7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin Galibi AKP Olacak

2 Haziran itibariyla, Haziran 2015 Genel Seçimlerine bir haftadan az bir süre kaldı. Çeşitli kamuoyu yoklamaları, AKP’nin oy kaybına uğrayacağı işaretini veriyor. Fakat AKP, gerçekte oy yitirse dahi, iktidarı kaybedecek mi? Daha doğrusu iktidarı kaybetmeyi göze alabilir mi? AKP ve Tayyip Erdoğan’ın, hükümet oldukları 2002 yılından bu yana uyguladıkları TC’yi dönüştürücü ve rejimi yıkıcı politikaları gözönüne alınırsa, bu sorunun yanıtı HAYIR’dır.

Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin tüm icraatları, bildiğimiz laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp, yerine İslam dinine dayanan ve tüm gücün bir tek egemenin yani Erdoğan’ın elinde toplandığı bir otokrasi kurmak üzerine olmuştur. Tayyip’in ve AKP’nin yaptıklarını, bu blogda çeşitli defalar dile getirdik. Tayyip ve AKP, bütün bu icraatlarla, idam cezasını gerektiren vatana hıyanet ve Türk Ulusuna açıkça düşmanlık suçlarını işlemiştir. Bunun dışında Suriye’deki IŞİD katillerine ve Libya’daki radikal islamcı guruplara silah, para ve lojistik destek vererek, küresel çapta terörü destekleyen bir konuma düşmüştür. AKP’nin iktidardan uzaklaşması, Tayyip Erdoğan ve AKP liderliği ve bürokrasininin, adalet karşısına çıkmaları ve Türkiye’ye ve insanlığa karşı işledikleri suçlar için hesap vermeleri demek olacaktır. Bu yüzden, 2015 Haziran seçimlerinde AKP, oyu ne olursa olsun iktidarı terketmeyecektir.

Bu nedenle, 2015 genel seçimlerinin bir ferahlama ve kurtuluş getirmesini beklemek safdillik olacaktır. AKP’nin iktidardan sökülüp atılması, ancak süngü ve halkın güç kullanması yoluyla olasıdır. İnsanlık tarihinde diktatoryalar ve zorba rejimler, hiçbir zaman demokratik seçimlerle ve kendi rızalarıyla iktidarı teslim etmemişlerdir. 2015 Türkiyesi de bir istisna olmayacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri İhanet İçinde

Tayyip Erdoğan idaresindeki AKP terör teşkilatının iktidara geldiği 2002 yılından beri hedefi, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine, dini esaslara dayalı, Kürtlere özerklik tanıyan bir federasyon kurmak. AKP bu hedefine ulaşmak için CIA kontrolündeki Fethullah Hoca Cemaati, PKK, şeriatçı örgütler, cihatçı teröristler ve Türkiye’nin düşmanı olan çeşitli iç ve dış mihraklarla işbirliği içinde çalıştı ve çalışmakta. Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamakla yükümlü Türk Silahlı Kuvvetleri ise, bu vahim durum karşısında tepkisiz ve suskun. Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmak, Türk vatanını bölmek ve Türk Milleti’nin egemenliğinin yerine bir diktatörün egemenliğini koymak isteyen AKP’ye karşı TSK’nin kayıtsızlığı, kanunen bir suç ve Türk tarihinin yazdığı en büyük ihanettir.

AKP, ulusal ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırıp, çokuluslu bir federasyon kurmayı, laik sistemi değiştirip İslam şeriatına dayalı bir hilafeti yeniden diriltmeyi hedeflediğini, iktidara geldiği 2002 yılından beri başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere liderlik kadrosunun beyanatları ve icraatları ile açık ve seçik olarak gösterdi. AKP’nin söylemleri ve izlediği politikalar, 2030 Türkiye Master Planı’nın icrasıdır. Bu plan kaba hatları ile,

  1. Atatürk Devrimleri’ni kaldırıp toplumu İslamileştirmek,
  2. Türkiye’de cumhuriyet rejimine son verip devlet idaresini İslami esaslara dayandırmak,
  3. Kurucu unsur olan Türk milletinin adını Anayasa’dan ve devlet yapısından silerek Türkiye’yi çokuluslu bir Anadolu federasyonuna dönüştürmek,
  4. Parlamenter-demokratik sisteme son verip, yasama-yürütme-yargı erklerini Tayyip Erdoğan’ın elinde toplayarak dikta idaresi kurmak

üzerine odaklanmıştır. Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından belirttiği gibi AKP demokrasiyi, gidilecek hedefe, yani dinsel diktatoryaya varıncaya kadar binilecek bir araç olarak kullanmıştır. Demokratik yollardan iktidara gelip demokrasiyi ilga etmek, anayasal bir suçtur. AKP bu hedefe ulaşmadaki tüm iç engelleri, yargı, emniyet, medya, sivil toplum örgütleri ve muhalefeti etkisiz hale getirmiştir. Bu durumda, AKP’ye karşı durabilecek tek güç, TSK’dır. Fakat TSK, anayasayı ve TC rejimini koruma sorumluluğu karşısında kayıtsız ve hareketsiz durmaktadır.

AKP, karşıdevrim programını yürütürken kendisine karşı gelebilecek laik, cumhuriyetçi ve ulusalcı aydın, yazar, akademisyen, asker, toplumsal ve siyasal aktörleri Fethullah Cemaati’nin yargı ve emniyetteki örgütlenmesi eliyle düzmece siyasal davalarla hapse attırdı. TSK’yi bu kumpas kampanyasında en önemli hedef haline getiren AKP ve Cemaat, Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk sözde davalarıyla üst düzey kurmay kademesinin üçte birini safdışı bıraktı. Yıllarca zindanlara kapatılan yüzlerce üst düzey askerin bir kısmı bu işkencelere dayanamayarak yaşamını kaybetti veya intihar etti; düzmece Balyoz planı bahanesiyle Trakya’da yapılacak bir savaşın gazetelerde ifşa edilen planlarını değerlendiren Yunanistan, bütün savunma planlarını buna uygun olarak değiştirdi; AKP ve Cemaat savcıları Bülent Arınç’a sözde suikast iddiasıyla TSK’nin kozmik odasına girerek ordunun ultra gizli savaş-savunma planlarını kaçırdı ve yabancı istihbarat örgütlerine servis ettiler; AKP sözde Çözüm Süreci bahanesiyle TSK’nin PKK’ya karşı harekat kabiliyetini kısıtladı ve Güneydoğu’da askeri kışlasına hapsedip PKK’nın bölgeyi fiilen kontrol altına almasını sağladı. 2015 Mart itibarıyla TSK, Güneydoğu’da PKK’nın kendi mahkemelerini kurmasına, vergi toplamasına, gençleri dağa kaldırmasına, ve kaymakam-vali atamasına ve böylece devlet hakimiyetini fiilen ortandan kaldırmasına sesini çıkarmıyor. Güneydoğu’daki TC polisi karakoluna ve TSK da kışlasına hapsolmuş durumdayken, çarşı iznine çıkan askerlerimiz enselerinden kurşunlanarak şehit edilirken, Türk vatanını korumak ve kollamak için güya yemin eden TSK tamamen sessiz ve tepkisiz.

Hile ve desise ile cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ailesi ve yandaşları ile tüm ülkeyi ve kaynaklarını yağmalamakta. AKP’nin el atmadığı toprak parçası, özelleştirmediği devlet kuruluşu, satmadığı emlak, yağmalamadığı milli servet kalmamış… Bunların yanında Erdoğan, yasama-yürütme-yargıyı kendinde toplanmış, devleti şeriat temelli bir yapıya dönüştürmekte, PKK ile federasyon pazarlıkları yaparak TC’nin üniter devlet yapısını yok etmekte. Milli Bayramlarımızı kutlamak yasaklanmış, andımız yasaklanmış. Milli Eğitim’i işgal eden şeriatçı kadrolar, Türk milli eğitimini yokederek gerici ve yobaz bir sistemle değiştirmekte, üniversiteden anaokullarına kadar gençliğimizin beynini yıkamakta ve geleceğin terörist-intihar bombacısı ordusuna milyonlarca eleman yetiştirmekte… Yine bütün bu olanlar karşısında TSK umursamaz bir tavır sergilemekte.

AKP işlediği bu anayasal suçlara karşı kendisini sağlama almak için, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” ifadesini, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirdi.

Ayrıca, 2010 yılında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olarak adlandırılan Kırmızı Kitap’taki tehditler arasında sayılan “irtica”yı bu kitaptan, yani ulusal tehdit sıralamasından çıkardı. Bu değişikliklerle AKP, TSK’nin görev ve sorumluluğunu sadece dıştan gelen tehditlerle sınırlayıp, aynen kendinin yaptığı gibi dinci ideolojiye dayanan bir iç düşmanın Türkiye’de hükümeti, yargıyı ve tüm devleti ele geçirip rejimi değişikliğiyle Cumhuriyeti içeriden imha etmesi tehdidine karşı TSK’yı yetkisiz bırakmak amacı güttü. Bütün bunlar karşısında başta komuta kademesini oluşturan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Akın Öztürk ve Jandarma Genel Komutanı Org. Abdullah Atay olmak üzere TSK’dan AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a hiçbir itiraz veya muhalefet gelmedi.

Bunların dışında, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait 16 adet adacık ve kayalığı işgal etmesine karşı TSK bir tutum sergilemedi. Aynı şekilde, Türkiye’nin yurtdışındaki tek Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nden çekilmesi de TSK tarafından bizzat icra edildi. Bu fiili toprak kayıpları da, TSK’nin komuta kademesinin Türk vatanının korunması görev ve yükümlülüklerini ihmal etmesinin en vahim örneklerindendir.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejiminin AKP tarafından değiştirilmek istenmesi, devlet hakimiyetinin Güneydoğu’da fiilen son bulmuş olması, Anayasa’nın değişmez ilkelerinin kaldırılarak Türk ulus devletine son verme çabaları, ülkenin ekonomik varlıklarının daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yağmalanması, tevhidi tedrisata son verilip milli eğitimin yok edilmesi ve yerine dini eğitimin getirilmesi ve IŞİD, Nusra Cephesi gibi İslami terör örgütlerine destek verilmesi, Türkiye’nin çok ağır bir tehdit altında olduğunun açık kanıtlarıdır. Geçen seçimlerde görüldüğü üzere, AKP iktidarda kalmak için her türlü seçim hilesi ve oyununa başvurmakta ve emrindeki Yüksek Seçim Kurulu ve hileli elektronik oy sayma sistemi vasıtasıyla seçim sonuçlarını kendi lehine döndürmektedir. AKP iktidarının seçimle gönderilmesi ve hesap sorulması ihtimal dışı olduğu açıktır. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de, AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan’a açıkça destek olarak hıyanete fiilen dahil olmuştur. Yüce Atatürk’ün dediği gibi, bu durum ve şartlar altında TSK, yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınamaz. Kaçınırsa, ihanete ortak olur; ve bu işin hesabını başta komuta kademesinden olmak üzere, Türk Milleti’ne tarih önünde vermek zorunda kalır.

CHP’NİN GODOŞLARI

Türkiye yangın yeri olmuş… AKP denilen çete, yurdun dört bir yanını tutmuş, devletimizi, yargımızı ele geçirmiş, ordumuzu tutsak almış, milletimizi sindirmiş. Türkiye’mizi yıkmak ve yerine bir İslam-Kürt federasyonu kurmak için canla başla çalışıyor. PKK ile işbirliği yapmış, ülkenin güneydoğusunu fiilen özerk bir bölgeye dönüştürmüş. IŞİD denilen katil sürüsünü desteklemiş, büyütmüş.

AKP bütün bunları yaparken karşısındaki muhalefete bir bakın! CHP, Kemal Kılıçdaroğlu isimli bir ajan ve ekibi tarafından işgal edilmiş, AKP’ye PKK açılımında, türbanda, eğitimin dincileştirilmesinde destek oluyor, bir şeriatçıyı cumhurbaşkanı adayı gösteriyor, Atatürk düşmanlarını parti yönetimine getiriyor…. Atatürk’ün partisi Atatürk ilke ve inkılaplarını inkar etmiş, Kemalist ve Ulusalcıları kadrolardan temizlemiş, Cumhuriyet düşmanları ile el ele Cumhuriyete güle oynaya kazma vuruyor. Anamuhalefet değil AKP’nin ana koalisyon ortağı mübarek…

Peki yok mu koca parti içerisinde bundan rahatsız olan bir vatansever Allah’ın kulu? Ey CHP’liler hepiniz mi uyudunuz? Hepiniz mi uyutuldunuz? Hepiniz mi godoşsunuz? Vatan iğfal edilirken uyku olur mu, a godoşlar? Yok mu içinizde şu Kılıçdaroğlu denilen Dersimli şerefsiz haine bir çift laf söyleyecek? Yok mu içinizde ona yuh diyecek? Suratına tükürecek? Cumhuriyet’in ırzına geçiliyor, vatan elden gidiyor, içinizdeki birkaç yürekli hariç başınızdaki hainin götüne takılmışsınız, bu tecavüzü seyrediyorsunuz. Ananızın bacınızın ırzına geçilirken böyle yine sessiz mi kalacaksınız şerefsizler? Sıra ona da gelecek; Cumhuriyet yıkıldıktan sonra.

Ayağa kalkma vaktidir, Kılıçdaroğlu isimli ajanın yüzüne tükürme vaktidir. Puştluğa devam eden, zülden kurtulmaz, iflah olmaz. Yok mu içinizde bir Hasan Tahsin?

Sultan Receb El-Tayyüb Hazretlerine Methiye

Kendini son Osmanlı padişahı zanneden Tayyip Erdoğan isimli Türk düşmanı ile onu seven, destekleyen ve ona tapan şerefsizlere ve tüm sülalerine ithaf olunur….

azm-i hammam edelim sürtüştürem ben sana
kise ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.

lal-ü şarap içirem ve slatup geçirem
parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.

eyil eyil sokayım iki tutam azmıdır?
lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.

salınarak giderken arkandan ben sokayım,
ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
düşmanın bağrına hançerimi nagıhan.

herkese vermektesin bir de bana versene,
avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

(Sümbülzade Vehbi Efendi’nin şiiri)

Suay Karaman: MELETTİN KE-MAL

Deniz Baykal’ı bir kaset ile götürüp yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu getiren çevrelerin yeni görevlerinin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Çankaya’ya çıkarmak olduğu anlaşılmıştır. Bu çevreler zamanında da CIA memuru Kemal Derviş’i pazarlamış, Ecevit’in partisini böldükten sonra, AKP için iktidar yolunun açılmasını sağlamışlardı.

Çok demokrat bir lider olan ‘gönlü pamuk’ Kemal Kılıçdaroğlu, kulağına fısıldanan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adını, partisinin karar organlarından ve milletvekillerinden özenle sakladı. Başka bir aday çıkmasına da izin vermeyeceğini söyledi. Böylece demokrat bir lider nasıl olur, toplum da öğrenmiş oldu.

Kılıçdaroğlu çatı adayını kamuoyuna “laik, demokrat, birikimli, insan hakları savunucusu bir aydın” olarak sunma çabası içindedir. Hatta “tanıyınca seveceksiniz” gibi çocukça söylemlere bile sarılmaktadır. Bir insanın düşünce dünyasını belirleyen temeller aile çevresi, sosyal çevresi ve eğitim sürecidir. Bu kriterlere göre çatı adayın ne olduğu bellidir, ama verilen görev gereği Kılıçdaroğlu durumdan memnundur.

‘Yeni CHP’ söylemiyle ortaya çıkan Kılıçdaroğlu, 12 Eylül 2010 Halk Oylaması öncesinde “türban konusunu biz çözeriz” sözüyle, türbanın okullarda, tüm kamu kuruluşlarında ve TBMM’de anayasal yasağa karşın, serbest bırakılmasına neden olmuştu. Bunun yanında “genel af çıkartırız” söylemiyle de, halk oyunun evet çıkmasına katkı sağlamıştı. 21 Eylül 2010 tarihinde Berlin’de “laiklik tehlikededir diyemem, çünkü altını dolduramam” derken, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuAnayasa Mahkemesi kararıyla kesinleşen AKP’nin ülkeyi yönettiğini unutmuştu. “Siyaset yapmayan tarikatlara ve cemaatlere saygılı” olduğunu ilan ederken, tekke ve zaviyeleri savunanları, buraları eğitim ve kültür kurumu olarak görenleri, Fethullah Gülen’e övgü düzenleri milletvekili yapmakta sakınca görmemişti. Atatürk’ün rozetini göğsünde taşımayacağını, ilkelerini savunmayacağını söyleyenleri ve siyasal İslamcıları CHP’ye kabul etmiş, bazılarını belediye başkanı bile yapmıştı.

Atatürk’ün partisinde Atatürk’e dil uzatanlar, ‘TR’ kodlu ajanlar, Dersim’i katliam olarak kabul edenler, özür dilenmesini isteyenler, Seyid Rıza’nın olmayan onurunun geri verilmesini isteyenler bulunmakta, Kürtçülük, ırkçılık, mezhepçilik yapanlar cirit atmaktayken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunlarla ilgili hiçbir yaptırımı olmamıştır.

TSK İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesinin değiştirilmesi önerilmiş, Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanması istenilmiş, TSK’nin etkisizleştirilmesinde rol oynanmıştır. 27 Mayıs 1960 Devrimi, darbe olarak görülmüş ve “27 Mayıs’ı yapanlar bugün utanıyorlar” söylemiyle,aymazlıkta ve utanmazlıkta yeni bir boyut yaratılmıştır. “Türkiye’ye demokrasi 1946’da geldi”diyerek, Atatürk dönemi ve CHP dönemi karalanmak istenmiştir.

Bir tarafta ülkenin bölünmesine yol açacak biçimde Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincenin kaldırmasını savunurken, diğer tarafta “bu ülkenin birliği, bütünlüğü konusunda hiçbir endişem yok” diyerek, ısrarla Tunceli’yi ‘Dersim’ olarak adlandırırken, her zamanki çelişkilere yenisi eklenmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu, Alman gazetecinin “Irkçı mısınız?” sorusuna, “zamanında öyleydik” yanıtını verirken, Atatürk milliyetçiliğinin ayaklar altına alınmasına olanak sağlamıştır. Batı’nın Libya’ya müdahalesinin ve AKP’nin bu konudaki tutumunun doğru bulunması ile Mısır’ı şeriatçılardan kurtaran harekatı, darbe diye suçlayarak AKP’yle birlikte ortak bildiri imzalanması, emperyalizmin emrini yerine getirmektir. Bu arada ülkesini uluslararası teröristlere karşı kahramanca savunanBeşar Esad ise zalim ilan edilmiştir.

Zamanında bunların hepsini eleştirdik ve Kemalizm’den sapma olduğunu bıkmadan yazdık, söyledik. Bu yüzden haksız eleştiriler de aldık. Bütün bunların ötesinde şimdi CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği kişiye oy verilmesi istenmektedir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran 2014 tarihindeki grup toplantısında çatı adayının kimliğini şu sözlerle açıkladı:“Osmanlıcı ve Türk-İslam sentezi yanlısı.” Şimdi gerçek Atatürkçü ve yurtsever milletvekillerine, önerilen bu çatı adaya imza vermemeleri konusunda büyük sorumluluk düşmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’na bu çelişkileri soracak, yurtsever ve cesur CHP milletvekilleri yok mu TBMM’de?

Artık bu gelinen noktada sorun; çarpıtılmış İslamın üretim merkezi El Ezher Üniversiteli, Madımak Katliamından sonra “Allah’a şirk koşanları ateşle imtihan ederler” diyen Ekmeleddin İhsanoğlu değildir. Sorun böyle bir siyasal İslamcıyı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına öneren, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Sorun CHP’ye, Atatürk’e ve vatana ihanet içinde olan TESEV kurucusu ve dış güçlerin emrindeki, vatan haini Seyid Rıza’nın koynundaki Kılıçdaroğlu’dur. Sorun bunlara destek verenlerdir. Bu hainler görev başında kaldığı sürece, hem CHP, hem Türkiye Cumhuriyeti parçalanacaktır, bitirilecektir. Sorun siyasi gelecekleri uğruna, ülkedeki bu karanlık gidişe sessiz kalanlardır. Bu ekibin CHP’den en kısa sürede gitmesi için eylem yapmak, kampanyalar açmak gerekliliği vardır. Ancak bu ekibi gönderirken, yerlerine geleceklerin bu ekip gibi olmaması için çok dikkat etmek gerekmektedir. Eskisine benzeyen yeni bir genel başkan olmaması için, bilinçli hareket edilmelidir.

Kılıçdaroğlu son Diyarbakır gezisinde “Günümüzün CHP’si 1930′ların CHP’si değildir. Biz Yeni CHP’yiz. Dünya değişiyor, biz de değişiyoruz. Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz” demiştir. CHP’nin ve ülkemizin kurucusunun dönemini eleştiren Kılıçdaroğlu’nun o koltuğu bir an önce bırakması gerekmektedir. Bu sorun karşısında Mustafa Kemal’in askerlerine ve Atatürk gençliğine büyük görevler düşmektedir.

Bütün bu söylem ve eylemlerinin sonunda da, bir siyasal İslamcıyı dayatıp, Ekmeleddin Ekmeleddin diyerek, özellikle CHP’ye oy verenleri melettin Ke-mal. Adınız vatan şairimiz Namık Kemal, emperyalizme ilk kez ders veren büyük önderimiz Mustafa Kemal gibi değerliydi. Ancak bu yaptıklarınızdan sonra, adınızın değeri kalmadığı gibi, Melettin Ke-mal olarak anılacaktır. Hiç vakit geçirmeden hemen CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrılmanız hem parti için, hem Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra o koltuğa oturmak bilgi ister, cesaret ister, yürek ister, devrimcilik ister. Bu özellikleri bulunmayan ilkesizleri, o makama taşımamak gerekir. En kısa sürede gereğini yapmanızda, CHP ve Türkiye açısından sayısız yararlar bulunmaktadır.

İLK KURŞUN ,30 Haziran 2014.

 

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/187171/suay-karaman-melettin-ke-mal/

 

 

 

Zahide Uçar : Erdoğan Türk Düşmanı Bir Katildir!!.

Son zamanlarda okuduğum en iyi, en cesaretli ve en gerçek yazı diyebilirim. Okuyun ve okutun. Türk düşmanı Tayyip Erdoğan ve AKP’ye karşı bilinçlenin.

******************************************************************************
Zahide Uçar (İlk Kurşun)

Adını koyalım artık. Erdoğan tam bir Türk düşmanıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başbakanlığını şeytani tuzaklarla gasp eden Erdoğan, tam bir Türk düşmanıdır.

Türk bayrağına, Atasına, ulus devletine, toprak bütünlüğüne, diline savaş açmıştır.

Devlete ait bütün değerleri işgal güçleri komutanı yaklaşımıyla “ganimet” bilip talan etmiştir.

Türk bayrağına düşman, Türk adına düşman BOP görevlisi bir devşirmedir.

Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Çünkü Azerbaycan bir Türk devletidir. O nedenle Ermenistan’a yalakalık olsun diye Azerbaycan bayrakları çöpe atıldı.

Çin’de katledilen Uygur Türklerini ağzına almadığı gibi, Çin’in devlet bütünlüğünü savunmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarları yerine Rum tarafının çıkarlarını savunmuş, milli kahramanımız Sayın Denktaş’ı kahrından öldürmüştür.

Ege’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkarlarını koruyan Deniz Kuvvetlerini çökertmiş, Yunanistan’ı rahatlatmıştır. Ege’deki adalarımızı Yunanistan’a peşkeş çekmiştir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek olduğunu bile bile, dünyanın en tehlikeli terör örgütlerine Türkiye’de üs vermiş, eğitim vermiş, para vermiş, lojistik destek sağlamıştır. Böylece Suriye ile Türkiye arasına “hayalini kurup 12 yıldır üzerinde azimle çalıştığı Yahudi Kürdistanı Devletinin” Suriye parçasını oluşturmak için Esad’a örtülü savaş açmıştır.

PKK ile mücadele edenleri esir almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmek için görevli, 40 bin kişinin ölümünden sorumlu küresel Fahişe Öcalan’ı rahatlatmış, BOP’nin eş başkanı olarak kendine eş başkan yapmıştır. Öcalan AKP’sinin iktidar ortağıdır. Dolayı olarak milletin meclisine sokulmuştur.

Erdoğan Irak Türkmenlerini Amerika’ya satmıştır. Barzani ile birlik olup Nil’den Fırat’a vaad edilen toprakları ilan etmek için kolları sıvamıştır. Kanlı terör örgütü İŞİD’e, insan kanıyla-etiyle beslenen yamyamlara Türkmenleri topraklarından sürme görevi verilmiştir. Türk milletinden gasp ettiği paraları İŞİD’e vererek Türk kanı kanı döktürüyor. Erdoğan Türk etiyle besleniyor. Türk kanıyla susuzluğunu dindiriyor. Kadim Türk yurtları Barzani’ye, yani İsrail’e peşkeş çekilmektedir.

Artık adını koyalım:

Erdoğan Türk düşmanı bir katildir.

Irak’ta dökülen Türkmen kanından birinci derecede sorumlu bir canidir.

Acıması olmayan, vicdanı iflas etmiş ÖRTÜLÜ BİR İŞİD militanıdır.

Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim(Türk Ata sözü)

Kendine Türk diyenler ve bütün Türk devletleri bu gerçeği ne kadar hızlı kabul ederse o kadar acil çözüm üretecektir.

NOKTA!!..

Zahide UÇAR

http://www.ilk-kursun.com/haber/186484/zahide-ucar-erdogan-turk-dusmani-bir-katildir/

AKP’nin Amacı Çok Uluslu Anadolu İslam Federasyonu

Kasım 2013 havası çok yüklü ve ağır. Ayın 16sında AKP örgütü lideri Erdoğan, sözde Kürt açılımına yani Türkiye’nin bölünme planına ivme kazandırmak için, yanına Kuzey Irak’taki Kürt mahalli idaresi lideri ve aşiret reisi Mesut Barzani, bölücü türkücü Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses’i alarak Diyarbakır’a çıkarma yaptı. Elebaşı Erdoğan, Diyarbakır’da taşıma kalabalıklara yaptığı konuşmada Kürdistan’a atıfta bulundu. Böylece, elebaşının taşıdığı resmi sıfata binaen, bir TC başbakanı Kürdistan sözcüğünü ilk defa telaffuz etmiş oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni açıkça ilga etmek isteyen, Türk milleti kavramını reddeden ve Türk milliyetçiliğini açıkça ayaklarının altına alan elebaşı Erdoğan, 19 Kasım Salı günkü AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kürdistan’ın Osmanlı’nın bir eyaleti olduğunu, Mustafa Kemal tarafından da 1920’de meclisteki konuşmalarında sık sık kullanıldığını ifade etti. Erdoğan’ın Kürdistan kavramını başbakan sıfatı ile ilk defa telaffuz ederek öne çıkarması, Türkiye’nin bölünmesi, Cumhuriyetin yıkılması ve rejimin bir Kürt İslam federasyonuna dönüştürülmesi, yani AKP’nin Türkiye 2030 Master Planı yönünde yeni ve önemli bir adım. AKP’nin nihai hedefi, bu planı harfiyen uygulamaktır.

Bu açıdan, AKP’nin son yıllardaki icraatlarına bir daha kısaca göz atalım:

  • Türk ordusunun liderliğinin, muhalif ve vatansever gazetecilerin, akademisyenlerin, politikacıların, bürokratların sahte kanıtlara ve uyduruk gizli tanıklıklara dayanan düzmece davalarla hapse atılması
  • Türk ordusunun komuta kademesinin bu komplolarla dağıtılması; Ordunun kozmik odalarda korunan çok gizli savunma planlarının deşifre edilip yabancı devletlere ulaştırılması; Ülkenin savunma yeteneklerinin fiilen zaafa uğratılması
  • Radikal İslamcı hareketin siyasal sembolü olan sıkmabaşın TBMM dahil kamu alanlarına sokulması; Din referansının kamu yönetimine girmesi; Diyanetin yaşamın her alanında fetva verir (örneğin bankaların faiz ürünleri vs.) ve toplum-devlet yönetimine karışır bir konuma gelmesi; Laiklik ilkesinin açıkça ihlal edilmesi
  • Tevhid-i tedrisata (öğrenim birliği) fiilen son verilmesi; Milli eğitimin imam hatiplerin yaygınlaştırılması ve 4+4+4 sistemiyle din eğitimine dönüştürülmesi; Diyanetin anaokulu kurması ve Kuran kursları vasıtası ile çocukların taze beyinlerinin radikal İslam öğretisi ile yıkanması
  • Kaç-göç sisteminin geri getirilmesine teşebbüs; Kızlarla erkeklerin karma okumasına karşı girişilen saldırılar; Öğrenci evlerine dini değerleri baz alarak yapılan saldırılar
  • TC ibaresinin devlet kurumlarından (örn. Sağlık Bakanlığı kurumları, muhtelif valilik binaları, başkonsolosluk binaları, Ziraat Bankası vs.) sistematik olarak silinmesi
  • Andımızın kaldırılması, Türk bayrağına yapılan saygısızlıklar, Atatürk’e ve onun eserine yapılan sözlü ve fiili saldırılarla Türk milletini birbirine bağlayan değerleri yoketme çabaları; Milli bayramlarımızın kutlanmasının yasaklanması
  • AKP’nin politikalarına muhalefet edenlere karşı tüm yurtta estirilen edilen terör ve korku ortamı; Vatandaşların polis şiddeti, adli ve idari cezalarla sindirilmesi, çeşitli ortamlarda muhalefet yapanların işten veya okuldan atılma, veya hapis ve para cezaları ile cezalandırılmaları; Maliyenin muhalif olarak algılanan kişi ve kurumların üzerine salınması
  • PKK ile müzakereler ve anlaşma çabaları; Türk devletinin geçmişte teröre karşı mücadelesini ve bu uğurda şehit ve gazi olanları küçümseme ve hakaret; Türkiye’nin bölücülük ve Kürt terörü karşısındaki kırmızı çizgilerini yoketme; PKK’nın Güneydoğu’da fiili yönetim kurmasına göz yumma ve fiilen yardımcı olma
  • PKK lideri Apo adlı katille müzakereler; PKK’nin güvenlik kuvvetleri kurmak, vergi toplamak ve Güneydoğulu vatandaşları başvurmaya zorladığı adli bir yapı oluşturmak vasıtası ile Türkiye’nin güneydoğusu ve doğusunda fiili bir Kürt devleti oluşumuna destek
  • PKK’nın Kürt bayraklı ve Apo posterli gösterilerine müdahale etmeyen polisin milliyetçi ve Atatürkçü gösterileri jop, biber gazı ve tazyikli suyla dağıtması, göstericilerin acımasızca darp edilmeleri ve tutuklanmaları
  • Gezi direnişi sırasında halka şiddet uygulamak, kimyasal silah kullanmak, onlarca vatandaşı öldürmek yüzlercesini yaralamak
  • Hükümet ve yerel yönetimlerde yapılan sayısız usülsüzlükler, yolsuzluklar ve hırsızlıklar
  • Medyanın ele geçirilmesi; baskılarla muhalif gazetecilerin işten atılmaları; Hükümetin bölücü, yıkıcı ve şeriatçı bir gündem oluşturulması için basın ve yayın organlarına günlük müdahale; Muhalif basın yayın organlarına hakaret davaları, RTÜK, maliye vs. vasıtasıyla baskı.

Bütün bu icraatlar, AKP’nin amacını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır: Türk Milleti kavramını anayasadan çıkarmak ve laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ilga etmek, yani ortadan kaldırmak; Türk ulus-devletine son vererek yerine İslam birlikteliğine dayanan çok etnisiteli (polyethnic)  bir Anadolu İslam Federasyonu kurmak.

Bu, yani rejimi ve Türk benliğini yıkıp gerici ve bölücü bir rejim tesis etmek, hıyanet-i vataniyye, yani vatana ihanetten başka bir şey değildir ve Yüce Divan veya İstiklal Mahkemeleri türü olağanüstü bir mahkemede yargılanmayı gerektirir. Bu suçun cezası ise–şu anda ülkemizde kaldırılmış olsa bile–idamdır.

AKP liderliği ve üyeleri, iktidardan düşerlerse, hesap vermelerinin imkansız olduğunun mutlak bilincindedirler. Bu sebeple seçimlerden yenik çıkmak, elebaşı Erdoğan  ve tüm AKP ekibi için bir alternatif olamaz.

AKP ne yapacaktır? AKP iktidardan düşmemek için herşeyi yapacaktır. Buna seçimlerde yapılacak her türlü oyun ve hilecilik dahildir. AKP’nin seçimle değişeceğine inanmak aptallıktır. AKP her türlü hile ve düzenbazlığa yeltenip halk oyunu değiştirecektir. Bu da yetmezse, iç karışıklık çıkarıp sıkıyönetim ilan etmeye kadar varacak önlemlere iktidarlarını ilelebet uzatmaya yelteneceklerdir. Tarih boyunca dünyada hiçbir diktatörlüğün seçimler yoluyla değiştiği görülmemiştir. Türkiye’de de bu farklı olmayacaktır. Onun için şimdiden alternatifleri düşünme vakti gelmiş ve geçmektedir.