eylemleriyle bölgeye hakim olmak isteyen PKK, AKP için doğal bir muhataptır. Bunun dışında PKK ile ittifak, AKP’nin Milli Uyanış’a karşı iktidarını devam ettirebilmesi için de bir zorunluluk haline gelmiştir; çünkü PKK’ya verilen sözler karşılığında örgüt silahlı elemanlarını güya Türkiye’nin dışına çıkartarak Türk kamuoyunun gözünü boyamış, silahlı eylemlerini belirli bir süre askıya alarak da kamuoyunda AKP hükümetine karşı oluşacak nefret ve tepkilerin önünü almıştır. Böylece AKP iktidarına destek olan PKK, ona TC’yi bölme yolunda izlediği süreçte başarılı olması için zaman kazandırmıştır.

AKP-PKK işbirliği 2009’daki Habur süreci ile su yüzüne çıkmış, 2010 Anayasa değişikliği referandumu, 2011genel seçimleri ve 2014 yerel seçimlerinde AKP’nin verdiği yeni haklar ve tavizler karşılığında PKK’nın eylemsizlik tutumu ile ileri bir düzeye ulaşmıştır. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçimlerinde Kürtlerin desteğine karşı özerklik sözü vermesi ile ihanet doruk noktaya ulaşmıştır. 2014 Temmuz itibarıyla Güneydoğu Anadolu’da PKK, AKP hükümetinin gösterdiği müsamaha altında bağımsız bir devlet gibi hareket etmektedir: Kurduğu sözde mahkemeler vasıtasıyla kendi hukukunu uygulamakta, devlete ödenmesi gereken elektrik ve su ücretlerinin ödenmesini engellemekte, vatandaşlardan vergi toplamakta, ve kendi sözde güvenlik kuvvetleri ile yol kesip kimlik kontrolü yapmaktadır. Ankara’dan gelen emirler doğrultusunda asker kışlasından, polis karakolundan çıkıp, PKK’ya müdahale edememektedir. PKK’nın siyasal kolu BDP, güneydoğudaki petrol, su ve elektrikten pay istemekte, bölgede ekonomik özerklik için kongreler toplamaktadır. Anayasaya aykırı olarak Kürtçe eğitim veren okullar peydah olmuştur. Türk bayrağı, resmi binalara dahi çekilememektedir. Sonuç olarak TC’nin güneydoğusunda devlet otoritesi tamamen sıfırlamış durumdadır; kurulmuş fakat ilan edilmemiş bağımsız bir devlet oluşumu ortaya çıkmıştır.

AKP Kürtlere özerklik verip Türkiye’yi bölmek için Kuzey Irak’taki sözde Kürt idaresi ile de elele vermiştir. Erdoğan, Barzani’yi Diyarbakır’da karşılayıp kucaklarken, Türklük bilincinden yoksun AKPliler bu azılı Türk düşmanı ve PKK destekçisine “Türkiye seninle gurur duyuyor” şeklinde tezahürat yaparak, milletimize olan kinlerini kusmuşlardır. Başbakan yardımcısı Kürt kökenli Hüseyin Çelik, “Irak bölünürse Kürdistan bizim kardeşimizdir” diyerek Kuzey Irak’taki oluşumu Kürdistan olarak nitelemiş ve Irak’tan ayrılıp bağımsızlık ilan etmesine destek vermiştir. Tayyip Erdoğan ve birçok AKP’linin Kuzey Irak’taki korsan oluşuma sevgisinin önemli bir nedeni de ile bu bölgeyle olan akçeli iş ve ticaret ilişkileridir. AKP, Barzani’nin Kuzey Irak petrollerini gasbedip bunları uluslararası piyasalarda Irak hükümetinden bağımsız pazarlamasına yardımcı olmaktadır. Böylece hem Türkiye’yi bölmekte hem de ceplerini doldurmaktadırlar.

Barzani’ye verdiği destek yanında, Suriye içsavaşında El Nusra ve IŞİD teröristlerine verdiği silah, mühimmat ve lojistik destekle de, AKP hükümetinin Türkiye’nin, komşularının toprak bütünlüğünü savunan geleneksel politikasını alt üst edip, bu ülkelerin bölünmesi çabalarında aktif rol aldığının en açık kanıtıdır. Buna, Erdoğan hükümetinin IŞİD’i terörist olarak tanımlamayı reddetmesi de eklenirse, Irak ve Suriye’de dökülen binlerce masumun kanından AKP’nin doğrudan sorumlu olduğu ve bunun hesabını uluslararası forumlarda er veya geç verecekleri yadsınamaz bir gerçek olarak belirir.

AKP, ümmetçidir ve Türk Milliyetçiliğine düşmandır. Kendisi Gürcü karısı Arap olan Tayyip Erdoğan “Türk Milliyetçiliğini ayaklarımın altına aldım” demiştir. Tayyip, TC’yi yıkabilmek için, önce kurucu ideoloji olan Türk Milliyetçiliğini hedef almıştır. Hiçbir zaman Türk milletine ismiyle hitap etmemiş, sadece “bu millet” veya “benim milletim” ifadelerini kullanmıştır. Bundan kastı ise birbirine ulusal bir bilinç ile bağlı yurttaşlardan oluşan Türk milleti değil İslam ümmetidir. Tayyip, bu şekilde sadık oluğu siyasal İslam ideolojisine uygun davranmaktadır çünkü bu ideoloji ¬“kavmiyet ” diye adlandırdığı milliyetçiliği reddetmektedir; bütün Müslümanlar dili, ırkı, rengi ne olursa olsun İslam bayrağı altında toplanmalı ve Halife’ye biat etmelidir.

Böyle bir dünyada, ırk, dil ve etnik köken temelinde kurulu devletlere yer yoktur. Onun için Türk Milliyetçiliğine dayanan TC yok edilmeli, Kürtlerle ve Araplarla bir federasyon kurulmalıdır. Bu nedenle, devlet kurumlarından ve bankalarından TC ibaresinin kaldırılması, başkanlık sistemine geçiş, yasama-yürütme-yargı erklerinin bağımsızlığına dayanan güçler ayrılığının ilgası, PKK’ya tanınan serbestlikler ve Güneydoğu’da özerkliğe geçiş adımları, tevhid-i tedrisat ilkesinin ihlali ile imam hatiplerin ulusal eğitimin omurgası haline dönüştürülmesi, diğer okullarda din eğitiminin yaygınlaştırılması, türbanın okullarda, kamu kurumlarında ve hatta TBMM’de serbest bıraklıması şaşırtıcı değildir. Tüm Cumhuriyet devrimleri bir bir yok edilmektedir. Hedef, dini yönetime dayalı federatif bir hilafet sistemidir.

Muhalefetin durumu:

Bu vahim manzara karşısında muhalefet tamamen etkisizdir. Kemal Kılıçdaroğlu denilen piyon, CHP’nin başına Cemaat ve AKP operasyonu ile getirilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun AKP’ye karşı yaptığı muhalefetin mihenk taşı yolsuzluk konusudur; onun dışında CHP ve MHP, AKP’nin TC’nin varlığına ve birliğine kastetmesi, ülkemizi bölmek için PKK ile anlaşması, laik sistemi yok etmek için attığı adımlar, eğitimin dini esaslara bağlanması girişimleri gibi esas konularda sessiz kalmaktadırlar. Hatta açılım konusunda CHP, AKP’ye mecliste destek de vermiştir. CHP lideri Kılıçdaroğlu, parti liderlik kadrolarına PKK ve Cemaat yanlısı, bölücü, yıkıcı ve gerici unsurları almış, Atatürkçü ve ulusalcılara savaş açmıştır. Kılıçdaroğlu idaresindeki CHP, Türk milliyetçiliğini bir kenara atmış, 1930lu yılların CHP’sini bizzat parti liderinin ağzından kınamıştır. Kılıçdaroğlu, Dersimli bir Alevi olarak TC’den ve Türk Milliyetçiliğinden nefret etmekte, federatif bir yapıyı onaylamaktadır. AKP’den farkı, kendilerinin daha dürüst olduğu fakat bölücü-yıkıcı politikaları aynen devam ettirecekleri şeklindedir. MHP ise AKP’ye sadece sözde muhalefet etmekte, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi, türban, imam hatipler örneklerinde olduğu gibi önemli konularda AKP’nin dümen suyunda gitmektedir.

Sonuç:

Değerli aydın ve Türk siyasetinin duayeni Rifat Serdaroğlu’nun isabetli bir şekilde belirttiği gibi:

“AKP basit bir siyasi parti değildir. Türk Milletinin yanıldığı olay, AKP’ yi normal bir siyasi parti olarak kabul etmesidir. Eğer AKP’yi Türkiye’nin hizmetinde olan normal bir siyasi parti olarak varsayarsanız, onun sizi teker-teker yemesine, sonunda ülkeyi bitirmesine engel olamazsınız.

AKP ve Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Federe İslam Devletine dönüştürmekle görevli dıştan kurgulu-cemaat ve tarikatlardan destekli bir yıkım koalisyonudur.” (Kaynak: İlk Kurşun http://www.ilk-kursun.com/haber/187899/rifat-serdaroglu-suskun-kalamazsiniz/).

Gerçekten de AKP’nin hedefi, Türk ulus-devletinin yok edilerek yerine şeriata dayalı, federatif bir hilafetin kurulması, Türk Milletinin kimliğinin kazınarak Türk ulusunun karmakarışık İslam gürûhu içerisinde eritilmesi, Serves Antlaşması’nın hortlatılarak Kürdistan’ın kurulması ve Ermenistan’a toprak verilmesi ve Erdoğan hanedanının yeni bir Osmanlı hanedanı olarak bu topraklar üzerinde yüzlerce yıl hükümranlık sürmesidir. Maalesef buna karşı durabilecek bir muhalefet yoktur. Seçim sisteminde uygulanan hile ve oyunlarla, AKP’yi demokratik seçimlerle indirmek de imkansız hale gelmiştir. Erdoğan’ın 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması da zaten engellenemeyecek bir gelişmeydi. Ülke içerisinde, demokratik toplumsal eylemlerle Tayyip’i ve AKP’yi istifaya zorlayacak hiçbir sivil toplum kuruluşu da kalmamıştır.

Bu ahval ve şerait içerisinde, AKP’yi iktidardan kovmak ve Türkiye’ye yaptıkları kötülüklerin, işledikleri cürümlerin hesabını sormak için tek yok, askeri yöntemlerdir. Ülkemiz, fiili olarak işgal altındadır ve bu işgali defetmek birinci olarak Silahlı Kuvvetler’in görevidir. TSK da bir şekilde işgalcilerin güdümüne girmişse, silaha sarılarak işgalci ve tecavüzcülerle mücadele etmek, Türk milletinin bir numaralı görev ve sorumluluğudur. Bunu icra etmek, her yaş ve cinsten yurtseverlerin vatan borcudur. Ayrıca, parti liderliği ve örgütünün dışında, AKP’yi hemen her seçimde destekleyen, Türk Milleti’ne ait olmayı reddeden, hıyanete soyunmuş “renegade” bir gürûh olan yüzde 25-30 “kemik” kitle, AKP ile hesaplaşmanın bir parçası olmalıdır. Vatanımızı yok etmek isteyen bu kitle, Türk Ulusu ve vatanı için varoluşsal bir tehdittir ve bu tehdit ortadan kaldırılmadıkça Türkiye yokolma tehlikesi altında kalacaktır.

Zahide Uçar : Erdoğan Türk Düşmanı Bir Katildir!!.

Son zamanlarda okuduğum en iyi, en cesaretli ve en gerçek yazı diyebilirim. Okuyun ve okutun. Türk düşmanı Tayyip Erdoğan ve AKP’ye karşı bilinçlenin.

******************************************************************************
Zahide Uçar (İlk Kurşun)

Adını koyalım artık. Erdoğan tam bir Türk düşmanıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başbakanlığını şeytani tuzaklarla gasp eden Erdoğan, tam bir Türk düşmanıdır.

Türk bayrağına, Atasına, ulus devletine, toprak bütünlüğüne, diline savaş açmıştır.

Devlete ait bütün değerleri işgal güçleri komutanı yaklaşımıyla “ganimet” bilip talan etmiştir.

Türk bayrağına düşman, Türk adına düşman BOP görevlisi bir devşirmedir.

Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Çünkü Azerbaycan bir Türk devletidir. O nedenle Ermenistan’a yalakalık olsun diye Azerbaycan bayrakları çöpe atıldı.

Çin’de katledilen Uygur Türklerini ağzına almadığı gibi, Çin’in devlet bütünlüğünü savunmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarları yerine Rum tarafının çıkarlarını savunmuş, milli kahramanımız Sayın Denktaş’ı kahrından öldürmüştür.

Ege’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkarlarını koruyan Deniz Kuvvetlerini çökertmiş, Yunanistan’ı rahatlatmıştır. Ege’deki adalarımızı Yunanistan’a peşkeş çekmiştir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek olduğunu bile bile, dünyanın en tehlikeli terör örgütlerine Türkiye’de üs vermiş, eğitim vermiş, para vermiş, lojistik destek sağlamıştır. Böylece Suriye ile Türkiye arasına “hayalini kurup 12 yıldır üzerinde azimle çalıştığı Yahudi Kürdistanı Devletinin” Suriye parçasını oluşturmak için Esad’a örtülü savaş açmıştır.

PKK ile mücadele edenleri esir almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmek için görevli, 40 bin kişinin ölümünden sorumlu küresel Fahişe Öcalan’ı rahatlatmış, BOP’nin eş başkanı olarak kendine eş başkan yapmıştır. Öcalan AKP’sinin iktidar ortağıdır. Dolayı olarak milletin meclisine sokulmuştur.

Erdoğan Irak Türkmenlerini Amerika’ya satmıştır. Barzani ile birlik olup Nil’den Fırat’a vaad edilen toprakları ilan etmek için kolları sıvamıştır. Kanlı terör örgütü İŞİD’e, insan kanıyla-etiyle beslenen yamyamlara Türkmenleri topraklarından sürme görevi verilmiştir. Türk milletinden gasp ettiği paraları İŞİD’e vererek Türk kanı kanı döktürüyor. Erdoğan Türk etiyle besleniyor. Türk kanıyla susuzluğunu dindiriyor. Kadim Türk yurtları Barzani’ye, yani İsrail’e peşkeş çekilmektedir.

Artık adını koyalım:

Erdoğan Türk düşmanı bir katildir.

Irak’ta dökülen Türkmen kanından birinci derecede sorumlu bir canidir.

Acıması olmayan, vicdanı iflas etmiş ÖRTÜLÜ BİR İŞİD militanıdır.

Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim(Türk Ata sözü)

Kendine Türk diyenler ve bütün Türk devletleri bu gerçeği ne kadar hızlı kabul ederse o kadar acil çözüm üretecektir.

NOKTA!!..

Zahide UÇAR

http://www.ilk-kursun.com/haber/186484/zahide-ucar-erdogan-turk-dusmani-bir-katildir/

Ali Eralp: ŞİMDİYE DEK TÜRKİYE CUMHURİYETİ BÖYLE REZALET GÖRMEDİ…

Üç buçuk peşmerge, üç buçuk şeriatçı, üç buçuk PKK’lı…

ABD ile birlik olmuş…
Bizden vatanımızı istiyorlar. Yurdumuzu istiyorlar.
Toplantılar yapıyorlar, mitingler düzenliyorlar.
“Diyarbakır’ı bir yıldız yapmak, bir merkez yapmak için” uğraşıyorlar.
Türkiye Cumhuriyetine “H’astir” çekenlerle kucaklaşıyorlar…
Peki, bu mücadelenin kahramanları kimler?
Bebek katili APO, aşiret reisi Barzani ve bir imam…
Bir Kürdistan kurabilmek için, PKK teröristlerine yıllardan bu yana yardım ve yataklık yapan, binlerce insanımızın ölümüne neden olan bir peşmerge…
Devlet başkanı gibi törenlerle karşılanıyor… Türk topraklarında…
Bir de Türk ve Türklük düşmanı bir bölücü türkücü var aralarında. Özgürlük türküleri söyleyecekmiş!…
Peki, kim bu türkücü? Kim bu adam?

Bu adam, yıllar önce, 1999 yılında, bir konserde “Bay Abdullah Öcalan barış ve özgürlük savaşçısıdır. Terörist değildir. Terörist olan Türkiye devletidir. İnanın bana…” diyen Şivan Perver’dir.
Bir başka şiirinde de şunları söylüyor Türk halkı için:
“Ya babam, acaba ne yapalım? / İnsanlık istemiyorlar / saldırın ve tutun /kemiklerini kırın / o pislik iğrençleri / içimizden çıkartın”

RTE, Diyarbakır mitinginden önce yaptığı bir konuşmada bu adamı “Dost” olarak ilan etmekte ve “İbrahim Tatlıses’le bir düet yapma fırsatı bize verecekler…” demektedir.
Başbakan’ın övgüyle söz ettiği bu bölücü sanatçı, “Kendisini Barzani’nin Türkiye’ye davet ettiğini, Diyarbakır’a geliş amacının ise terörle müzakere sürecine destek vermek” olduğunu söylemekte; sözünü zindanda, dağlarda, sürgünde, parlamentoda bu davaya öncülük eden, destek veren, savaşan kişilere teşekkür ederek bitirmektedir.
40 bin kişinin canına kıyan, köyler basıp bebek kurşunlayan PKK canileri bu İkinci Habur rezaletinde, bir anda, “Sütten çıkmış ak kaşığa” döndüler. Barış ve özgürlük savaşçıları oldular… Şehitlerimiz ise terörist…
Şehitlerimiz unutuldu. Aşağılandı…
Zaten Başbakanımız da onlarla aynı düşüncede… Diyarbakır konuşmasında:
“Allah’a hamd olsun, bir yıldır askerimiz, polisimiz şehit olmuyor. Bir yıldır gençler bir hiç uğruna ölmüyor.”

Ona göre gençlerimiz bir yıldır artık, “Bir hiç uğruna ölmüyormuş…”

Demek ki, yıllardan bu yana, vatanını savunan, bu uğurda şehit olan, binlerce yavrumuz, binlerce insanımız “Bir hiç uğruna ölüyormuş… “

Demek ki doğuda, Türk vatandaşlarının yanında Kürt vatandaşlarına da eğitim götürmek için çırpınan; yokluklar, yoksulluklar, kötü koşullar içerisinde çalışan öğretmenler, hemşireler, doktorlar, polisler, askerler bugüne değin bir hiç uğruna ölüyormuş…

Demek ki analar yıllardan beri kınalı kuzularını bir hiç uğruna şehit vermişler ve hala da vermeye devam ediyorlar…
Dünyanın neresinde vardır böyle bir Başbakan? Teröristlere karşı vatanını korumak için canını dişine takıp savaşan, bu yolda canını veren kahramanları küçümseyen, yaptığı mücadeleyi “bir hiç gibi” gören bir başbakan, dünyanın neresinde vardır?

Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyet döneminde de Kürdistan’ı kurmak için, şeriatçılar ve Kürtçü çeteleri tam 17 kez isyan çıkarmışlardı.

Ama Türk milleti hepsinin hakkından gelmesini bilmişti…
AKP’nin de hakkından gelecektir.
AKP, hainlerle işbirliği yaparak kendi sonunu hazırlamaktadır.
Komutanları da teslim alınsa, ordusu da dağıtılsa bu millet, Kurtuluş Savaşında olduğu gibi şahlanmasını da çok iyi başarır… İstiklal Mahkemeleri kurmasını da…
Çünkü şimdiye dek ne Türk ulusu ne de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir rezalet görmedi.
Böyle bir rezalet yaşamadı.
Kan, can düşmanlarını göklere çıkaran politikacılarla karşılaşmadı.
Kan, can düşmanlarını davullarla, zurnalarla karşılayan bakanlara, valilere, milletvekillerine rastlamadı…
Ey AKP’liler! Sizlere sesleniyoruz:
Yüzde 30 çoğunluğunuza dayanarak, “Ben yaptım oldu…”, “Ben ne yaparsam güzel yaparım…”diyemezsiniz. Çünkü bu vatan için, bu vatanın her karış toprağı için her aileden en az iki üç şehit vermiştir bu ulus…

VATAN SİZİN TEPE TEPE KULLANACAĞINIZ BABANIZIN ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR…

Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın:
Keser döner, sap döner, gün gelir, hesap döner…
Gün gelir hesabı sorulur, tüm ihanetlerin…
Bize inanmıyorsanız, bir de tarih babaya sorun isterseniz.
Bize inanmıyorsanız, bir de sizin gibi dünyaya direk kalacağını sanan Menderes’lere, Özal’lara, Çiller’lere, Evren’lere sorun isterseniz… Onlar da hainlik yarışında birbirini geçmek için çalışıyorlardı…
Ama onların suçu sizin kadar büyük de değildi üstelik…
Şehit kanları ile sulanmış bu topraklar sizi asla kabul etmez…

SİZİN TOPRAKTA YATACAK YERİNİZ BİLE YOK…

Kaynak: http://www.ilk-kursun.com/haber/161551

Link

Ali Eralp: KAHROLSUN DEMOKRASİ…

Ali Eralp: KAHROLSUN DEMOKRASİ…

En büyük terörist AKP’dir.

Hem de uluslararası terörist. Kavgalı olmadığı tek komşumuz kalmamıştır. ÖSO katillerinin ve El Kaide’nin en yakın dostudur. Libya’da Kaddafi’yi devirmiştir, şimdi de Mısır’ın iç işlerine karışmaktadır.

Zorbalık onda. Baskı onda. Korkutma onda. Haksızlık, hukuksuzluk onda, talan onda…

Sivas Katliamında görev alan tüm avukatlar bugün AKP’den milletvekili.

Malzemeden çalarak, çürük binalar yapıp, 17 Ağustos depreminde, binlerce yurttaşımızın ölümüne neden olan müteahhitler hâlâ belediye başkanlığı görevini yürütmekte…

Deniz Feneri hâlâ belirsizliğini koruyor. Adam gibi soruşturma, inceleme yapıp, gerçekleri ortaya dökmek isteyen savcılar görevden alındı.

Deniz Feneri vurguncuları serbest şimdi… Özgür…

APO, mapo, Feto el üstünde, komutanlar içeride. Müebbet…

Suç ve cinayet uzmanı “Osman’ım” beraat…

Adam, salıverileceğinden o kadar emindi ki karardan dört ay önce eşi, 21 yıllık evine bırakmış, bir başka mekâna göç etmişti… Şimdi bir villada oturduğu söyleniyor…

Eline ömrü boyunca kâğıttan, kalemden başka bir şey almamış yazarlar, gazeteciler dört duvar arasında. Yıllarca en üst düzey devlet adamları ile birlikte düşünce alışverişinde bulunup, vatanın her bölgesinde, vatanı için görev yapan

Genelkurmay Başkanı müebbet hapse mahkûm…

Milletvekilleri tutsak…

Oysa savcıların “Osman’ın”, yargıçların “Osman Bey” diye hitap ettiği kişi, Atatürk’e “İngiliz Piçi” diyen caninin ta kendisidir.

Öz yeğenini satarak fuhuşa teşvik eden ve bundan dolayı 2 yıl, 6 ay hapis cezasına çarptırılan bu cinayet makinesi, suç işlemeye çok erken yaşlarda başlamış. 1982’de 12 cinayete karıştığını, yaşı küçük olduğu için yargılanmadığını, 1989’da cinayet suçundan 4 yıl hapis yattığını duruşmalarda kendisi söylemiş…

Kanıtlanan Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesini bombalama gibi eylemler de işin cabası…

Şimdi elini kolunu sallayarak gezmekte, turistik sahillerde tatil yapmaktadır…

Ama liseyi birincilikle, Kara Harp okulunu dördüncülükle bitiren Mehmet Ali Çelebi ise mahpus… Emniyette telefonuna 139 SEHVEN telefon numarası yüklenmesiyle tam 33 ay tutuklu kaldı. Sonradan suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakıldı.

Aradan geçen zaman zarfında hiçbir değişiklik olmamasına karşın, yeniden tutuklanıp dört duvar arasına kondu.

Cezası 16,5 yıl…

AKP’nin haksızlıklarını, hukuksuzluklarını anlatmaya kitaplar yetmez.

Başbakan, İçişleri Bakanı, bir yandan “Statlarda siyasi slogan attırmam” diye yırtınırken, bir yandan da kendi milletvekilleri Mursi resimli giysilerle tribünlerde boy gösterip, 4 parmak işareti yapıyorlar, yaptırıyorlar. Onlara karışan yok…

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Şimdi de “Mısır’la dayanışma” bahanesi altında Esenler, Dörtyol Meydanının adını RABİA olarak değiştirmeye, bazı mekânlara da MURSİ adını koymaya kalkıyorlar… Suçtan da öte bu, Cumhuriyete, laikliğe, Kemalist düzene karşı bir kalkışmadır, bir isyandır, başkaldırmadır…

İHANETTİR…

Elbette vakti saati geldiğinde Hesabı sorulur…

Birkaç gün önce de KATO Dağında, PKK paçavraları ve APO posterleri ile eşkıyalar, PKK’nın ilk silahlı eyleme başladığı gün olan 15 Ağustos 1984’ün yıldönümünü kutladılar… Büyük bir özgürlük ve serbestlik içerisinde… Rahatsız eden yoktu.

Kimse onları demir çubuklarla, palalarla, budaklı odunlarla dövmüyordu… Basınçlı su, gaz sıkan da yoktu.

Kato dağında, Türkiye cumhuriyetine karşı silahlı mücadeleye başlamanın yıldönümünü kutlamak serbest, ama statta slogan atmak yasaktı…

Veee… Şu geldiğimiz noktaya bakın. Sonunda bu da oldu diyecek bir eylem daha yaşadık.

Cuma namazından sonra, Fatih Camisinde toplanan bir kısım şeriatçı çevre, Mısır olaylarını protesto etmek amacıyla bir toplantı yaptı. Ön saflara da çocukları dizdi. Çocukların ellerinde pankartlar:

“Kahrolsun demokrasi, geliyor hilafetin sesi…”

“Demokrasi eşittir, küfür sistemi…”

“Ne darbe, ne demokrasi…”

“Biz ümmetten ve hilafetten yanayız…”

Bir koruma ordusu eşliğinde, saf tutanların arasında Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan da vardı… 11 yıllık mücadelenin sonunda “KAHROLSUN DEMOKROSİ” noktasına gelip dayandık…

Peki, nerede yapılıyor bu eylem? 1923 Devriminin gerçekleştirilip, laik düzenin kurulduğu, Hilafetin ve saltanatın kaldırıldığı Türkiye’de…

Ne diyorlar? “Egemenlik milletin değil Allah’ındır, milletin yerini din, ümmet alacak, demokrasinin yerini şeriat…”

Şeriatı getireceklermiş. Peki, hangi yüzyılda? 21. Yüzyılda. Ortaçağda değil.

Türkiye’nin bugünkü içinde bulunduğu ortam, Kurtuluş Savaşı yıllarından, hatta Osmanlının son dönemlerinden daha kötü, daha vahim bir ortamdır. Sevgili yurdumuz ABD ve yerli uşakları tarafından Ortaçağ karanlığına doğru son sürat götürülmektedir… Vatanımız fiilen bölünmüştür.

AKP, yüzde 30’u bile geçmeyen oyu ile yüzde 70’lik çoğunluk üzerinde tahakküm kurmaya, Cumhuriyet ve laik düzeni yok etmeye çalışmaktadır. Hedef, Federe İslam Cumhuriyetidir.

Ama onların unuttukları, hesaba katmadıkları bir kanun var: DEVRİM KANUNU…

DEVRİMİN KANUNU MEVCUT KANUNLARIN ÜSTÜNDEDİR…

Bir de zalimler ve zulüm karşısında direnme hakkı var. Haksızlığa direnmek tüm ulusların kabul ettiği evrensel bir haktır. Direnmek yaşamak demektir ve bu işbirlikçi iktidar karşısında direnmek, şimdi, Türk ulusunun da en doğal hakkı olmuştur.

Türk ulusu Kurtuluş Savaşında olduğu gibi günümüzde de bu karanlık gidişe, AKP’nin bu Ortaçağ yolculuğuna izin vermeyecektir.

Yasal, Anayasal, evrensel tüm direnme hakkını kullanarak bu çağdışı yürüyüşe “DUR” diyecektir…

İLK KURŞUN

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/154920

A TURKISH NAVY ADMIRAL’S APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE

Adm. Turker Erturk
Adm. Turker Erturk

Below is an open letter, which has been published in the free Turkish media–news outlets that are outside of the islamofascist AKP government’s control. The letter was authored by Türker Ertürk, a retired admiral of the Turkish Navy. Mr. Ertürk is a respected intellectual and reputable columnist who makes regular TV appearances. His views represent the overwhelming majority of the Turkish society, which has risen up against the fundamentalist islamic regime of the AKP party under the leadership of Tayyip Erdoğan.

This letter offers invaluable insight into the root causes of the New Turkish Revolution that was ignited with the Gezi Park incident. It also lays out the grave mistakes the Obama administration is committing in its policy toward Turkey by supporting islamofascist AKP party and its tyrannical leader Tayyip Erdoğan. The US support for Erdoğan and his ideology risk bringing consequences similar to the early US endorsement of Al-Qaida and its infamous leader Osama Bin Laden, if not worse.

Please read, and forward.

MY APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE

Someone for whom I have a lot respect and love – a senior friend of mine – has asked me to write this letter to you, the American People…

He is a businessman who has done business with you for years in the past and is still full of positive energy and appreciation for what and who you are…He has asked me to inform you and share with you the facts that the Obama Administration’s policy for Turkey and the Middleast are totally in the wrong direction, and that his policy will embark the future generations into chaos and confusion and will cause our children to consider each other as enemies.

He is right, simply because the leaders and the administrators are here only temporarily but the peoples remain forever. Yes, he is right, but why me…? Why should I be the one who would issue this message? How many Americans would read me or even know me? He answered:

“ I do know that the US Embassy in Ankara, Turkey does read your articles…”

He might have been right….A while ago, one of the owners of the internet news portal where my articles appear has called me and told me that“ It has been only four hours since I have posted your article but we have received tremendous amount of clicking until now. Most of them are from Europe, Gulf Countries, Iran, and Syria and, interestingly enough, two clicks from the Pentagon!

Perhaps your politicians, military leaders and your intelligence units have been reading and following the writers like me who post articles which criticize and analyze your country’s foreign policies, but I am afraid, you, the American people, are unaware of the things happening in Turkey and the Middleast.

The Obama Administration, is currently, for the sake of short term benefits, endangering your such long term and future benefits as the security of your future generations, your universal values, principles of democracy and human rights issues, the very foundational ideals of the U.S. people, written solidly in your Constitution, and several other ethical issues.

Your Ambassador in Ankara, Mr. Francis Ricciardone, is pursuing to establish a triggering mechanism for an internal strife in Turkey by visiting sensitive geographical areas and playing with the sensitivities and sensibilities of the people living at these areas.

As you may follow in the local press, the recent uprising in Istanbul which has started as an environmental issue and has quickly changed into a country-wide revolution against the current Turkish Government and its political party, the AKP, due to the brutal and excessive force used by the police unnecessarily. The issue is no longer and is now beyond “the cutting down the trees “ and “re-constructing a replica of an old and historical Army Barracks “ which in the past, has been the symbol of religious fundamentalism.

The reason of the current uprising in Turkey is the activities and the decisions of the current Erdogan Government and its political symbol, the AKP Party, for the last 11 years. But, the Turkish people know that the force behind the 75% of those powers and supporters, who brought Erdogan and the AKP Party to the power and the reason for the internal revolt, remains to be the U.S. Government.

Do you know that the dimension and size of the anti-US Government feelings are the largest and biggest now in the whole Turkish – American history? In the past, only the Socialists and Political Islamists used to lead the anti-American slogans and activities, but now, it is the whole country.

Mr. Erdogan and his Government are trying to wipe out in Turkey the ideals and symbolism of Ataturk and his modern reforms. I do not know how much you know about Ataturk but he is the leader who brought about the Reforms, Renaissance and Illumination Periods which the West has produced so painstakingly in the past. He is, for us, akin to George Washington and Abraham Lincoln, combined. Without those reforms, Turkey would have been in the Middle Ages.

Do you also know that Erdogan, along with a number of other outdated countries in the region has been exporting terrorism into Syria, Turkey’s southern neighbor, as Obama’s subcontractors? Are you aware that the al-Qaeda -related killers supported by the US Government in Syria, have been eating alive the hearts and livers of humans? Do they tell you that, as depicted in the Anthony Hopkins movie, written by Mr. Thomas Harris, the character Hannibal Lecter, who eats human flesh in the movie, has actually been recreated and supported by the US policies in Syria?

Do you know that the CIA is behind the operations in Turkey called Ergenekon and Balyoz, created to allow and help the Erdogan Government to make the regime changes in Turkey; and also that the prominent and modern leaders from universities, politics, former military and media have been thrown into jails? I know for sure, as I have my roots in the military as a retired admiral that all members of the Turkish Armed Forces, from the enlisted men to the top generals, hate United States because of its support to Erdogan? This is the result of the US Administration’s short sighted leaders, unable to see the future.

Do you also know that the US Government is behind and in support of the Government’s recent educational policies in the schools called 4+4+4 which will surely bring back the old ages? The best thing that will ever graduate from this educational system would be the suicide bombers that you, the US people, know and remember so well? Aren’t you going to feel the shame, moral responsibility and the pain in your hearts and minds, for your Government’s support for such bombers who, in the future, may, in the name of and for sake of religion, kill your children or grandchildren in the Middleast?

I personally have grown up in the secular educational system which have been part and parcel of the Turkish Revolution, established and led by Mustafa Kemal Ataturk after the Independence War of 1923. I have no pre-judgment against any religion, race, nationality or religious sect.

I was in London last month for a conference. At a dinner given after the conference, a lady seated across the table from me, told me that she was a Jewish person who has moved to England from Turkey 30 years ago and had come to this conference to listen to me. During my talk at the conference earlier that evening, I had mentioned about not-so-friendly politics followed by the Israeli Government against Turkey.

I repeated my thoughts again so that they would not be incorrectly understood. My consideration of Israeli policies as a threat to Turkey depends totally on the policies advanced and applied by the Israeli Government and is totally related with the current realities. In other words, I was not an anti-Semitic person. However, I explained her with documentary evidences that, the current Erdogan Government was in fact anti-Semitist at heart but did not mind allying with Israeli Government in joint operations in the neighborhood, in following up their policies of ‘ worshipping the power ‘ and ‘ disguising themselves otherwise until they attain their purposes ‘

Dear American People,

As I conclude my address to you, in all honesty, I wish you to know that Obama Administration’s policies are the root cause of the enmity between US and Turkish peoples and remain to threaten the regional and world peace.

I noticed the hand-held sign at the Tahrir Square during the demonstrations last Sunday, in Cairo, Egypt, which read “ Obama Supports Terrorism “. It is actually very true. The US Government, for the sake of short term gains all over the world including Turkey, regrettably supports terrorism.

I happen to think that the democracy is not this…or better put, this is not the democracy!

Long live the friendship and brotherhood of the peoples of US and Turkey…

Long live the World Peace….

Respectfully,

(Ret. Admiral) Turker Erturk

MY APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE….MY APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE….