TÜRKİYE AKP’DEN NASIL KURTULUR: ULUSAL AKSİYONA ÇAĞRI

2014 Ağustos itibarıyla ülkemizin durumu karanlık. İktidara geldiği uğursuz 2002’den bu yana geçen 12 yıl zarfında AKP, Türkiye’yi sosyal, politik ve ekonomik yönlerden dönüştürüp tamamen farklı bir ülke yaratmak amacıyla uygulamaya koyduğu Master Plan çerçevesinde büyük mesafe katetti. Bu Master Plan, Türkiye’yi laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti, cumhuriyet idaresi ve ulus devletten, çok milletli, Selefi zihniyete dayalı bir şeriat devletine çevirme planıdır. Bu planın dönüm noktası 2023, ana hedefe varış tarihi 2030’dur; bu nedenle 2030 Master Planı olarak da adlandırılabilir. 2014 itibarıyla, Türk Ulusu’nun yokedilmesini hedefleyen bu planı demokratik sistem ve yöntemler içerisinde engellemek mümkün değil çünkü bu zor ödevi başarabilecek siyasi muhalefet, sivil toplum kuruluşları, yargı ve basın-yayın organları da dahil olmak üzere tüm sivil unsurlar AKP ve suç ortakları tarafından nötralize edilmiş durumdadır. Seçim sistemi, oy sayım ve döküm mekanizmaları AKP tarafından ayarlanmış, seçmen kütükleri düzmece bir şekilde düzenlenmiş ve 2002’den bu yana bütün seçimlerde giderek yaygınlaşan hile ve oy hırsızlığı ile millet iradesi gasp edilmiştir. Bir işgal gücü gibi hareket eden AKP’nin normal seçimlerle gönderilmesi imkansızdır. Bu işgal ve tecavüze karşı Türk Milleti’nin aynen Milli Mücadele dönemindeki gibi zor kullanması, tek meşru müdafaa yöntemi olarak yasal ve gerekli hale gelmiştir.

AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ulusuna Yaptığı Kötülükler:

12 sene boyunca dış destekli Fetullah terör şebekesi, Cumhuriyet düşmanı çıkar çevreleri, cemaatler, tarikatlar ve Türkiye’yi Yugoslavya gibi parçalamak isteyen dış güçler ile ittifak kuran AKP, metodik bir şekilde Türk toplumunu esir almış, polis, yargı ve silahlı kuvvetler de dahil olmak üzere, devlet mekanizmasını tamamen ele geçirmiştir. Türk milliyetçisi, Atatürkçü komutanlar ve subaylar sahte suçlamalarla hapse atılmış, vatansever kamu personeli kıyıma uğratılmış, yerlerine AKP’nin memuru olarak hizmet etmekle görevli, çoğunlukla imam hatip kökenli, gerici ve Türk düşmanı valiler, kaymakamlar, memurlar atanmıştır. AKP, emniyet teşkilatını, aralarındaki ittifak bozulana kadar Fetullah şebekesinin desteği ile kendi milis kuvveti olarak yeniden dizayn etmeye çabalamış, bunun yanında MİT’i de ulusal ve uluslararası alanda kendi pis ve illegal işlerini halleden özel güvenlik kuvveti haline getirmiştir.

Ekonomi alanında, özelleştirme adı altında kamu kuruluşları AKP yandaşlarına yok pahasına satılmış, devlet arazileri, SİT alanları, doğal parklar, ormanlar, yaylalar, birinci sınıf tarım arazileri yasadışı olarak imara açılarak AKPlilere eşi benzeri görülmemiş derecede rant sağlanmış, vatanın cennet köşeleri maden ve hidroelektrik santrali inşası için hısım, akraba ve yandaşlara peşkeş çekilmiştir. Bu şekilde AKP, kendisini destekleyecek bir İslami burjuvayı yaratarak devletin sonsuz olanakları ile zenginleştirmiştir. Terazinin öbür yanında ise, bu yağma, sömürü ve hırsızlık düzeninin ezdiği ve her geçen gün fakirleştirdiği halk tabakalarını, istihdamı arttıracak büyüme odaklı bir planla kalkındırmak yerine, devletin yardım ve ianelerine muhtaç hale düşürmüş ve aynı zamanda kendisinin bir oy deposu haline getirmiştir.

AKP, 12 yıllık iktidarı süresince basını susturmuştur; işadamlarını tehdit ederek bir havuzda toplattığı 600 milyon dolarla kendi gazete ve televizyon ağını kurmuş, ana akım basını vergi cezalarıyla kendi şakşakçısı haline getirmiştir. Muhalif gazete ve televizyon sayısı bir elin parmakları ile sayılacak kadar azdır. Gece gündüz AKP’nin kara propagandasına maruz kalan Türk halkının büyük bir çoğunluğu bu partinin Türkiye’ye verdiği tahribatı kavramaktan uzaktır. AKP’nin foyasını meydana çıkartacak ve bu habis tehlikeyi önleyebilecek askeri kadrolar, muhalif yazar, akademisyen ve düşünce önderleri, Fethullah terör şebekesi bir maşa olarak kullanılarak Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davası gibi kumpaslarla hapislerde süründürülmüştür. Bu vatansever kadrolardan birçoğunun serbest kalması, ancak yakın zamana kadar sürmüş olan AKP-Cemaat ortaklığının son bulması ve bu iki tarafın çıkar çatışması sebebiyle birbirlerinin aleyhine dönmeleri sonucu mümkün olmuştur.

AKP’nin 12 yıllık iktidarındaki yolsuzluk ve hırsızlık sicilinin eşi ve benzeri Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiştir. Tayyip Erdoğan ve ailesinin yolsuzlukları 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmaları ile su yüzüne çıkmış, devleti nasıl soydukları kaydedilen telefon konuşmalarında kendi seslerinden ifşa olmuştur. Ailecek, kara para aklamaktan arazi yağmasına, kamu ihalelerinden komisyon almaktan devlet bankalarının hortumlanmasına kadar bulaştıkları hırsızlıklar belgelenmiştir. Yolsuzluk ve soygun, Tayyip ve ailesi ile sınırlı olmayıp, AKP’nin ekonomik modus operandi’sidir ve yeni Müslüman, veya doğru tabiriyle süslüman, burjuvazinin sermaye birikiminin temelidir. AKP’liler ve diğer yobaz çevreler, Türkiye Cumhuriyeti’ni “dar-ül harp” yani savaş kapısı, harp edilecek gavur toprağı olarak gördüklerinden, ülkemizin kaynaklarını insafsızca yağmalamak onlar için mübah, yani dinen caizdir.

AKP, kendisine karşı gelen Türk halkına karşı terör estirmektedir. Tayyip Erdoğan, hükümet veya AKP aleyhine söz söyleyenler, sosyal medyada yazıp çizenler, kamuya açık yerlerde beyanda bulunanlar polis ve yargının hışmına uğramaktadır. AKP’ye muhalif olmak, bir vatandaşın işini kaybetmesi, bir işadamının vergi denetimi ile iflas ettirilmesi, bir çocuğun gözaltına alınması, bir gencin polis tarafından hunharca dövülmesi için yeterli bir nedendir. Gezi Parkı’nda AKP’nin baskı ve zulümlerine karşı isyan eden Türk halkına karşı AKP polisi, acımasızca saldırmış, gözyaşartıcı bomba fişeklerini vatandaşlarımızın kafalarına hedefleyerek on kadar gencimizi öldürmüş, başka onlarcasını kör veya sakat etmiştir. AKP polisi, TOMAlardan püskürttüğü tazyikli suların içindeki karışımla Türk halkına karşı kimyasal silah kullanmıştır.

AKP’nin PKK ile işbirliği yapması, 2030 Master Planı’nın bir gereğidir; çünkü bu plan TC’nin güneydoğusunda otonom bir Kürt bölgesi kurulması ve TC’nin bir federasyona dönüşmesini öngörmektedir. Bu bölgede Kürtleri temsilen hak iddia eden ve 30 yıldır terör eylemleriyle bölgeye hakim olmak isteyen PKK, AKP için doğal bir muhataptır. Bunun dışında PKK ile ittifak, AKP’nin Milli Uyanış’a karşı iktidarını devam ettirebilmesi için de bir zorunluluk haline gelmiştir; çünkü PKK’ya verilen sözler karşılığında örgüt silahlı elemanlarını güya Türkiye’nin dışına çıkartarak Türk kamuoyunun gözünü boyamış, silahlı eylemlerini belirli bir süre askıya alarak da kamuoyunda AKP hükümetine karşı oluşacak nefret ve tepkilerin önünü almıştır. Böylece AKP iktidarına destek olan PKK, ona TC’yi bölme yolunda izlediği süreçte başarılı olması için zaman kazandırmıştır.

AKP-PKK işbirliği 2009’daki Habur süreci ile su yüzüne çıkmış, 2010 Anayasa değişikliği referandumu, 2011genel seçimleri ve 2014 yerel seçimlerinde AKP’nin verdiği yeni haklar ve tavizler karşılığında PKK’nın eylemsizlik tutumu ile ileri bir düzeye ulaşmıştır. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçimlerinde Kürtlerin desteğine karşı özerklik sözü vermesi ile ihanet doruk noktaya ulaşmıştır. 2014 Temmuz itibarıyla Güneydoğu Anadolu’da PKK, AKP hükümetinin gösterdiği müsamaha altında bağımsız bir devlet gibi hareket etmektedir: Kurduğu sözde mahkemeler vasıtasıyla kendi hukukunu uygulamakta, devlete ödenmesi gereken elektrik ve su ücretlerinin ödenmesini engellemekte, vatandaşlardan vergi toplamakta, ve kendi sözde güvenlik kuvvetleri ile yol kesip kimlik kontrolü yapmaktadır. Ankara’dan gelen emirler doğrultusunda asker kışlasından, polis karakolundan çıkıp, PKK’ya müdahale edememektedir. PKK’nın siyasal kolu BDP, güneydoğudaki petrol, su ve elektrikten pay istemekte, bölgede ekonomik özerklik için kongreler toplamaktadır. Anayasaya aykırı olarak Kürtçe eğitim veren okullar peydah olmuştur. Türk bayrağı, resmi binalara dahi çekilememektedir. Sonuç olarak TC’nin güneydoğusunda devlet otoritesi tamamen sıfırlamış durumdadır; kurulmuş fakat ilan edilmemiş bağımsız bir devlet oluşumu ortaya çıkmıştır.

AKP Kürtlere özerklik verip Türkiye’yi bölmek için Kuzey Irak’taki sözde Kürt idaresi ile de elele vermiştir. Erdoğan, Barzani’yi Diyarbakır’da karşılayıp kucaklarken, Türklük bilincinden yoksun AKPliler bu azılı Türk düşmanı ve PKK destekçisine “Türkiye seninle gurur duyuyor” şeklinde tezahürat yaparak, milletimize olan kinlerini kusmuşlardır. Başbakan yardımcısı Kürt kökenli Hüseyin Çelik, “Irak bölünürse Kürdistan bizim kardeşimizdir” diyerek Kuzey Irak’taki oluşumu Kürdistan olarak nitelemiş ve Irak’tan ayrılıp bağımsızlık ilan etmesine destek vermiştir. Tayyip Erdoğan ve birçok AKP’linin Kuzey Irak’taki korsan oluşuma sevgisinin önemli bir nedeni de ile bu bölgeyle olan akçeli iş ve ticaret ilişkileridir. AKP, Barzani’nin Kuzey Irak petrollerini gasbedip bunları uluslararası piyasalarda Irak hükümetinden bağımsız pazarlamasına yardımcı olmaktadır. Böylece hem Türkiye’yi bölmekte hem de ceplerini doldurmaktadırlar.

Barzani’ye verdiği destek yanında, Suriye içsavaşında El Nusra ve IŞİD teröristlerine verdiği silah, mühimmat ve lojistik destekle de, AKP hükümetinin Türkiye’nin, komşularının toprak bütünlüğünü savunan geleneksel politikasını alt üst edip, bu ülkelerin bölünmesi çabalarında aktif rol aldığının en açık kanıtıdır. Buna, Erdoğan hükümetinin IŞİD’i terörist olarak tanımlamayı reddetmesi de eklenirse, Irak ve Suriye’de dökülen binlerce masumun kanından AKP’nin doğrudan sorumlu olduğu ve bunun hesabını uluslararası forumlarda er veya geç verecekleri yadsınamaz bir gerçek olarak belirir.

AKP, ümmetçidir ve Türk Milliyetçiliğine düşmandır. Kendisi Gürcü karısı Arap olan Tayyip Erdoğan “Türk Milliyetçiliğini ayaklarımın altına aldım” demiştir. Tayyip, TC’yi yıkabilmek için, önce kurucu ideoloji olan Türk Milliyetçiliğini hedef almıştır. Hiçbir zaman Türk milletine ismiyle hitap etmemiş, sadece “bu millet” veya “benim milletim” ifadelerini kullanmıştır. Bundan kastı ise birbirine ulusal bir bilinç ile bağlı yurttaşlardan oluşan Türk milleti değil İslam ümmetidir. Tayyip, bu şekilde sadık oluğu siyasal İslam ideolojisine uygun davranmaktadır çünkü bu ideoloji ¬“kavmiyet ” diye adlandırdığı milliyetçiliği reddetmektedir; bütün Müslümanlar dili, ırkı, rengi ne olursa olsun İslam bayrağı altında toplanmalı ve Halife’ye biat etmelidir.

Böyle bir dünyada, ırk, dil ve etnik köken temelinde kurulu devletlere yer yoktur. Onun için Türk Milliyetçiliğine dayanan TC yok edilmeli, Kürtlerle ve Araplarla bir federasyon kurulmalıdır. Bu nedenle, devlet kurumlarından ve bankalarından TC ibaresinin kaldırılması, başkanlık sistemine geçiş, yasama-yürütme-yargı erklerinin bağımsızlığına dayanan güçler ayrılığının ilgası, PKK’ya tanınan serbestlikler ve Güneydoğu’da özerkliğe geçiş adımları, tevhid-i tedrisat ilkesinin ihlali ile imam hatiplerin ulusal eğitimin omurgası haline dönüştürülmesi, diğer okullarda din eğitiminin yaygınlaştırılması, türbanın okullarda, kamu kurumlarında ve hatta TBMM’de serbest bıraklıması şaşırtıcı değildir. Tüm Cumhuriyet devrimleri bir bir yok edilmektedir. Hedef, dini yönetime dayalı federatif bir hilafet sistemidir.

Muhalefetin durumu:

Bu vahim manzara karşısında muhalefet tamamen etkisizdir. Kemal Kılıçdaroğlu denilen piyon, CHP’nin başına Cemaat ve AKP operasyonu ile getirilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun AKP’ye karşı yaptığı muhalefetin mihenk taşı yolsuzluk konusudur; onun dışında CHP ve MHP, AKP’nin TC’nin varlığına ve birliğine kastetmesi, ülkemizi bölmek için PKK ile anlaşması, laik sistemi yok etmek için attığı adımlar, eğitimin dini esaslara bağlanması girişimleri gibi esas konularda sessiz kalmaktadırlar. Hatta açılım konusunda CHP, AKP’ye mecliste destek de vermiştir. CHP lideri Kılıçdaroğlu, parti liderlik kadrolarına PKK ve Cemaat yanlısı, bölücü, yıkıcı ve gerici unsurları almış, Atatürkçü ve ulusalcılara savaş açmıştır. Kılıçdaroğlu idaresindeki CHP, Türk milliyetçiliğini bir kenara atmış, 1930lu yılların CHP’sini bizzat parti liderinin ağzından kınamıştır. Kılıçdaroğlu, Dersimli bir Alevi olarak TC’den ve Türk Milliyetçiliğinden nefret etmekte, federatif bir yapıyı onaylamaktadır. AKP’den farkı, kendilerinin daha dürüst olduğu fakat bölücü-yıkıcı politikaları aynen devam ettirecekleri şeklindedir. MHP ise AKP’ye sadece sözde muhalefet etmekte, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi, türban, imam hatipler örneklerinde olduğu gibi önemli konularda AKP’nin dümen suyunda gitmektedir.

Sonuç:

Değerli aydın ve Türk siyasetinin duayeni Rifat Serdaroğlu’nun isabetli bir şekilde belirttiği gibi:

“AKP basit bir siyasi parti değildir. Türk Milletinin yanıldığı olay, AKP’ yi normal bir siyasi parti olarak kabul etmesidir. Eğer AKP’yi Türkiye’nin hizmetinde olan normal bir siyasi parti olarak varsayarsanız, onun sizi teker-teker yemesine, sonunda ülkeyi bitirmesine engel olamazsınız.

AKP ve Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Federe İslam Devletine dönüştürmekle görevli dıştan kurgulu-cemaat ve tarikatlardan destekli bir yıkım koalisyonudur.” (Kaynak: İlk Kurşun http://www.ilk-kursun.com/haber/187899/rifat-serdaroglu-suskun-kalamazsiniz/).

Gerçekten de AKP’nin hedefi, Türk ulus-devletinin yok edilerek yerine şeriata dayalı, federatif bir hilafetin kurulması, Türk Milletinin kimliğinin kazınarak Türk ulusunun karmakarışık İslam gürûhu içerisinde eritilmesi, Serves Antlaşması’nın hortlatılarak Kürdistan’ın kurulması ve Ermenistan’a toprak verilmesi ve Erdoğan hanedanının yeni bir Osmanlı hanedanı olarak bu topraklar üzerinde yüzlerce yıl hükümranlık sürmesidir. Maalesef buna karşı durabilecek bir muhalefet yoktur. Seçim sisteminde uygulanan hile ve oyunlarla, AKP’yi demokratik seçimlerle indirmek de imkansız hale gelmiştir. Erdoğan’ın 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması da zaten engellenemeyecek bir gelişmeydi. Ülke içerisinde, demokratik toplumsal eylemlerle Tayyip’i ve AKP’yi istifaya zorlayacak hiçbir sivil toplum kuruluşu da kalmamıştır.

Bu ahval ve şerait içerisinde, AKP’yi iktidardan kovmak ve Türkiye’ye yaptıkları kötülüklerin, işledikleri cürümlerin hesabını sormak için tek yok, askeri yöntemlerdir. Ülkemiz, fiili olarak işgal altındadır ve bu işgali defetmek birinci olarak Silahlı Kuvvetler’in görevidir. TSK da bir şekilde işgalcilerin güdümüne girmişse, silaha sarılarak işgalci ve tecavüzcülerle mücadele etmek, Türk milletinin bir numaralı görev ve sorumluluğudur. Bunu icra etmek, her yaş ve cinsten yurtseverlerin vatan borcudur. Ayrıca, parti liderliği ve örgütünün dışında, AKP’yi hemen her seçimde destekleyen, Türk Milleti’ne ait olmayı reddeden, hıyanete soyunmuş “renegade” bir gürûh olan yüzde 25-30 “kemik” kitle, AKP ile hesaplaşmanın bir parçası olmalıdır. Vatanımızı yok etmek isteyen bu kitle, Türk Ulusu ve vatanı için varoluşsal bir tehdittir ve bu tehdit ortadan kaldırılmadıkça Türkiye yokolma tehlikesi altında kalacaktır.

Sultan Receb El-Tayyüb Hazretlerine Methiye

Kendini son Osmanlı padişahı zanneden Tayyip Erdoğan isimli Türk düşmanı ile onu seven, destekleyen ve ona tapan şerefsizlere ve tüm sülalerine ithaf olunur….

azm-i hammam edelim sürtüştürem ben sana
kise ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.

lal-ü şarap içirem ve slatup geçirem
parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.

eyil eyil sokayım iki tutam azmıdır?
lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.

salınarak giderken arkandan ben sokayım,
ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
düşmanın bağrına hançerimi nagıhan.

herkese vermektesin bir de bana versene,
avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

(Sümbülzade Vehbi Efendi’nin şiiri)

Rifat Serdaroğlu: SUSKUN KALAMAZSINIZ

– Rifat Serdaroğlu — 04 Temmuz 2014 (Ilk Kursun)

“Devlet Adamı” kalitesindeki siyasetçi, öngörü sahibi olmalıdır. Sosyal-Siyasal-Ekonomik olaylardaki olası gelişmeleri çeşitli yönleriyle inceleyip, çeşitli senaryolar üretmek ve toplumu korumak onun görevidir.
Olay gelip kafanızda patladıktan sonra, çare üretmek için çabalayanlar sadece ve sadece beceriksiz particilerdir…
Yasal sorumluluk üstlenmiş, Yargı erkinin tepe noktalarında bulunan

“Hukuk Adamı” kalitesindeki Yargıçlar da, yasaları eğmeden-bükmeden-kişiye göre yorumlamadan uygulamalıdırlar.
Bu kişiler Türk Tarihinin en güzel makamlarında yer bulurlar. Diğerleri ise, görev süreleri biter bitmez, kendileri de biter ve unutulurlar…

Türk Milletinin yanıldığı olay, AKP’ yi normal bir siyasi parti olarak kabul etmesidir. Eğer AKP’ yi Türkiye’nin hizmetinde olan normal bir siyasi parti olarak varsayarsanız, onun sizi teker-teker yemesine, sonunda ülkeyi bitirmesine engel olamazsınız.

AKP ve Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Federe İslam Devletine dönüştürmekle görevli dıştan kurgulu-cemaat ve tarikatlardan destekli bir yıkım koalisyonudur. Adam kullanmak-çalmaya göz yummak- tehdit etmek dâhil her yola başvurmaktan çekinmezler.

Önümüzdeki günlerde AKP ve Erdoğan’ın son oyunu karşısında Yüksek Seçim Kurulu ve Muhalefet Partileri Liderlerinin nasıl bir sınav vereceğini beraberce göreceğiz. Bakalım hala uyumaya devam ediyorlar mı?
*Yüksek Seçim Kurulu suskun kalamaz, mutlaka bir karar vermelidir.
Cumhurbaşkanı Adayı olan Başbakan Erdoğan bir “KAMU GÖREVLİSİ MİDİR / DEĞİL MİDİR?”

Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu hazırlarken, herkesi uyutan AKP’nin savunması, “Kanunda Başbakan istifa eder, diye yazıyor mu? Yazmıyor, o zaman derdiniz ne” demektedir.

Başbakan Erdoğan maaşını nereden almaktadır? Deniz Feneri Derneğinden mi,
TC Devletinden mi? TC Devletinden maaş alan herkes “Kamu Görevlisidir.”

Örneğin, Başbakan Erdoğan’ın Koruma Müdürü aday olmak isterse, istifa etmek zorunda ama tüm kamuya emir verebilen, tek sözüyle devletin trilyonlarını yönlendirebilen, örtülü ödeneği ve devletin tüm olanaklarını kullanabilen Başbakan Erdoğan, aday olunca istifa etmeyecek ha! Hadi oradan, hadi…
Suskun kalamazsınız YSK. Karar veri ve lütfen Türk Milleti ile paylaşın.
Başbakan Erdoğan “KAMU GÖREVLİSİ MİDİR / DEĞİL MİDİR?”
Cevap bekliyoruz…

*Muhalefet Partilerinin Sayın Liderleri;
Sizler suskun kalıp “HUKUKSUZLUĞU” kabullenemezsiniz.
Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimine “BAŞBAKAN” olarak girerse, bu seçim
eşit-dürüst-adil bir seçim olmaz.

Başbakan Erdoğan zaten şu an dünyanın en zengin sekiz siyasetçisinden biridir. Cumhuriyet Tarihi boyunca tüm Başbakanların (Askeri dönemler dâhil) harcadığı örtülü ödenek toplamından fazlasını tek başına harcamıştır.
Bu seçim için devletin maddi manevi her imkânını kullanmaktan çekinmeyecektir.

Yapacağınız iş basittir. 11 Temmuz’a kadar YSK’ yı karar vermesi için zorlayınız.
Eğer YSK, baskı altında kalıp hukuksuzluğa alet olursa, SEÇİME KATILMAMA kampanyası başlatınız.

Hiç kimse hayal görmesin. Kimse devlet ile baş edemez. Hele başında Tayyip gibi biri olan bir devlet ile hiç kimse baş edemez.

Erdoğan Başbakanlıktan istifa edip, kanunun çiğnemeye devam ederse,
onu tek başına bırakın.
Sizler de Milletvekilliğinden istifa ediniz ve Türk Milletinin yanında yer alınız.
Bırakın sarhoşu, devrildiği yerde kalsın. Bırakın işkembe b.ku ile kaynasın.
Servetinin hesabını veremeyen, sırtında onlarca yolsuzluk-hırsızlık dosyası bulunan birinin TC Devletinin başına geçmesine nasıl izin vereceksiniz?
Sadaka dolandırıcılığı yapanlar, milletin oyunu haydi- haydi çalarlar.
Devlete tek kuruş vergi vermeyen, PKK Narko-Terör çetesini öven, bir de utanmadan Türkiye’nin petrolünden pay isteyenlerle işbirliği yapacak olan

İslam Devleti özlemcileri mi Türkiye’yi aydınlığa çıkaracak?
Bunlar mı bizim demokrasimizin standartlarını yükseltecekler?
Böyle Demokrasi de, böyle Cumhuriyet te olmaz.
1923 ruhuyla yenisini baştan, beraberce kurarız.
Sağlık ve başarı dileklerimle 04 Temmuz 2014

İLK KURŞUN

http://www.ilk-kursun.com/haber/187899/rifat-serdaroglu-suskun-kalamazsiniz/

Suay Karaman: MELETTİN KE-MAL

Deniz Baykal’ı bir kaset ile götürüp yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu getiren çevrelerin yeni görevlerinin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Çankaya’ya çıkarmak olduğu anlaşılmıştır. Bu çevreler zamanında da CIA memuru Kemal Derviş’i pazarlamış, Ecevit’in partisini böldükten sonra, AKP için iktidar yolunun açılmasını sağlamışlardı.

Çok demokrat bir lider olan ‘gönlü pamuk’ Kemal Kılıçdaroğlu, kulağına fısıldanan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adını, partisinin karar organlarından ve milletvekillerinden özenle sakladı. Başka bir aday çıkmasına da izin vermeyeceğini söyledi. Böylece demokrat bir lider nasıl olur, toplum da öğrenmiş oldu.

Kılıçdaroğlu çatı adayını kamuoyuna “laik, demokrat, birikimli, insan hakları savunucusu bir aydın” olarak sunma çabası içindedir. Hatta “tanıyınca seveceksiniz” gibi çocukça söylemlere bile sarılmaktadır. Bir insanın düşünce dünyasını belirleyen temeller aile çevresi, sosyal çevresi ve eğitim sürecidir. Bu kriterlere göre çatı adayın ne olduğu bellidir, ama verilen görev gereği Kılıçdaroğlu durumdan memnundur.

‘Yeni CHP’ söylemiyle ortaya çıkan Kılıçdaroğlu, 12 Eylül 2010 Halk Oylaması öncesinde “türban konusunu biz çözeriz” sözüyle, türbanın okullarda, tüm kamu kuruluşlarında ve TBMM’de anayasal yasağa karşın, serbest bırakılmasına neden olmuştu. Bunun yanında “genel af çıkartırız” söylemiyle de, halk oyunun evet çıkmasına katkı sağlamıştı. 21 Eylül 2010 tarihinde Berlin’de “laiklik tehlikededir diyemem, çünkü altını dolduramam” derken, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuAnayasa Mahkemesi kararıyla kesinleşen AKP’nin ülkeyi yönettiğini unutmuştu. “Siyaset yapmayan tarikatlara ve cemaatlere saygılı” olduğunu ilan ederken, tekke ve zaviyeleri savunanları, buraları eğitim ve kültür kurumu olarak görenleri, Fethullah Gülen’e övgü düzenleri milletvekili yapmakta sakınca görmemişti. Atatürk’ün rozetini göğsünde taşımayacağını, ilkelerini savunmayacağını söyleyenleri ve siyasal İslamcıları CHP’ye kabul etmiş, bazılarını belediye başkanı bile yapmıştı.

Atatürk’ün partisinde Atatürk’e dil uzatanlar, ‘TR’ kodlu ajanlar, Dersim’i katliam olarak kabul edenler, özür dilenmesini isteyenler, Seyid Rıza’nın olmayan onurunun geri verilmesini isteyenler bulunmakta, Kürtçülük, ırkçılık, mezhepçilik yapanlar cirit atmaktayken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunlarla ilgili hiçbir yaptırımı olmamıştır.

TSK İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesinin değiştirilmesi önerilmiş, Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanması istenilmiş, TSK’nin etkisizleştirilmesinde rol oynanmıştır. 27 Mayıs 1960 Devrimi, darbe olarak görülmüş ve “27 Mayıs’ı yapanlar bugün utanıyorlar” söylemiyle,aymazlıkta ve utanmazlıkta yeni bir boyut yaratılmıştır. “Türkiye’ye demokrasi 1946’da geldi”diyerek, Atatürk dönemi ve CHP dönemi karalanmak istenmiştir.

Bir tarafta ülkenin bölünmesine yol açacak biçimde Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincenin kaldırmasını savunurken, diğer tarafta “bu ülkenin birliği, bütünlüğü konusunda hiçbir endişem yok” diyerek, ısrarla Tunceli’yi ‘Dersim’ olarak adlandırırken, her zamanki çelişkilere yenisi eklenmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu, Alman gazetecinin “Irkçı mısınız?” sorusuna, “zamanında öyleydik” yanıtını verirken, Atatürk milliyetçiliğinin ayaklar altına alınmasına olanak sağlamıştır. Batı’nın Libya’ya müdahalesinin ve AKP’nin bu konudaki tutumunun doğru bulunması ile Mısır’ı şeriatçılardan kurtaran harekatı, darbe diye suçlayarak AKP’yle birlikte ortak bildiri imzalanması, emperyalizmin emrini yerine getirmektir. Bu arada ülkesini uluslararası teröristlere karşı kahramanca savunanBeşar Esad ise zalim ilan edilmiştir.

Zamanında bunların hepsini eleştirdik ve Kemalizm’den sapma olduğunu bıkmadan yazdık, söyledik. Bu yüzden haksız eleştiriler de aldık. Bütün bunların ötesinde şimdi CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği kişiye oy verilmesi istenmektedir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran 2014 tarihindeki grup toplantısında çatı adayının kimliğini şu sözlerle açıkladı:“Osmanlıcı ve Türk-İslam sentezi yanlısı.” Şimdi gerçek Atatürkçü ve yurtsever milletvekillerine, önerilen bu çatı adaya imza vermemeleri konusunda büyük sorumluluk düşmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’na bu çelişkileri soracak, yurtsever ve cesur CHP milletvekilleri yok mu TBMM’de?

Artık bu gelinen noktada sorun; çarpıtılmış İslamın üretim merkezi El Ezher Üniversiteli, Madımak Katliamından sonra “Allah’a şirk koşanları ateşle imtihan ederler” diyen Ekmeleddin İhsanoğlu değildir. Sorun böyle bir siyasal İslamcıyı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına öneren, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Sorun CHP’ye, Atatürk’e ve vatana ihanet içinde olan TESEV kurucusu ve dış güçlerin emrindeki, vatan haini Seyid Rıza’nın koynundaki Kılıçdaroğlu’dur. Sorun bunlara destek verenlerdir. Bu hainler görev başında kaldığı sürece, hem CHP, hem Türkiye Cumhuriyeti parçalanacaktır, bitirilecektir. Sorun siyasi gelecekleri uğruna, ülkedeki bu karanlık gidişe sessiz kalanlardır. Bu ekibin CHP’den en kısa sürede gitmesi için eylem yapmak, kampanyalar açmak gerekliliği vardır. Ancak bu ekibi gönderirken, yerlerine geleceklerin bu ekip gibi olmaması için çok dikkat etmek gerekmektedir. Eskisine benzeyen yeni bir genel başkan olmaması için, bilinçli hareket edilmelidir.

Kılıçdaroğlu son Diyarbakır gezisinde “Günümüzün CHP’si 1930′ların CHP’si değildir. Biz Yeni CHP’yiz. Dünya değişiyor, biz de değişiyoruz. Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz” demiştir. CHP’nin ve ülkemizin kurucusunun dönemini eleştiren Kılıçdaroğlu’nun o koltuğu bir an önce bırakması gerekmektedir. Bu sorun karşısında Mustafa Kemal’in askerlerine ve Atatürk gençliğine büyük görevler düşmektedir.

Bütün bu söylem ve eylemlerinin sonunda da, bir siyasal İslamcıyı dayatıp, Ekmeleddin Ekmeleddin diyerek, özellikle CHP’ye oy verenleri melettin Ke-mal. Adınız vatan şairimiz Namık Kemal, emperyalizme ilk kez ders veren büyük önderimiz Mustafa Kemal gibi değerliydi. Ancak bu yaptıklarınızdan sonra, adınızın değeri kalmadığı gibi, Melettin Ke-mal olarak anılacaktır. Hiç vakit geçirmeden hemen CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrılmanız hem parti için, hem Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra o koltuğa oturmak bilgi ister, cesaret ister, yürek ister, devrimcilik ister. Bu özellikleri bulunmayan ilkesizleri, o makama taşımamak gerekir. En kısa sürede gereğini yapmanızda, CHP ve Türkiye açısından sayısız yararlar bulunmaktadır.

İLK KURŞUN ,30 Haziran 2014.

 

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/187171/suay-karaman-melettin-ke-mal/

 

 

 

Zahide Uçar : Erdoğan Türk Düşmanı Bir Katildir!!.

Son zamanlarda okuduğum en iyi, en cesaretli ve en gerçek yazı diyebilirim. Okuyun ve okutun. Türk düşmanı Tayyip Erdoğan ve AKP’ye karşı bilinçlenin.

******************************************************************************
Zahide Uçar (İlk Kurşun)

Adını koyalım artık. Erdoğan tam bir Türk düşmanıdır.

Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başbakanlığını şeytani tuzaklarla gasp eden Erdoğan, tam bir Türk düşmanıdır.

Türk bayrağına, Atasına, ulus devletine, toprak bütünlüğüne, diline savaş açmıştır.

Devlete ait bütün değerleri işgal güçleri komutanı yaklaşımıyla “ganimet” bilip talan etmiştir.

Türk bayrağına düşman, Türk adına düşman BOP görevlisi bir devşirmedir.

Azerbaycan’a karşı Ermenistan’ın yanında yer almıştır. Çünkü Azerbaycan bir Türk devletidir. O nedenle Ermenistan’a yalakalık olsun diye Azerbaycan bayrakları çöpe atıldı.

Çin’de katledilen Uygur Türklerini ağzına almadığı gibi, Çin’in devlet bütünlüğünü savunmuştur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin çıkarları yerine Rum tarafının çıkarlarını savunmuş, milli kahramanımız Sayın Denktaş’ı kahrından öldürmüştür.

Ege’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti çıkarlarını koruyan Deniz Kuvvetlerini çökertmiş, Yunanistan’ı rahatlatmıştır. Ege’deki adalarımızı Yunanistan’a peşkeş çekmiştir.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün korunması demek olduğunu bile bile, dünyanın en tehlikeli terör örgütlerine Türkiye’de üs vermiş, eğitim vermiş, para vermiş, lojistik destek sağlamıştır. Böylece Suriye ile Türkiye arasına “hayalini kurup 12 yıldır üzerinde azimle çalıştığı Yahudi Kürdistanı Devletinin” Suriye parçasını oluşturmak için Esad’a örtülü savaş açmıştır.

PKK ile mücadele edenleri esir almıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölmek için görevli, 40 bin kişinin ölümünden sorumlu küresel Fahişe Öcalan’ı rahatlatmış, BOP’nin eş başkanı olarak kendine eş başkan yapmıştır. Öcalan AKP’sinin iktidar ortağıdır. Dolayı olarak milletin meclisine sokulmuştur.

Erdoğan Irak Türkmenlerini Amerika’ya satmıştır. Barzani ile birlik olup Nil’den Fırat’a vaad edilen toprakları ilan etmek için kolları sıvamıştır. Kanlı terör örgütü İŞİD’e, insan kanıyla-etiyle beslenen yamyamlara Türkmenleri topraklarından sürme görevi verilmiştir. Türk milletinden gasp ettiği paraları İŞİD’e vererek Türk kanı kanı döktürüyor. Erdoğan Türk etiyle besleniyor. Türk kanıyla susuzluğunu dindiriyor. Kadim Türk yurtları Barzani’ye, yani İsrail’e peşkeş çekilmektedir.

Artık adını koyalım:

Erdoğan Türk düşmanı bir katildir.

Irak’ta dökülen Türkmen kanından birinci derecede sorumlu bir canidir.

Acıması olmayan, vicdanı iflas etmiş ÖRTÜLÜ BİR İŞİD militanıdır.

Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim(Türk Ata sözü)

Kendine Türk diyenler ve bütün Türk devletleri bu gerçeği ne kadar hızlı kabul ederse o kadar acil çözüm üretecektir.

NOKTA!!..

Zahide UÇAR

http://www.ilk-kursun.com/haber/186484/zahide-ucar-erdogan-turk-dusmani-bir-katildir/