7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin Galibi AKP Olacak

2 Haziran itibariyla, Haziran 2015 Genel Seçimlerine bir haftadan az bir süre kaldı. Çeşitli kamuoyu yoklamaları, AKP’nin oy kaybına uğrayacağı işaretini veriyor. Fakat AKP, gerçekte oy yitirse dahi, iktidarı kaybedecek mi? Daha doğrusu iktidarı kaybetmeyi göze alabilir mi? AKP ve Tayyip Erdoğan’ın, hükümet oldukları 2002 yılından bu yana uyguladıkları TC’yi dönüştürücü ve rejimi yıkıcı politikaları gözönüne alınırsa, bu sorunun yanıtı HAYIR’dır.

Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin tüm icraatları, bildiğimiz laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp, yerine İslam dinine dayanan ve tüm gücün bir tek egemenin yani Erdoğan’ın elinde toplandığı bir otokrasi kurmak üzerine olmuştur. Tayyip’in ve AKP’nin yaptıklarını, bu blogda çeşitli defalar dile getirdik. Tayyip ve AKP, bütün bu icraatlarla, idam cezasını gerektiren vatana hıyanet ve Türk Ulusuna açıkça düşmanlık suçlarını işlemiştir. Bunun dışında Suriye’deki IŞİD katillerine ve Libya’daki radikal islamcı guruplara silah, para ve lojistik destek vererek, küresel çapta terörü destekleyen bir konuma düşmüştür. AKP’nin iktidardan uzaklaşması, Tayyip Erdoğan ve AKP liderliği ve bürokrasininin, adalet karşısına çıkmaları ve Türkiye’ye ve insanlığa karşı işledikleri suçlar için hesap vermeleri demek olacaktır. Bu yüzden, 2015 Haziran seçimlerinde AKP, oyu ne olursa olsun iktidarı terketmeyecektir.

Bu nedenle, 2015 genel seçimlerinin bir ferahlama ve kurtuluş getirmesini beklemek safdillik olacaktır. AKP’nin iktidardan sökülüp atılması, ancak süngü ve halkın güç kullanması yoluyla olasıdır. İnsanlık tarihinde diktatoryalar ve zorba rejimler, hiçbir zaman demokratik seçimlerle ve kendi rızalarıyla iktidarı teslim etmemişlerdir. 2015 Türkiyesi de bir istisna olmayacaktır.

Advertisements

Türk Silahlı Kuvvetleri İhanet İçinde

Tayyip Erdoğan idaresindeki AKP terör teşkilatının iktidara geldiği 2002 yılından beri hedefi, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine, dini esaslara dayalı, Kürtlere özerklik tanıyan bir federasyon kurmak. AKP bu hedefine ulaşmak için CIA kontrolündeki Fethullah Hoca Cemaati, PKK, şeriatçı örgütler, cihatçı teröristler ve Türkiye’nin düşmanı olan çeşitli iç ve dış mihraklarla işbirliği içinde çalıştı ve çalışmakta. Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamakla yükümlü Türk Silahlı Kuvvetleri ise, bu vahim durum karşısında tepkisiz ve suskun. Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmak, Türk vatanını bölmek ve Türk Milleti’nin egemenliğinin yerine bir diktatörün egemenliğini koymak isteyen AKP’ye karşı TSK’nin kayıtsızlığı, kanunen bir suç ve Türk tarihinin yazdığı en büyük ihanettir.

AKP, ulusal ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırıp, çokuluslu bir federasyon kurmayı, laik sistemi değiştirip İslam şeriatına dayalı bir hilafeti yeniden diriltmeyi hedeflediğini, iktidara geldiği 2002 yılından beri başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere liderlik kadrosunun beyanatları ve icraatları ile açık ve seçik olarak gösterdi. AKP’nin söylemleri ve izlediği politikalar, 2030 Türkiye Master Planı’nın icrasıdır. Bu plan kaba hatları ile,

  1. Atatürk Devrimleri’ni kaldırıp toplumu İslamileştirmek,
  2. Türkiye’de cumhuriyet rejimine son verip devlet idaresini İslami esaslara dayandırmak,
  3. Kurucu unsur olan Türk milletinin adını Anayasa’dan ve devlet yapısından silerek Türkiye’yi çokuluslu bir Anadolu federasyonuna dönüştürmek,
  4. Parlamenter-demokratik sisteme son verip, yasama-yürütme-yargı erklerini Tayyip Erdoğan’ın elinde toplayarak dikta idaresi kurmak

üzerine odaklanmıştır. Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından belirttiği gibi AKP demokrasiyi, gidilecek hedefe, yani dinsel diktatoryaya varıncaya kadar binilecek bir araç olarak kullanmıştır. Demokratik yollardan iktidara gelip demokrasiyi ilga etmek, anayasal bir suçtur. AKP bu hedefe ulaşmadaki tüm iç engelleri, yargı, emniyet, medya, sivil toplum örgütleri ve muhalefeti etkisiz hale getirmiştir. Bu durumda, AKP’ye karşı durabilecek tek güç, TSK’dır. Fakat TSK, anayasayı ve TC rejimini koruma sorumluluğu karşısında kayıtsız ve hareketsiz durmaktadır.

AKP, karşıdevrim programını yürütürken kendisine karşı gelebilecek laik, cumhuriyetçi ve ulusalcı aydın, yazar, akademisyen, asker, toplumsal ve siyasal aktörleri Fethullah Cemaati’nin yargı ve emniyetteki örgütlenmesi eliyle düzmece siyasal davalarla hapse attırdı. TSK’yi bu kumpas kampanyasında en önemli hedef haline getiren AKP ve Cemaat, Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk sözde davalarıyla üst düzey kurmay kademesinin üçte birini safdışı bıraktı. Yıllarca zindanlara kapatılan yüzlerce üst düzey askerin bir kısmı bu işkencelere dayanamayarak yaşamını kaybetti veya intihar etti; düzmece Balyoz planı bahanesiyle Trakya’da yapılacak bir savaşın gazetelerde ifşa edilen planlarını değerlendiren Yunanistan, bütün savunma planlarını buna uygun olarak değiştirdi; AKP ve Cemaat savcıları Bülent Arınç’a sözde suikast iddiasıyla TSK’nin kozmik odasına girerek ordunun ultra gizli savaş-savunma planlarını kaçırdı ve yabancı istihbarat örgütlerine servis ettiler; AKP sözde Çözüm Süreci bahanesiyle TSK’nin PKK’ya karşı harekat kabiliyetini kısıtladı ve Güneydoğu’da askeri kışlasına hapsedip PKK’nın bölgeyi fiilen kontrol altına almasını sağladı. 2015 Mart itibarıyla TSK, Güneydoğu’da PKK’nın kendi mahkemelerini kurmasına, vergi toplamasına, gençleri dağa kaldırmasına, ve kaymakam-vali atamasına ve böylece devlet hakimiyetini fiilen ortandan kaldırmasına sesini çıkarmıyor. Güneydoğu’daki TC polisi karakoluna ve TSK da kışlasına hapsolmuş durumdayken, çarşı iznine çıkan askerlerimiz enselerinden kurşunlanarak şehit edilirken, Türk vatanını korumak ve kollamak için güya yemin eden TSK tamamen sessiz ve tepkisiz.

Hile ve desise ile cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ailesi ve yandaşları ile tüm ülkeyi ve kaynaklarını yağmalamakta. AKP’nin el atmadığı toprak parçası, özelleştirmediği devlet kuruluşu, satmadığı emlak, yağmalamadığı milli servet kalmamış… Bunların yanında Erdoğan, yasama-yürütme-yargıyı kendinde toplanmış, devleti şeriat temelli bir yapıya dönüştürmekte, PKK ile federasyon pazarlıkları yaparak TC’nin üniter devlet yapısını yok etmekte. Milli Bayramlarımızı kutlamak yasaklanmış, andımız yasaklanmış. Milli Eğitim’i işgal eden şeriatçı kadrolar, Türk milli eğitimini yokederek gerici ve yobaz bir sistemle değiştirmekte, üniversiteden anaokullarına kadar gençliğimizin beynini yıkamakta ve geleceğin terörist-intihar bombacısı ordusuna milyonlarca eleman yetiştirmekte… Yine bütün bu olanlar karşısında TSK umursamaz bir tavır sergilemekte.

AKP işlediği bu anayasal suçlara karşı kendisini sağlama almak için, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” ifadesini, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirdi.

Ayrıca, 2010 yılında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olarak adlandırılan Kırmızı Kitap’taki tehditler arasında sayılan “irtica”yı bu kitaptan, yani ulusal tehdit sıralamasından çıkardı. Bu değişikliklerle AKP, TSK’nin görev ve sorumluluğunu sadece dıştan gelen tehditlerle sınırlayıp, aynen kendinin yaptığı gibi dinci ideolojiye dayanan bir iç düşmanın Türkiye’de hükümeti, yargıyı ve tüm devleti ele geçirip rejimi değişikliğiyle Cumhuriyeti içeriden imha etmesi tehdidine karşı TSK’yı yetkisiz bırakmak amacı güttü. Bütün bunlar karşısında başta komuta kademesini oluşturan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Akın Öztürk ve Jandarma Genel Komutanı Org. Abdullah Atay olmak üzere TSK’dan AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a hiçbir itiraz veya muhalefet gelmedi.

Bunların dışında, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait 16 adet adacık ve kayalığı işgal etmesine karşı TSK bir tutum sergilemedi. Aynı şekilde, Türkiye’nin yurtdışındaki tek Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nden çekilmesi de TSK tarafından bizzat icra edildi. Bu fiili toprak kayıpları da, TSK’nin komuta kademesinin Türk vatanının korunması görev ve yükümlülüklerini ihmal etmesinin en vahim örneklerindendir.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejiminin AKP tarafından değiştirilmek istenmesi, devlet hakimiyetinin Güneydoğu’da fiilen son bulmuş olması, Anayasa’nın değişmez ilkelerinin kaldırılarak Türk ulus devletine son verme çabaları, ülkenin ekonomik varlıklarının daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yağmalanması, tevhidi tedrisata son verilip milli eğitimin yok edilmesi ve yerine dini eğitimin getirilmesi ve IŞİD, Nusra Cephesi gibi İslami terör örgütlerine destek verilmesi, Türkiye’nin çok ağır bir tehdit altında olduğunun açık kanıtlarıdır. Geçen seçimlerde görüldüğü üzere, AKP iktidarda kalmak için her türlü seçim hilesi ve oyununa başvurmakta ve emrindeki Yüksek Seçim Kurulu ve hileli elektronik oy sayma sistemi vasıtasıyla seçim sonuçlarını kendi lehine döndürmektedir. AKP iktidarının seçimle gönderilmesi ve hesap sorulması ihtimal dışı olduğu açıktır. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de, AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan’a açıkça destek olarak hıyanete fiilen dahil olmuştur. Yüce Atatürk’ün dediği gibi, bu durum ve şartlar altında TSK, yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınamaz. Kaçınırsa, ihanete ortak olur; ve bu işin hesabını başta komuta kademesinden olmak üzere, Türk Milleti’ne tarih önünde vermek zorunda kalır.

Sultan Receb El-Tayyüb Hazretlerine Methiye

Kendini son Osmanlı padişahı zanneden Tayyip Erdoğan isimli Türk düşmanı ile onu seven, destekleyen ve ona tapan şerefsizlere ve tüm sülalerine ithaf olunur….

azm-i hammam edelim sürtüştürem ben sana
kise ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.

lal-ü şarap içirem ve slatup geçirem
parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.

eyil eyil sokayım iki tutam azmıdır?
lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.

salınarak giderken arkandan ben sokayım,
ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
düşmanın bağrına hançerimi nagıhan.

herkese vermektesin bir de bana versene,
avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

(Sümbülzade Vehbi Efendi’nin şiiri)

Ali Eralp: ŞİMDİYE DEK TÜRKİYE CUMHURİYETİ BÖYLE REZALET GÖRMEDİ…

Üç buçuk peşmerge, üç buçuk şeriatçı, üç buçuk PKK’lı…

ABD ile birlik olmuş…
Bizden vatanımızı istiyorlar. Yurdumuzu istiyorlar.
Toplantılar yapıyorlar, mitingler düzenliyorlar.
“Diyarbakır’ı bir yıldız yapmak, bir merkez yapmak için” uğraşıyorlar.
Türkiye Cumhuriyetine “H’astir” çekenlerle kucaklaşıyorlar…
Peki, bu mücadelenin kahramanları kimler?
Bebek katili APO, aşiret reisi Barzani ve bir imam…
Bir Kürdistan kurabilmek için, PKK teröristlerine yıllardan bu yana yardım ve yataklık yapan, binlerce insanımızın ölümüne neden olan bir peşmerge…
Devlet başkanı gibi törenlerle karşılanıyor… Türk topraklarında…
Bir de Türk ve Türklük düşmanı bir bölücü türkücü var aralarında. Özgürlük türküleri söyleyecekmiş!…
Peki, kim bu türkücü? Kim bu adam?

Bu adam, yıllar önce, 1999 yılında, bir konserde “Bay Abdullah Öcalan barış ve özgürlük savaşçısıdır. Terörist değildir. Terörist olan Türkiye devletidir. İnanın bana…” diyen Şivan Perver’dir.
Bir başka şiirinde de şunları söylüyor Türk halkı için:
“Ya babam, acaba ne yapalım? / İnsanlık istemiyorlar / saldırın ve tutun /kemiklerini kırın / o pislik iğrençleri / içimizden çıkartın”

RTE, Diyarbakır mitinginden önce yaptığı bir konuşmada bu adamı “Dost” olarak ilan etmekte ve “İbrahim Tatlıses’le bir düet yapma fırsatı bize verecekler…” demektedir.
Başbakan’ın övgüyle söz ettiği bu bölücü sanatçı, “Kendisini Barzani’nin Türkiye’ye davet ettiğini, Diyarbakır’a geliş amacının ise terörle müzakere sürecine destek vermek” olduğunu söylemekte; sözünü zindanda, dağlarda, sürgünde, parlamentoda bu davaya öncülük eden, destek veren, savaşan kişilere teşekkür ederek bitirmektedir.
40 bin kişinin canına kıyan, köyler basıp bebek kurşunlayan PKK canileri bu İkinci Habur rezaletinde, bir anda, “Sütten çıkmış ak kaşığa” döndüler. Barış ve özgürlük savaşçıları oldular… Şehitlerimiz ise terörist…
Şehitlerimiz unutuldu. Aşağılandı…
Zaten Başbakanımız da onlarla aynı düşüncede… Diyarbakır konuşmasında:
“Allah’a hamd olsun, bir yıldır askerimiz, polisimiz şehit olmuyor. Bir yıldır gençler bir hiç uğruna ölmüyor.”

Ona göre gençlerimiz bir yıldır artık, “Bir hiç uğruna ölmüyormuş…”

Demek ki, yıllardan bu yana, vatanını savunan, bu uğurda şehit olan, binlerce yavrumuz, binlerce insanımız “Bir hiç uğruna ölüyormuş… “

Demek ki doğuda, Türk vatandaşlarının yanında Kürt vatandaşlarına da eğitim götürmek için çırpınan; yokluklar, yoksulluklar, kötü koşullar içerisinde çalışan öğretmenler, hemşireler, doktorlar, polisler, askerler bugüne değin bir hiç uğruna ölüyormuş…

Demek ki analar yıllardan beri kınalı kuzularını bir hiç uğruna şehit vermişler ve hala da vermeye devam ediyorlar…
Dünyanın neresinde vardır böyle bir Başbakan? Teröristlere karşı vatanını korumak için canını dişine takıp savaşan, bu yolda canını veren kahramanları küçümseyen, yaptığı mücadeleyi “bir hiç gibi” gören bir başbakan, dünyanın neresinde vardır?

Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyet döneminde de Kürdistan’ı kurmak için, şeriatçılar ve Kürtçü çeteleri tam 17 kez isyan çıkarmışlardı.

Ama Türk milleti hepsinin hakkından gelmesini bilmişti…
AKP’nin de hakkından gelecektir.
AKP, hainlerle işbirliği yaparak kendi sonunu hazırlamaktadır.
Komutanları da teslim alınsa, ordusu da dağıtılsa bu millet, Kurtuluş Savaşında olduğu gibi şahlanmasını da çok iyi başarır… İstiklal Mahkemeleri kurmasını da…
Çünkü şimdiye dek ne Türk ulusu ne de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir rezalet görmedi.
Böyle bir rezalet yaşamadı.
Kan, can düşmanlarını göklere çıkaran politikacılarla karşılaşmadı.
Kan, can düşmanlarını davullarla, zurnalarla karşılayan bakanlara, valilere, milletvekillerine rastlamadı…
Ey AKP’liler! Sizlere sesleniyoruz:
Yüzde 30 çoğunluğunuza dayanarak, “Ben yaptım oldu…”, “Ben ne yaparsam güzel yaparım…”diyemezsiniz. Çünkü bu vatan için, bu vatanın her karış toprağı için her aileden en az iki üç şehit vermiştir bu ulus…

VATAN SİZİN TEPE TEPE KULLANACAĞINIZ BABANIZIN ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR…

Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın:
Keser döner, sap döner, gün gelir, hesap döner…
Gün gelir hesabı sorulur, tüm ihanetlerin…
Bize inanmıyorsanız, bir de tarih babaya sorun isterseniz.
Bize inanmıyorsanız, bir de sizin gibi dünyaya direk kalacağını sanan Menderes’lere, Özal’lara, Çiller’lere, Evren’lere sorun isterseniz… Onlar da hainlik yarışında birbirini geçmek için çalışıyorlardı…
Ama onların suçu sizin kadar büyük de değildi üstelik…
Şehit kanları ile sulanmış bu topraklar sizi asla kabul etmez…

SİZİN TOPRAKTA YATACAK YERİNİZ BİLE YOK…

Kaynak: http://www.ilk-kursun.com/haber/161551

Link

Ali Eralp: KAHROLSUN DEMOKRASİ…

Ali Eralp: KAHROLSUN DEMOKRASİ…

En büyük terörist AKP’dir.

Hem de uluslararası terörist. Kavgalı olmadığı tek komşumuz kalmamıştır. ÖSO katillerinin ve El Kaide’nin en yakın dostudur. Libya’da Kaddafi’yi devirmiştir, şimdi de Mısır’ın iç işlerine karışmaktadır.

Zorbalık onda. Baskı onda. Korkutma onda. Haksızlık, hukuksuzluk onda, talan onda…

Sivas Katliamında görev alan tüm avukatlar bugün AKP’den milletvekili.

Malzemeden çalarak, çürük binalar yapıp, 17 Ağustos depreminde, binlerce yurttaşımızın ölümüne neden olan müteahhitler hâlâ belediye başkanlığı görevini yürütmekte…

Deniz Feneri hâlâ belirsizliğini koruyor. Adam gibi soruşturma, inceleme yapıp, gerçekleri ortaya dökmek isteyen savcılar görevden alındı.

Deniz Feneri vurguncuları serbest şimdi… Özgür…

APO, mapo, Feto el üstünde, komutanlar içeride. Müebbet…

Suç ve cinayet uzmanı “Osman’ım” beraat…

Adam, salıverileceğinden o kadar emindi ki karardan dört ay önce eşi, 21 yıllık evine bırakmış, bir başka mekâna göç etmişti… Şimdi bir villada oturduğu söyleniyor…

Eline ömrü boyunca kâğıttan, kalemden başka bir şey almamış yazarlar, gazeteciler dört duvar arasında. Yıllarca en üst düzey devlet adamları ile birlikte düşünce alışverişinde bulunup, vatanın her bölgesinde, vatanı için görev yapan

Genelkurmay Başkanı müebbet hapse mahkûm…

Milletvekilleri tutsak…

Oysa savcıların “Osman’ın”, yargıçların “Osman Bey” diye hitap ettiği kişi, Atatürk’e “İngiliz Piçi” diyen caninin ta kendisidir.

Öz yeğenini satarak fuhuşa teşvik eden ve bundan dolayı 2 yıl, 6 ay hapis cezasına çarptırılan bu cinayet makinesi, suç işlemeye çok erken yaşlarda başlamış. 1982’de 12 cinayete karıştığını, yaşı küçük olduğu için yargılanmadığını, 1989’da cinayet suçundan 4 yıl hapis yattığını duruşmalarda kendisi söylemiş…

Kanıtlanan Danıştay saldırısı, Cumhuriyet gazetesini bombalama gibi eylemler de işin cabası…

Şimdi elini kolunu sallayarak gezmekte, turistik sahillerde tatil yapmaktadır…

Ama liseyi birincilikle, Kara Harp okulunu dördüncülükle bitiren Mehmet Ali Çelebi ise mahpus… Emniyette telefonuna 139 SEHVEN telefon numarası yüklenmesiyle tam 33 ay tutuklu kaldı. Sonradan suçsuzluğu anlaşılınca serbest bırakıldı.

Aradan geçen zaman zarfında hiçbir değişiklik olmamasına karşın, yeniden tutuklanıp dört duvar arasına kondu.

Cezası 16,5 yıl…

AKP’nin haksızlıklarını, hukuksuzluklarını anlatmaya kitaplar yetmez.

Başbakan, İçişleri Bakanı, bir yandan “Statlarda siyasi slogan attırmam” diye yırtınırken, bir yandan da kendi milletvekilleri Mursi resimli giysilerle tribünlerde boy gösterip, 4 parmak işareti yapıyorlar, yaptırıyorlar. Onlara karışan yok…

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…

Şimdi de “Mısır’la dayanışma” bahanesi altında Esenler, Dörtyol Meydanının adını RABİA olarak değiştirmeye, bazı mekânlara da MURSİ adını koymaya kalkıyorlar… Suçtan da öte bu, Cumhuriyete, laikliğe, Kemalist düzene karşı bir kalkışmadır, bir isyandır, başkaldırmadır…

İHANETTİR…

Elbette vakti saati geldiğinde Hesabı sorulur…

Birkaç gün önce de KATO Dağında, PKK paçavraları ve APO posterleri ile eşkıyalar, PKK’nın ilk silahlı eyleme başladığı gün olan 15 Ağustos 1984’ün yıldönümünü kutladılar… Büyük bir özgürlük ve serbestlik içerisinde… Rahatsız eden yoktu.

Kimse onları demir çubuklarla, palalarla, budaklı odunlarla dövmüyordu… Basınçlı su, gaz sıkan da yoktu.

Kato dağında, Türkiye cumhuriyetine karşı silahlı mücadeleye başlamanın yıldönümünü kutlamak serbest, ama statta slogan atmak yasaktı…

Veee… Şu geldiğimiz noktaya bakın. Sonunda bu da oldu diyecek bir eylem daha yaşadık.

Cuma namazından sonra, Fatih Camisinde toplanan bir kısım şeriatçı çevre, Mısır olaylarını protesto etmek amacıyla bir toplantı yaptı. Ön saflara da çocukları dizdi. Çocukların ellerinde pankartlar:

“Kahrolsun demokrasi, geliyor hilafetin sesi…”

“Demokrasi eşittir, küfür sistemi…”

“Ne darbe, ne demokrasi…”

“Biz ümmetten ve hilafetten yanayız…”

Bir koruma ordusu eşliğinde, saf tutanların arasında Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan da vardı… 11 yıllık mücadelenin sonunda “KAHROLSUN DEMOKROSİ” noktasına gelip dayandık…

Peki, nerede yapılıyor bu eylem? 1923 Devriminin gerçekleştirilip, laik düzenin kurulduğu, Hilafetin ve saltanatın kaldırıldığı Türkiye’de…

Ne diyorlar? “Egemenlik milletin değil Allah’ındır, milletin yerini din, ümmet alacak, demokrasinin yerini şeriat…”

Şeriatı getireceklermiş. Peki, hangi yüzyılda? 21. Yüzyılda. Ortaçağda değil.

Türkiye’nin bugünkü içinde bulunduğu ortam, Kurtuluş Savaşı yıllarından, hatta Osmanlının son dönemlerinden daha kötü, daha vahim bir ortamdır. Sevgili yurdumuz ABD ve yerli uşakları tarafından Ortaçağ karanlığına doğru son sürat götürülmektedir… Vatanımız fiilen bölünmüştür.

AKP, yüzde 30’u bile geçmeyen oyu ile yüzde 70’lik çoğunluk üzerinde tahakküm kurmaya, Cumhuriyet ve laik düzeni yok etmeye çalışmaktadır. Hedef, Federe İslam Cumhuriyetidir.

Ama onların unuttukları, hesaba katmadıkları bir kanun var: DEVRİM KANUNU…

DEVRİMİN KANUNU MEVCUT KANUNLARIN ÜSTÜNDEDİR…

Bir de zalimler ve zulüm karşısında direnme hakkı var. Haksızlığa direnmek tüm ulusların kabul ettiği evrensel bir haktır. Direnmek yaşamak demektir ve bu işbirlikçi iktidar karşısında direnmek, şimdi, Türk ulusunun da en doğal hakkı olmuştur.

Türk ulusu Kurtuluş Savaşında olduğu gibi günümüzde de bu karanlık gidişe, AKP’nin bu Ortaçağ yolculuğuna izin vermeyecektir.

Yasal, Anayasal, evrensel tüm direnme hakkını kullanarak bu çağdışı yürüyüşe “DUR” diyecektir…

İLK KURŞUN

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/154920

A TURKISH NAVY ADMIRAL’S APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE

Adm. Turker Erturk
Adm. Turker Erturk

Below is an open letter, which has been published in the free Turkish media–news outlets that are outside of the islamofascist AKP government’s control. The letter was authored by Türker Ertürk, a retired admiral of the Turkish Navy. Mr. Ertürk is a respected intellectual and reputable columnist who makes regular TV appearances. His views represent the overwhelming majority of the Turkish society, which has risen up against the fundamentalist islamic regime of the AKP party under the leadership of Tayyip Erdoğan.

This letter offers invaluable insight into the root causes of the New Turkish Revolution that was ignited with the Gezi Park incident. It also lays out the grave mistakes the Obama administration is committing in its policy toward Turkey by supporting islamofascist AKP party and its tyrannical leader Tayyip Erdoğan. The US support for Erdoğan and his ideology risk bringing consequences similar to the early US endorsement of Al-Qaida and its infamous leader Osama Bin Laden, if not worse.

Please read, and forward.

MY APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE

Someone for whom I have a lot respect and love – a senior friend of mine – has asked me to write this letter to you, the American People…

He is a businessman who has done business with you for years in the past and is still full of positive energy and appreciation for what and who you are…He has asked me to inform you and share with you the facts that the Obama Administration’s policy for Turkey and the Middleast are totally in the wrong direction, and that his policy will embark the future generations into chaos and confusion and will cause our children to consider each other as enemies.

He is right, simply because the leaders and the administrators are here only temporarily but the peoples remain forever. Yes, he is right, but why me…? Why should I be the one who would issue this message? How many Americans would read me or even know me? He answered:

“ I do know that the US Embassy in Ankara, Turkey does read your articles…”

He might have been right….A while ago, one of the owners of the internet news portal where my articles appear has called me and told me that“ It has been only four hours since I have posted your article but we have received tremendous amount of clicking until now. Most of them are from Europe, Gulf Countries, Iran, and Syria and, interestingly enough, two clicks from the Pentagon!

Perhaps your politicians, military leaders and your intelligence units have been reading and following the writers like me who post articles which criticize and analyze your country’s foreign policies, but I am afraid, you, the American people, are unaware of the things happening in Turkey and the Middleast.

The Obama Administration, is currently, for the sake of short term benefits, endangering your such long term and future benefits as the security of your future generations, your universal values, principles of democracy and human rights issues, the very foundational ideals of the U.S. people, written solidly in your Constitution, and several other ethical issues.

Your Ambassador in Ankara, Mr. Francis Ricciardone, is pursuing to establish a triggering mechanism for an internal strife in Turkey by visiting sensitive geographical areas and playing with the sensitivities and sensibilities of the people living at these areas.

As you may follow in the local press, the recent uprising in Istanbul which has started as an environmental issue and has quickly changed into a country-wide revolution against the current Turkish Government and its political party, the AKP, due to the brutal and excessive force used by the police unnecessarily. The issue is no longer and is now beyond “the cutting down the trees “ and “re-constructing a replica of an old and historical Army Barracks “ which in the past, has been the symbol of religious fundamentalism.

The reason of the current uprising in Turkey is the activities and the decisions of the current Erdogan Government and its political symbol, the AKP Party, for the last 11 years. But, the Turkish people know that the force behind the 75% of those powers and supporters, who brought Erdogan and the AKP Party to the power and the reason for the internal revolt, remains to be the U.S. Government.

Do you know that the dimension and size of the anti-US Government feelings are the largest and biggest now in the whole Turkish – American history? In the past, only the Socialists and Political Islamists used to lead the anti-American slogans and activities, but now, it is the whole country.

Mr. Erdogan and his Government are trying to wipe out in Turkey the ideals and symbolism of Ataturk and his modern reforms. I do not know how much you know about Ataturk but he is the leader who brought about the Reforms, Renaissance and Illumination Periods which the West has produced so painstakingly in the past. He is, for us, akin to George Washington and Abraham Lincoln, combined. Without those reforms, Turkey would have been in the Middle Ages.

Do you also know that Erdogan, along with a number of other outdated countries in the region has been exporting terrorism into Syria, Turkey’s southern neighbor, as Obama’s subcontractors? Are you aware that the al-Qaeda -related killers supported by the US Government in Syria, have been eating alive the hearts and livers of humans? Do they tell you that, as depicted in the Anthony Hopkins movie, written by Mr. Thomas Harris, the character Hannibal Lecter, who eats human flesh in the movie, has actually been recreated and supported by the US policies in Syria?

Do you know that the CIA is behind the operations in Turkey called Ergenekon and Balyoz, created to allow and help the Erdogan Government to make the regime changes in Turkey; and also that the prominent and modern leaders from universities, politics, former military and media have been thrown into jails? I know for sure, as I have my roots in the military as a retired admiral that all members of the Turkish Armed Forces, from the enlisted men to the top generals, hate United States because of its support to Erdogan? This is the result of the US Administration’s short sighted leaders, unable to see the future.

Do you also know that the US Government is behind and in support of the Government’s recent educational policies in the schools called 4+4+4 which will surely bring back the old ages? The best thing that will ever graduate from this educational system would be the suicide bombers that you, the US people, know and remember so well? Aren’t you going to feel the shame, moral responsibility and the pain in your hearts and minds, for your Government’s support for such bombers who, in the future, may, in the name of and for sake of religion, kill your children or grandchildren in the Middleast?

I personally have grown up in the secular educational system which have been part and parcel of the Turkish Revolution, established and led by Mustafa Kemal Ataturk after the Independence War of 1923. I have no pre-judgment against any religion, race, nationality or religious sect.

I was in London last month for a conference. At a dinner given after the conference, a lady seated across the table from me, told me that she was a Jewish person who has moved to England from Turkey 30 years ago and had come to this conference to listen to me. During my talk at the conference earlier that evening, I had mentioned about not-so-friendly politics followed by the Israeli Government against Turkey.

I repeated my thoughts again so that they would not be incorrectly understood. My consideration of Israeli policies as a threat to Turkey depends totally on the policies advanced and applied by the Israeli Government and is totally related with the current realities. In other words, I was not an anti-Semitic person. However, I explained her with documentary evidences that, the current Erdogan Government was in fact anti-Semitist at heart but did not mind allying with Israeli Government in joint operations in the neighborhood, in following up their policies of ‘ worshipping the power ‘ and ‘ disguising themselves otherwise until they attain their purposes ‘

Dear American People,

As I conclude my address to you, in all honesty, I wish you to know that Obama Administration’s policies are the root cause of the enmity between US and Turkish peoples and remain to threaten the regional and world peace.

I noticed the hand-held sign at the Tahrir Square during the demonstrations last Sunday, in Cairo, Egypt, which read “ Obama Supports Terrorism “. It is actually very true. The US Government, for the sake of short term gains all over the world including Turkey, regrettably supports terrorism.

I happen to think that the democracy is not this…or better put, this is not the democracy!

Long live the friendship and brotherhood of the peoples of US and Turkey…

Long live the World Peace….

Respectfully,

(Ret. Admiral) Turker Erturk

MY APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE….MY APPEAL TO THE AMERICAN PEOPLE….

CHP’nin Büyük Günahı

20 Haziran 2013 itibarıyla, Gezi Direnişi’nin tutuşturduğu ateş vatanın dört bir yanını sararken CHP’nin durumu nedir? CHP, olayların başlamasına kadar AKP iktidarına karşı etkili bir muhalefet gösterememiştir. Gezi olayları boyunca da ortaya doğru dürüst bir varlık koyamamıştır ve olayları geriden takip etmektedir. Halkın isyanının, sokaklara dökülerek hakkını aramak istemesinin etmenlerinden biri de, CHP muhalefetinin bu yetersizliğidir.

CHP’nin cılızlığı büyük ölçüde parti genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eseridir. Kılıçdaroğlu en basit söylemle, liderlik yetenekleri olmayan, halka önderlik ve yol gösterme konusunda yetersiz, çapsız biridir. Kendisi, CHP’yi Kemalizm ilkelerinden uzaklaştırmış, Atatürkçü kadroları safdışı bırakarak üst yönetimi Kürtçü, liboş ve mezhepçilerle doldurmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu bir taraftan  dostlar alışverişte görsün misali kürsüde AKP’ye eser gürlerken, öbür taraftan CHP AKP ile TBMM’de anayasa uzlaşma komisyonunda, başkanlık divanında ve ihtisas komisyonlarında işbirliği yapmaktadır. CHP, ülkenin bugün geldiği uçurumun kenarında yapabileceği en doğru hareket olan sine-i millete dönmeyi aklından bile geçirmeyip, Türkiye Cumhuriyeti’nin ölüm fermanı olacak olan bölünme anayasasının hazırlığında AKP ile gayet güzel çalışmaktadır.

Bütün bunların ötesinde CHP’nin en büyük günahı, 2011 genel seçiminin hileli sonuçlarına itiraz etmemesidir. AKP’nin 2011 seçimleri türlü dalaverelerle aldığını sağır sultan bile duymuştur (bkz. http://www.odatv.com/n.php?n=akpnin-oyu-yuzde-30un-altindadir-1606111200).  Birden bire 10 milyon artan seçmen sayısı, oy sayımı sırasındaki elektrik kesintileri, tespit edilen sayısız usulsüzlük ve sessiz sedasız kaldırılan parmak boyama işlemi 2011 seçim sonuçlarını tamamen şaibeli bir hale getirmiştir. AKP, yeni uygulamaya koyduğu elektronik seçim sisteminde sonuçları kendi lehine manipüle etmiş ve sözde %47 ile TC hükümeti iktidarını gasp etmiştir.

Türk Milleti açısından esas korkunç olan, CHP’nin milli iradenin bu şekilde çalınmasına sesini çıkarmamış ve hileli seçim sonuçlarını kabul etmiş olmasıdır. Bu CHP’nin Türk Milletine karşı işlediği en büyük günahtır, en ağır suçtur. Kılıçdaroğlu CHP’si bu şekilde, AKP diktatoryasının kuvvetlenmesine destek sağlamış, AKP ve Erdoğan’a uygulamaya koydukları İslamcı faşist programı haklı çıkarmak için tepe tepe kullanmakta oldukları ve onlara ‘legitimacy’ sağlayan ‘biz yüzde elli oy aldık’ söylemini altın tepside bahşetmiştir. Bu stratejik hata Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki CHP’nin nasıl bir delalet içinde olduğunu göstermektedir. CHP’nin bu hatasını asla ikrar etmemiş olmakla kalmamasının üzerine, AKP ile TBMM çatısı altında çeşitli türde işbirliğine girmesi yaraya tuz basmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu bu durumdan birinci derecede sorumludur. Zaten kendisi parti liderliğine Baykal’ın bir CIA komplosu ile safdışı edilmesiyle yükselmiş bir oportünisttir. Onun CHP’nin başında olması Türkiye’yi istkrarsızlaştırmak ve bir İslam cemahiriyesine dönüştürmek isteyen dış mihrakların işine gelmektedir.

Gezi Direnişi’nden AKP’den daha çok CHP’nin ders alması gerekmektedir. CHP içindeki milliyetçi, yurtsever, Atatürkçü kadroların partinin üzerine çöreklenen Kılıçdaroğlu ve ekibini defetmeleri, Atatürk ilkelerine ve milliyetçiliğe iman tazelemeleri ve partinin başına Türk Milleti’ni Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi tekrar şaha kaldıracak bir önder getirmeleri gerekmektedir. Ülkemizi imha etme planını kararlılıkla yürürlüğe koymuş olan AKP illetini yok etmenin başka yolu yoktur. Şayet CHP bunu gerçekleştiremezse, yurdumuzu bir iç savaş beklemektedir.