Bölücü Kılıçdaroğlu’nun İcraatları

CHP’yi kahpe bir kumpasla ele geçirip Atatürkçü, milliyetçi ve vatanseverlerden temizleyen, yerlerine dinci, bölücü ve yıkıcıları getiren, AKAPE işbirlikçisi şerefsiz Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu hakkına harika bir yazı.

Gerçek CHPlilerin bir an önce Dersimli Kemal ve onun terörist şebekesini CHP’den temizlemeleri dileğiyle…

Deniz Kaçağan: Sömürgeciliğin geniş tezgâhı

Gündem — 14 Mar, 2015

20 Haziran 2014 tarihinde, Diyarbakır’da bölücülerin düzenlediği “2. Tigris Diyalogları” toplantısına katılan KILIÇDAROĞLU, 1930 CHP’sini eleştirme cüretinde bulundu.[1] Böylece, çözüm süreci adı altında bölücü AKP’nin, Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail açılımına desteğe her zaman hazır olduğunu göstermiş oldu…

Peki; hurafeci ve bölücüler, 1930 CHP’sini neden eleştiriyorlar? Ne var 1930’da? ATATÜRK dönemi kötü müydü? Kim oluyor bunlar? Yoksa hurafeci, bölücü isyanlar bastırıldığından mı kaynaklanıyor bu kinleri?

SOROS’un TESEV derneğinin 183. Kurucu üyesi olan KILIÇDAROĞLU; genelbaşkan olmadan önce de, 10 Kasım 2009 tarihinde Onur ÖYMEN’in mecliste yaptığı konuşmayı Tunceli’de eleştirerek bölücü, hurafeci Seyit Rıza’yı savundu ve ATATÜRK dönemini katliamla suçladıydı. Yani anlayacağınız deşifre olalı çok oldu. KILIÇDAROĞLU, muhalefeti çelişkiye düşürüp AKP’yi devamlı iktidarda tutmak ve iktidarın bölücülüklerini meşrulaştırmak için proje gereği getirildi…

10 Kasım 2009 tarihinde Onur ÖYMEN’in mecliste yaptığı konuşmayı KILIÇDAROĞLU şöyle eleştirdi: “TBMM’de 10 Kasım oturumunda sayın Onur ÖYMEN, CHP adına konuşma yaptı. ÖYMEN konuşmasında Dersim isyanına vurgu yapması, PKK terör örgütü ile Dersim isyanı arasındaki bağlantıyı kurmak istemesi çoğu çevrede gerçekten de ciddi tepkiler yaratmıştır. Önce şunun altını özenle çizmek isterim. Dersim coğrafyasında yaşanan olay, insanlık dramıdır. Bu bölgede yaşayan insanlar o dönemin acılarını, o dönemin kaybolan hayatlarını, o dönemin ağıtlarını dinleyerek bugünlere geldiler.”[2]

KILIÇDAROĞLU, o dönemde yapılan çok ciddi insanlıkla bağdaşmayan olaylar olduğunu, bu olayları getirip günümüzde terör örgütüyle mücadelenin bir unsuruymuş, benzeriymiş gibi kullanmanın doğru olmadığını anlattı…

161 üyeli Sosyalist Enternasyonel’in 24. Kongresi Güney Afrika’da yapıldı ve bu kongreye bölücü Seyit KILIÇDAROĞLU da katıldı. Sosyalist Enternasyonel’in 24. Kongresi; “Barış, sürdürülebilirlik ve işbirliği” başlıklı yayınladığı bildiride, sömürgecilerin Türkiye’yi bölme amaçlı kullandıkları PKK’ya karşı verilen mücadeleyi; İsrail-Filistin sorununa benzettiler ve çözüm için BM ve uluslararası kuruluşlarla çok taraflı çalışmak gerektiğini yazdılar. Hezeyanlarla dolu bu bildiriyi, bölücü CHP’liler itiraz edip düzelteceklerine imzalamayı seçtiler…

Jeopolitik bir gerçek olarak, dünyanın her noktası yalnız kendine özgü şartlar barındırır. Birindeki şartlarla diğerini yorumlamak bilim dışıdır. İngiltere’deki IRA; İspanya’daki ETA; İsrail-Filistin sorunu ve Türkiye’deki PKK’nın birbirleriyle hiçbir benzer yanı yoktur. Benzetmeyle bilim yapılmaz; bilime konu olan nesneyi, bizzat kendi şartlarında inceleyip değerlendirmek zorunludur. Sömürgecilerin denetimindeki Enternasyolistlerin bu çarpıtmaları da, ülkemizde uygulanan psikolojik operasyonun parçaları gibidir. 30 yılda 40 bin insanımızı öldürerek, toplumumuza, bıkkınlık ve yılgınlık duygularını yaşatmaya çalışan sömürgecilerin maşaları, ülkemizin milli çıkarlarını savunanları, çözümsüzlük yanlısı gibi göstererek hedef saptırmaktadır. Oysa yaşam; her varlık için sorundur ve yalnız ölülerin sorunu olmaz. Türkiye, varlığını devam ettirmek istiyorsa; sömürgecilerin ürettiği ve üreteceği her soruna hazır ve devamlı mücadele eder durumda olmalıdır. Evet biz; tavizler verilerek sorunların çözülmesini değil, o sorunu üretenlerle, ısrarla, aralıksız mücadele edilmesini istiyoruz. Gerçek lider ülke; yorgunluk belirtisi göstermeden mücadele eder. Hem gelecekte, PKK sorunu bitirilmiş gibi yapılsa bile; AB-D tarafından başka sorunlar başlatılacak. Yani; 7 Ağustos 2003 yılında Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın Washington Post’ta yazdığı gibi, AB-D’nin asıl hedefi, bölgemizde (23 ülkede) rejim ve sınırların değiştirilmesidir. Bu gerçeklerden hareketle; AB-D’nin, PKK ve benzeri aparatlarıyla bölgede oluşturduğu istikrarsızlıkları ortadan kaldırıp; bölgeye kendi düzenimizi vermek istiyorsak; AB-D’yi ve tüm aparatlarını bölgeden temizlemeliyiz…

Bölücülükte AKP’yle yarışta hızını alamayan CHP; hazırladığı 224 sayfalık, “Toplumsal Barışı Demokrasi ile Güvence Altına Almak” başlıklı müsveddede “Dersim arşivlerinin açılması”nı istedi. İyi de, hangi Dersim arşivi? Dersimle ilgili gizli, saklı bir şey yok ki; her şey zaten ortada; belgeler açık, araştırmacılar kitaplarını yazdı. Sanki kimsenin bilmediği bir şey varmış ve geçmişi eşeleyerek bunun ortaya çıkarılması gerekiyormuş gibi, bilime aykırı şekilde olaya gizemli süsü de vererek bölücü CHP’nin AKP gibi sinek kanadından yağ çıkarmaya çalışması kendilerini gülünç duruma düşürüyor doğrusu. Yine aynı raporda CHP, sanki bölücü AKP yapmıyormuş gibi; yer adlarının da değiştirilmesini istedi…

2014 yılında yapılan kongrede; CHP’liler genelbaşkanı değiştirip bölücü Seyit KILIÇDAROĞLU’undan kurtulacağız hayaliyle avundular ancak kongrede bölücü KILIÇDAROĞLU’nun tekrar seçilmesiyle beklentilerinin boş olduğunu gördüler…

Sömürgecilik denilen insanlık düşmanı en şiddetli zulüm, çıkarlar ilişkisinden oluşur. Değişik toplumlardan, soylardan ve dinlerden insanların çıkar birlikteliği ilişkileriyle bir araya getirildiği bu tezgâhın tepesinde dünyanın en zengin 300 kişisi bulunur. En tepedeki yaklaşık 300 kişinin; uluslararası resmi-gayr-i resmi kuruluşlarıyla teşkilatlandırıp sömürgeci tezgâhta bir araya getirilen kişiler; sadece kendi maddi durum ve konumlarını yükseltmek için insanlığı satarlar. Bireysel çıkarlarıyla sömürgeciliğe alt taraftan bağlanan kişiler, bulundukları toplumlarda, çıkarı olmayan cahil kitleleri etkilemek, şaşırtmak veya yanlış yönlendirmek için; din, milliyetçilik, vatan ve benzeri tüm değerleri işe yaradığı ölçüde kullanırlar. Burada, din, milliyet ve vatanın değer olup olmadığını tartışmak şöyle dursun; asıl bu kötüye kullanımı tartışmamız gerekir. Yani bu değerler olmasa, başka değerler olacak ve bu kez o değerler sömürgeci tezgâhın aparatları tarafından kullanılacak. Dolayısıyla, hem insanlığa karşı herhangi bir değeri kullanmak suç olduğu gibi, hem de cahil kitlelerin bilgisizlikleriyle bu kullanıma izin vermeleri asıl suç ve yanlıştır…

Çıkar birlikteliği ilişkilerinin bir araya getirdiği bu kişilerin oluşturduğu sömürgeci piramit; yukarı çıktıkça kişilerin sayısı azalıp kazançları çoğalırken; aşağı doğru inilirken de tersi olur. Bunu şöyle de özetleyebiliriz: Yaklaşık 300 kişiden oluşan ve hiç değişmeyen en tepedeki kişilerin, trilyon dolarlık servetleri bulunur; daha aşağıda ve sayısı 6000 (altı bin) kişiden oluşan ikinci sınıfın milyar dolarlık servetleri bulunur; daha aşağıda yani üçüncü sınıfta yer alan 130 bin kişinin ise milyon dolarlık servetleri vardır. Bu çıkar ilişkisine bağlanan ve zemininde yer alan en alttaki yaklaşık 2 milyon 4 yüz bin kişinin de 100 bin dolar üzerinde yıllık gelirleri olur. Neredeyse toplamda 3 milyon kişiden oluşmayan ve çıkar birlikteliğiyle birbirine bağlanan sömürgeci tezgâhın bu elemanları, 7 milyar insanlığa karşı mücadele ederler…

Sömürgeciliğin amacı devamlı kâr güdüsüdür; bu amacı gerçekleştirebilmek için de, kullandıkları kurum ve kişileri, uygun yer ve zamanda yenileriyle değiştirerek sömürgeciliği sürekli yaşatmaktır. Siz bir kişinin kullanıldığını veya bir kuruma sızılıp sömürgeciliğe hizmet ettiğini fark ettiğiniz anda; aslında ölü bir cesetle uğraşmış oluyorsunuz. Çünkü sömürgecilik, bir şeytan gibi o cesetten çıkmış; sizin bilmediğiniz bir başka bedene girmiştir. Böylece siz, hep geride kalan tortularla oyalanıp zaman kaybedersiniz. Sömürgecilik de, zarar görmeden, insanlığa karşı işleyişini ve yaşamını devam ettirir…

Ayrıca, Amerika veya Avrupa’daki devletlerin çökmesi insanlığın kurtuluşu veya sömürgeciliğin sonu olmaz. Çünkü devlet, bir düşüncenin teşkilatlandırılmasıdır. Bu devletlerden biri veya birkaçı çökse bile; sömürgeci sermaye sahipleri, sağlayacakları finansla anında bir başka teşkilatlanmayı kurarlar. Dolayısıyla, insanlığın kurtuluşu için yıkılması gereken devletler değil sermayeyi ellerinde bulunduran ve devletleri, kurumları ve kişileri sömürü düzeninde bir aygıt gibi kullananların saltanatıdır. Siz, bunların varlıklarına el koymadıkça; devletleri yıksanız ne olur? Bunlar, sahip oldukları sermayeyle başka başka devletler kurarlar ve insanlık yeni bir baş belasıyla karşı karşıya kalır. Bu nedenle, her Türk Milliyetçisinin ilk hedefi; kudurmuşların kasalarıdır. Oraya para akışını durdurup tersine akışı gerçekleştirmeliyiz…

İnsanlık için, önce savaş verip dünyada kurtarılmış bir bölge (tam bağımsız bir devlet) oluşturmalı; buraya hiçbir şekilde sömürgecilik, asla girememeli. Sonra iyi bir istihbarat ağı ile dünyadaki, altın-para ve her türlü değerli varlığın bulunduğu kasalarının haritadaki yeri belirlenmeli ve en sonunda güçlü bir orduyla bu varlıkların bulunduğu yerlere saldırılıp ele geçirilmeli…

Sömürgecilik, dünyadaki 100’den fazla ülkede[3] ellerinin altında tuttukları kukla iktidarlarla; çok geniş bir tezgâhı insanlığa karşı etkin çalıştırıyorlar. İktidarı henüz ele geçiremedikleri ülkelerde de, muhalifleri destekleyerek (üstelik bu muhalifler, hukuki çerçevede siyaset değil; çoğunlukla silahlı terör grupları oluyor) sızdıkları bu ülkelere kısmî etkide bulunuyorlar. Ülkemizde ise, hem iktidarı hem muhalefeti ellerinin altında tutan sömürgecilik[4]; ortaklığı bulunan medya patronlarının yayın organlarıyla, en fazla yararlanabilecekleri kukla elemanları parlatıyorlar. KILIÇDAROĞLU’nun Uğur DÜNDAR’la dürüst, yolsuzluklarla mücadele eden adam oyunlarını hatırlayın. Bu nedenle, sermaye medyasında sesi çok çıkarttırılan adamlara veya kısık sesle konuşturulan güzel ciddi kadınlara hiçbir zaman güvenilmemeli…

18 Ağustos 2014 tarihinde, CHP grup başkan vekilliğinden istifa ederek genelbaşkanlığa adaylığını mecliste düzenlediği basın toplantısında açıklayan Muharrem İNCE şu ifadeleri kullandı: “adalet sistemi sağlıklı bir biçimde işletilememiştir. Geldiğimiz bu noktada, acil politikalar şunlar olmalıdır; özgürlükçü bir demokrasiye ulaşmak, toplumsal mutabakat sağlamak ve yeni bir anayasa yapmak”[5]

Ya! Değerli okur, ağızdaki baklayı gördünüz mü? Adalet sistemi sağlıklı bir biçimde işletilememişmiş. Oysa İNCE’nin dediği gibi; işletilememiş değil; işletilmedi. Yani İNCE, AKP’nin kasıtlı, hain uygulamalarına; yapamadı, masum maskesi takıyor ve devamında yeni bir anayasa diye ekliyor. Biliyoruz ki bu anayasa, sömürgecilerin PKK üzerinden dayattıkları; Güneydoğu Anadolu bölgemizi kiralık tetikçi çete başı Yahudi BARZANİ’nin[6] yönettiği Irak’ın kuzeyiyle birleştirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin birlikçi (üniter) devlet yapısını dağıtacak; bölücü (federasyon) bir anayasadır…

Daha önce; 23 Mayıs 2012 tarihinde mecliste verdiği “partiler, Türkçe dışında bir dille propaganda yapabilmeli”[7] önergesiyle Muharrem İNCE’nin birlikçi (üniter) devlet yapısına karşı olduğu ve bölücü olduğu ortaya çıktıydı. Aynı Muharrem İNCE, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında da yaptığı bir konuşmada, bölücü Selahattin DEMİRTAŞ için: “Cumhurbaşkanlığı sürecinde DEMİRTAŞ’ın açıklamaları pek çok solcunun, sosyalistin yüreğinde yer edindi. Çıkışlarının barışa katkısı olmuştur, kendisini kutluyorum. Demirtaş’ın benim köyümdeki köylüyü gülümsettiğini gördüm. Şimdi sıra bizde.”[8] İfadelerini kullandı. Demek sıra İNCE’de veya yeni CHP yönetiminde; onlar da bölücüleri güldürmeli. Ama CHP’nin bölücüleri güldürmesi, öyle esprilerle olmayacak; aynen AKP gibi, bölücü yasal şekillendirmelerle olacak tabii ki. Ayrıca birilerinin iddia ettiği gibi Muharrem İNCE çok milliyse; sömürgecilerin Türkiye’nin başına atadığı Ekmeleddin’e Cumhurbaşkanlığı adaylığı için neden imza verdi?

Deniz KAÇAĞAN

Kaynak:

[1] https://www.facebook.com/video.php?v=694731023907328
[2] 22 Şubat 2014 tarihli Milli Gazete
[3] Richard OUETZEN – From Crisis to Cooperation Turkey’s Relations with Washington and NATO; The Washington Institute for Near East Policy; Number 12; June 2012
[4] http://www.radikal.com.tr/politika/kilicdaroglu_oymen_geregini_yapmali-964636
[5] https://www.facebook.com/video.php?v=725241560856274
[6] Tarih ve Düşünce dergisi; Şubat 2003; sayı 36; sayfa 31
[7] http://arsiv.gercekgundem.com/?p=460822
[8] http://t24.com.tr/haber/demirtasin-benim-koylumu-gulumsettigini-gordum-chp-lideri-de-kurt-genclerini-gulumsetmeli,268199

http://www.ilk-kursun.com/haber/220495/deniz-kacagan-somurgeciligin-genis-tezgahi/

Sultan Receb El-Tayyüb Hazretlerine Methiye

Kendini son Osmanlı padişahı zanneden Tayyip Erdoğan isimli Türk düşmanı ile onu seven, destekleyen ve ona tapan şerefsizlere ve tüm sülalerine ithaf olunur….

azm-i hammam edelim sürtüştürem ben sana
kise ile sabunu, rahat etsin cism-ü can.

lal-ü şarap içirem ve slatup geçirem
parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan.

eyil eyil sokayım iki tutam azmıdır?
lale ile sümbülü kakülüne nevcivan.

diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
bir gümüş ibrik ile destine ab-i revan.

salınarak giderken arkandan ben sokayım,
ard eteğin beline, olmasın çamur aman.

kulaklarından tutam, dibine kadar sokam,
sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan.

öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
düşmanın bağrına hançerimi nagıhan.

herkese vermektesin bir de bana versene,
avuç avuç altını, olsun kulun şaduman.

eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman.

(Sümbülzade Vehbi Efendi’nin şiiri)

EMİNE ÜLKER TARHAN’A AÇIK MEKTUP

Sayın Tarhan,

Geçenlerde yapılan seçimlerde CHP başkanvekilliğini kaybetmiş olmanızı üzüntüyle karşılıyoruz. Türk Ulusu olarak, size ve ulusal hassasiyetleri kuvvetli, milliyetçi, vatansever kadrolara karşı CHP içinde oynanan ayak oyunlarının farkındayız, ve bunları şiddetle lanetliyoruz.

Bütün bu oyunların asıl sorumlusu, CHP liderliğine CIA tarafından atanmış Gandi Kemal’dir. Kendisi, Kemalist, milliyetçi ve laik kadrolara alerji duymaktadır; kendisine verilen görev, CHP’yi Atatürkçü ideolojiden temizlemek, Türk toplumunun dini esaslara göre yeniden tasarlanmasını desteklemek ve Kürtlere özerklik verilmesine yardım etmektir. 

Sayın Tarhan, CHP içindeki bu yıkıcı mihraklara karşı verdiğiniz mücadele, AKP’ye karşı verdiğiniz savaş kadar, ve hatta ondan daha da önemlidir. Kılıçdaroğlu ve yıkıcı-bölücü ekibi gitmeden CHP, AKP’ye karşı sağlam bir alternatif olamayacaktır.

CHP, niçin AKP ile bölünme anayasası komisyonunda ortak olarak çalışmaktadır? CHP’nin yetkili isimleri niçin Türklük, Türk Milleti ve laiklik kavramlarını şiddetle savunmamaktadır? CHP nasıl olur da, seçilmiş kendi milletvekilleri hapislerde çürürken, meclisin çalışmalarını bu vekiller serbest kalıncaya kadar bloke etmemektedir? Nasıl olur da CHP, AKP’nin son seçimleri göz göre göre hileyle kazanmasına ses çıkarmamış, oylarına sahip çıkmamıştır? 

Sayın Tarhan, mücadelenize devam edin. CHP’nin üstüne çöreklenmiş bu bölücü, yıkıcı, Fetullahçı, yandaş çeteyi parti içindeki ve dışındaki yurtseverlerle elbirliği yaparak temizleyin. Türk Milleti size güveniyor. Güvenimizi boşa çıkartmayın.

EU PROTESTS TURKEY FOR JAILING JOURNALISTS, ERDOGAN REPLIES ‘WE WILL DO AS WE PLEASE’

After recent arrests of a number of journalists, the European Parliament adopted a report critical of violations of press freedoms in Turkey. Among those who were arrested are investigative journalists Nedim Şık and Ahmet Şener, whose work have brought to light the infraction of rules and irregularities in the infamous Ergenekon trial as well as the infiltration of the Turkish police force by the subversive islamic sect of Fetullah Gülen, a.k.a. the Khomeini of Turkey. The secretive group,also called the Gülen movement,has a global organizational structure and pursues as a strategic goal the toppling of the secular regime in Turkey and the establishment of an Islamic caliphate.

The European Parliament “is concerned about the deterioration in freedom of the press, about certain acts of censorship and about growing self-censorship within the Turkish media, including on the Internet [and] calls on the Turkish government to uphold the principles of press freedom,” said the non-binding report penned by the European Parliament’s Turkey rapporteur, Ria Oomen-Ruijten, a Dutch Christian Democrat politician. For a full version of the article in the Turkish daily Hurriyet, please follow the link.

Two days after the publication of the report, Islamofascist Prime Minister Tayyip Erdogan lashed out at the European Parliament, calling the report and its authors “imbalanced.” He added that “they [the EU] will continue writing reports and we will continue going our way,” blatantly dismissing Europe’s concern for the jailing of journalists and reporters for obviously political reasons.

Corruption Record of Tayyip Erdogan and His Cronies in the Islamofascist Regime – Continued

[Information obtained from a reader of this blog. Unedited]

Sheik Erdogan

A word in his majesty Erdogan’s mouth these days is an analogy to ‘Clean Hands Operation in Italy’. He lately forces pro-Ataturk, Pro-Republic intellectuals and dissident writers, illustrators and opposing newspapers to go under a financial investigation, fire employees in TV institutions when he doesnt like what they write, he has them get arrested, imprisoned, while helping rising new supporting TV channels. One wonders why doesnt he ever let Kanal 7(Channel 7), Kanal 24(Channel 24) and Yeni Safak (New Dawn) newspaper go under financial investigation?
Lets go back to the days before these companies were founded and check out prosecutors’ indictments and inspectors’ reports. Before November 3rd, 2002 (election day).. 8 experts from ‘the Board of Account Experts’ at the Ministry of Finance written a 600 page report completed in two years. The reports were based on official documents and witnesses. According to the report, there is a $40 million fraud scheme. Some of the people involved were detained. Who were they?
About 70 people including Former Director General of IGDAS Fuat Sengul, Former Mayor of Istanbul and AKP Chairman Erdogan, Ironi Agency partner and Kanal 7 anchorman Ahmet Hakan Coskun, IGDAS Marketing and Sales Manager Ibrahim Mujdat Oguz, Ironi Agency partners Taci Erdemir and Mehmet Ozhusrev, Lonca Inc. employee Rasim Ozdemir and IGDAS officer Mahmut Yilmaz, IGDAS debt collector Metin Sahin, IGDAS Istanbul Anatolian Region Branch Assistant Manager Yusuf Aydinoglu.
Former Director General of IGDAS Fuat Sengul said ‘Why are you arresting just us while you do nothing to our superiors’ (referring Former Mayors Erdogan and Gurtuna) in his interrogation. Mehmet Sisman, who was taken into custody in relation to the front companies Erek Advertising and Er Offset used in payment of 1.5 trillion TL from IGDAS to Ironi Agency, said in his testimony: “Erdogan’s advisor Tufan Mengi called me and he said he needs fake invoices for IGDAS. So i introduced my friend Ayhan Erim, who does this type of work, to Tufan Mengi… I got 5 billion Turkish liras for introducing him”. Now, lets take a look at the report prepared by Civil Service Chief Inspector Candan Eren (He was first displaced, and is now related to Ergenekon and Balyon cases in which it is widely claimed that Erdogan sends whoever is opposing him to jail by using these two major cases) and then presented to SSC.
The report included allegations that Erdogan was involved in organized criminal activity, bid-rigging in auctions and making preparations for jihad.

Some of the allegations were committing organized crime, bid-rigging, favoritism, nepotism, overpayment, fraud, working for a secret cause, jihad preparation, embezzlement, oppression, neglecting the laws, failure to comply with money-saving measures in auctions, putting municipality at a huge loss by hiring third part people or companies for jobs that can be done by using municipal facilities..

Despite the reports and indictments, Erdogan stated in front of the cameras: ‘I am speaking very openly and directly, people who made these allegations should prove us to be guilty, otherwise they are low, dishonest, dishonorable people’. But they were proved guilty and after November 3rd, 2002, they got the diplomatic amnesty.

Erdogan claimed he cant live on a monthly salary of 9 billion TL.

Appearing as a dollar billionaire in 7 years, Erdogan says he cannt live on Prime Minister’s salary.

His wealth was announced as follows on the day he was a Istanbul Mayor candidate: ‘An apartment in Kasimpasa, a co-opt share at Maltepe, 376 square-meters of land at Bolluca-Gaziosmanpasa, 10% of the shares of Burak Food and Trading Limited Company’ (article published on Sabah on Feb 20, 1994)

7 years later, Rahmi Koc (one of Turkey’s wealthiest man) stated: “Mr Erdogan saved one billion dollars” (August 3, 2001, CNN Turk)

He bought a dry cargo ship to his son Ahmet Burak Erdogan for $2,323,000. There is still a joke going on about his statement after allegations about how he got all this money, he called the ship a ‘mini-ship’. (If you google ‘gemicik’, you can find out some good caricatures or comments.)
His other son Bilal Erdoan bought an apartment in the US for $216,000.
In addition, these two brothers own a villa worth of 1 trillion TL based on ‘deed records’. Erdogan bought a 450 square-foot similar villa in the same area for himself. He says, if he doesnt do trade, if he doesnt get money from trade, he cannt live on.

His wealth was announced on March 1, 2010:
376 square-meters of land at Bolluca-Gaziosmanpasa now worth 40 thousand TL and a 2000 square-meter land at Guneysu-Dumankaya village worth 10 thousand TL. In his bank accounts, after company stock sales, retirement bonuses, retirement and deputy salaries added, he has 2 million 366 thousand 109,95 TL (around 1 and a half million dollars 150534 183.42) in his bank account. Compared to September 2007 figures, his wealth increased 562 thousand 255 TL in cash and 187 thousand 500 in loans. Not to mention the wikileaks document about his 8 accounts in Swedish banks.
Minister of Finance, a defendant on trial for fake invoices.
Defendant Minister of Finance Kemal Unakitan’s son Abdullah Unakitan earns 366 billion TL sitting and doing nothing. But How?
On April 17, 2003, the customs duty on corn imports decreased by 20%. In august, his son imports 4000 tons of corn. After he is done, on August 8, the customs duty increased back to 45% again.
He also got involved in importing pasteurized eggs. First, his company, AB Food Ind. and Trade Co. is rewarded by 2.5 million TL worth of incentive offers and before he starts business, tax rates on pasteurized eggs is down to 8% from 18%.
In other words, Minister of Finance works for his own family.

Again Kemal Unakitan sold his own property to himself and he made 1 trillion 244 billion in 19 months. His company BEM Foreign Trade Inc. bought a real estate at Foca-Izmir for 15 billion TL. Same estate was sold to a private financial company on May 10. 2002 for 1 trillion 260 billion TL. Selling company’s partner is Kemal Unakitan same as buying company’s general manager.. He also got away without paying corporation tax and the company was liquidated.

219 auctions for road making in 13 days.
AKP government was formed on November 18, 2002. Yet in the first 13 days, till December 31, 2002, there were 219 road making auctions. Total procurement costs were 52 trillion and each auction was set up in a way that it wont exceed 750 billion TL, so they wont have to deal with Court of Accounts on any fraud investigation.
Why would a government who says they were never involved in corruption tries to escape from Court of Accounts inspection?

AKP supporter got $2 million worth project without an auction
Operating loading and unloading at TCDD (Turkish State Railroad Co.) Izmir Port which has a $70 million profit annually, was given to Reha Denizcilik (Reha Maritimes Co.) for 15 years without an auction. They have the option to extend the contract for 15 more years if they desire (total 30 years). The company was formed a week before the agreement. One of the biggest shareholder of this company is the Director Manager of AKP Bakirkoy County Rahmi Genc. He leaves the company after selling his shares.

The Savings Deposit Insurance Fund, administrated and represented by the Banking Regulation and Supervision Agency., purchased Ceylan Group-owned Delux Resort Hotel in Antalya for $52 million in exchange for the Ceylan Group’s debt owed to a bank. Then the hotel was sold to a pro-AKP company for $25 million. State had $27 million loss from this transaction.

Minister of Interior’s genius son
Minister of Interior, Abdulkadir Aksu – (who is alleged in at least one WikiLeaks document to have been seriously involved in illegal activity, ties to the heroin trade, well-known predilection for teenage girls, and his son’s open Mafia links. Ironically after wikileaks documents, he has been assigned to chair of the Wikileaks commission in the parliament to investigate if the allegations are true or not…) – runs an investigation/inspection for Turkey Jocket Club after he is assigned as the minister. Jockey Club hires his son Murat Aksu as company lawyer for a monthly salary of 7.5 billion TL.

Another privatization looting
Gemlik Fertilizer Industry Co was privatized for $83,1 million. Only the land the factory was built including 154 housing estates worth $120 million.

Only a small part of the land of Superbank privatized for $3 million 751 thousand was sold for $13 million 750 thousand.
Sumerbank founded 50 years ago by Cotton Fabrics Inc. was sold to a 47 partner Joint Venture Group (OGG) for $3 million 741 thousand by the Privatization High Council. The head of the OGG is Manisa AKP Mayor Bulent Kar. The group’s first act is to sell 55 acre portion of a total of 90 acres to KIPATESCO company for $13 million 750 thousand to build a shopping center. Thus company made quadrupled the profit in 4 and a half months. Moreover they have 35 more acres to sell. This also doesnt include the profit made from selling trillions worth of scrap. Bulent Kar clearly stated that the informal agreement between OGG and the Council didnt aim to ease the economy.

Minister of Transport Binali Yildirim’s son Erkan Yildirim bought a ship for 200 thousand euros in Italy by borrowing money from Santour GmbH in Germany. Binali Yildirim was the General Manager of Santour GmbH before becoming a deputy. In return, A ship owned by Turkey Maritime Enterprise was rented to Santour GmbH without an auction.

The AKP government sold 14.76% shares of TUPRAS (Turkey Oil Refinary Inc.) illegally to an Israeli businessman Ofer for $446 million after negotiations behind close doors. The shares worth proved to be much higher than this figure in 6 months when an auction was held to sell 51% stake. Council of State decreed the auction as illegal but the ruling never took effect.
Erdogan claimed he never met Ofer, then he admitted he saw him once. It appears he met him several times.

Kemal Unakitan met Ofer family multiple times to talk about auction negotiations for Kusadasi, Galataport (claimed to be one of the biggest looting and reconstruction rant but the auction was canceled and trying to re-auction) and Tupras.

Fellows
Following list has been prepared as of September 5, 2002, but updated as of January 20,2011. Today a lot of names mentioned in this list are members of the parliament and serve as ministers in Parliament, which provides them a diplomatic amnesty. Here is the list of the bureaucrats accused of corruption including Municipal Company General Managers, County Mayors, Municipal Contractors and close friends of Recep Erdogan, who served in the Municipality of Istanbul.

Kemal Unakitan: Minister of Finance between 2002-2009, still a member of the parliament. He has 9 different cases and charged for organizing criminal activity and embezzlement. Ironic that he got the “Finance Minister of the Year award by a magazine called The Banker.

Idris Naim Sahin: AKP member of the Board of Founders. Former General Secretary of the Istanbul Municipality. He is a deputy in the Parliament. Defendant of Akbil and ALBAYRAKLAR cases.

Mehmet Mustafa Acikalin: Former General Secretary of the Istanbul Municipality. He is a deputy in the Parliament. Defendant of Akbil, ALBAYRAKLAR and IGDAS cases.

Akif Gulle: Vice-Chairman of the AKP. Former Head of Department of Personnel at Istanbul Municipality. He is a deputy in the Parliament. Defendant of Billboard case.

M. Hilmi Guler: Vice-Chairman of the AKP. He is the Minister of Energy and Natural Sources in the Parliament. Defendant of IGDAS case.

Adem Basturk: He is again the general secretary of the Istanbul Municipality. He got this job during Gurtuna’s term and dismissed by Minister of Interior inspectors. He was a candidate for the Parliament in the last elections. Defendant of Albayraklar and IGDAS cases.

Huseyin Besli: Former Press Adviser to the Municipality of Istanbul. Member of the Parliament in 2nd term. Defendant of IGDAS case.

Hamza Albayrak: Istanbul Municipality, the former Chairman of the Audit Committee. He is a deputy in the Parliament, had lawsuits for misconduct as well.

Nevzat Pakdil: IETT former Director General. He is a deputy in the Parliament.

Mehmet Ali Bulut: The AKP member of the Board of Founders. ISTON (Istanbul Concrete Elements and Ready-Mix Concrete Factories Ind. and Trade Co. – a municipal company) former member of the board. He is a deputy in the Parliament.

Mikail Arslan: Istanbul Municipality, the former Director of Slum Housing Department. He is a deputy in the Parliament. Defendant of Akbil case.

Mehmet Mehdi Eker, Istanbul Municipality, the former Director of Veterinary Medicine. He is the Minister of Agriculture.

Zulfu Demirbag: istanbul Municipality, the former Director of Road Maintenance. He was a deputy in the Parliament. Defendant of Albayraklar case.

Mustafa Ilıcalı: Istanbul Municipality, the former head of Research Planning and Coordination Department. He is a deputy in the Parliament. Defendant of Albayraklar case.

Ali Mazak: Istanbul Municipality, the former Director of Cemeteries. He was a parliament candidate during 22. term now he is the head of directorate of libraries and museums, istanbul Municipality.

Selami Uzun: Istanbul Municipality former Head of Control Department which manages municipal police as well. ALBAYRAK defendant case. He is a deputy in the Parliement. Defendant of Albayraklar case and he was facing 36 years of prison.

Lokman Ayva: Former Disability Coordination Director of the Municipality of Istanbul. Istanbul 3 regional parliamentary candidate. He is a deputy in the Parliement.

Binali Yildirim: Former Director General of Istanbul Sea Buses. Following the rumors he was sacked by Gurtuna for renting food-stands to his relatives illegally. Now he is the Minister of Transportation and a Member of Parliament from Istanbul.

Ayhan Bolukbasi: the former Director General of a municipal company Spor Inc. He currently serves as the General Director of Istanbul Sports Activities Administration Trade Corporation.

Gulsey Erol: Former General Manager of Istanbul Municipality Hamidiye Water Inc. He was a parliament candidate of Istanbul, right now no records of him on internet.

Mehmet Sekmen: Former Mayor of Kartal. He was dismissed because of charges for fraud and misconduct. He returned to his job after a court’s decision. He became a member of the Parliement during the interrogations.

Recep Koral: Former Mayor of Gaziosmanpasa. He is a member of the Parliement, he had lawsuits about fraud and misconduct as well.

Yusuf Tulun: Mayor of Sariyer in his second term.

Yahya Bas: Former Mayor of Gungoren. Former member of the Parliement. He is expected to be a parliament candidate in the next elections in June, 2011 and he is the head of Gungoren Football Club.

Nusret Bayraktar: Former Mayor of Beyoglu. He is a deputy in the Parliement.

Ali Ibis: Former City Council member of the FP. FP Member of the Board of Directors during Erdogan’s term in Istanbul Municipality. City contractor. He is a deputy in the Parliement.

Nurettin Canikli: He was an Istanbul Defterdar deputy during Refahyol period. It is claimed that he is the one who pushed the button for Akbil fraud. He is the financial coordinator of Albayraklar group and also the AKP member of the Board of Founders. He is a deputy in the Parliement. Thanks to him, Kanal 7 and Albaywaklar was financed by him and Yeni Safak and Kanal 24 are results of these fraud schemes.

Mehmet Vecdi Gonul: He is a deputy in the parliament for the 3rd term. He was the head of Turkish Court of Accounts (which supposed to inspect government expenses) during Erdogan’s term as mayor of Istanbul. He is Erdogan’s most tristed and respected fellow.

Zeki Ergezen: He is a deputy in the parliament for the 3rd term. Close friend of Erdogan. His relatives took bids in IGDAS as well as sites for KIPTAS.

Resul Tosun: He is a deputy in the parliament for the 2nd term. He is a columnist at Yeni Safak newspaper which belongs to – unsurprisingly- Albayraklar group.

Hayati Yazici: Erdogan’s attorney. now deputy in the parliament. He was also the lawyer of defendants responsible for burning 37 people live trapped in a hotel.

Fatih Recep Saracoglu: Owner of ERTE Construction company one of the favorite contractors of Istanbul Municipality. He was a candidate for the parliament. He is also one of the member of AKP Board of Founders.

Saim Bagbars: Owner of AY-SA and EN-SA contractor companies also one of the favorite contractors of Istanbul Municipality. He was a candidate of the parliament, now called a benevolent holding owner.

Nevzat Pakdil: Former General Director of IETT (Istanbul Safe Public Transportation Inc). He also got the position General Manager of Personnel and Principles during REFAH-YOL coalition. Now a member of the parliament. He is a defendant of Billboard case.

Ali Temur: He and Erbakan were sentenced to 1 year in prison for improper use of Treasury funds paid to RP. He showed his residence as Netherlands. While police was looking for him to arrest, he continued his campaign and got elected as a member of the parliament from Giresun. He is still a member of the parliament.

Halil Urun: He was an advisor to the directing manager of ISKI. He was convicted of insulting Ataturk, which was postponed due to conditional discharge law. He became a member of the parliament, while the lawsuits were issued. Now he is still advising at Istanbul Municipality.

Cemal Kaya: Under 2. Clean Energy operation the phone records in the reports showed how the AKP descended into the swamp of corruption. According to the phone records, Cemal Kaya, a member of the parliament, calls Ibrahim Selcuk, a businessman and requests to get auctions for Aram Co., the company registered under his wife’s name and he talks about how much discounts they should have, he finds the auctions small and wants to have bigger contracts. The Indictment includes Ibrahim Selcuk’s talk to Idris Naim Sahin (check above) about pressuring Chairman of the Audit Committee Cevdat Malkoc.
Cevdat Malkoc switched from CHP to AKP, after corruption casesm he resigned from the parliament and he was convicted. He is a member of the parliament again this term.

Huseyin Celik: Throughout the history of Turkish Republic, a public institution asked for an investigation for corruption allegations against a Minister. Minister of Education opened 62 bids for construction of 135 elementary schools on June 7, 2004. The results are ministry accepted different bid prices for different cities while the schools are supposed to be standard and none of the companies bid the lowest three got any of the bids. Due to bid-rigging allegations, Public Procurement Authority requested an investigation, it was denied in the parliament by AKP votes. He is still member of the parliament, vice-president of AKP and party speaker.

AKP, İKTİDARDAN BİR DAHA GİTMEMEYİ PLANLIYOR

October 24, 2010

12 Eylül referandumundan yüzde 58’lik bir destek alarak çıkan AKP, sekiz yıllık iktidarını sağlamlaştırma yolunda önemli bir mesafe katetti. Bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yargı içerisindeki AKP ve Fetullahçı örgütlenmeler, islamcı-faşist AKP iktidarının toplum ve devlet içerisinde mümkün olduğu kadar köklenmesi amacını güdüyor. Bu köklenme çabasının temelinde yatan neden, totaliter AKP’nin, görülebilir gelecek içerisinde iktidardan uzaklaşma ihtimalini sıfıra indirgeme hedefidir.

AKP’nin iktidarı kaybetmesi, iki nedenden dolayı bu parti ve onunla ittifak halinde çalışan Fetullah örgütü için kabul edilebilir bir seçenek değildir: 1. AKP’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan gelen laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olma niteliğini, müslüman ümmet ve şeriat hukuku esasına dayalı, Kürt kimliğinin anayasal olarak tanındığı bir federasyona döndürme çabasının başarıya ulaşması gerekliliği, 2. İktidardan düştüğü takdirde AKP ve Fetullah örgütlenmesinin, iktidarları süresince uyguladıkları laik rejimi yıkma ve demokrasiyi yok etme yolundaki icraatları dolayısıyla kanuni takibata maruz kalacak olmalarının hemen hemen kesin olması. AKP bu sebeplerle, toplumun her kesimine, her sivil kuruluşa ve devletin her organına sızmayı ve bunları kontrol altına almayı kendi güvenliğinin garantisi için bir zorunluluk olarak görmektedir. AKP’li bir bakanın, bir süre önce dile getirdiği “Kıyıları da sarıya boyamaya başladık” söylemi de aslında bu hakimiyet çabasının bir tezahürüdür. İslamcı-faşist AKP-Fetullah cephesi, iktidar savaşında geri dönülmez bir noktaya ulaşmıştır. Bu  noktadan sonra iktidarı kaybetmek, AKP-Fetullah cephesi için intihar ve yokoluş ile eşdeğerdir.

AKP bundan sonra ne yapacaktır? Kısaca, iktidarda kalmak için herşeyi! Devleti ele geçirmede büyük mesafe katetmiş olmalarına rağmen, bazı üniversiteler, Yargıtay gibi yargının bazı kesimleri ve de en önemli olmak üzere TSK gibi henüz düşmeyen kaleler mevcuttur. TSK’nın tamamen fethedilmesi, ulaşılması çok zorlu bir hedef gibi gözükmektedir. Fakat, yabancı güçler tarafından kendisine Türkiye Cumhuriyeti’ni “çözme” misyonu verilen ve her konuda bu güçler tarafından—özellikle CIA’nın maşası Fetullah örgütü vasıtasıyla—“coach” edilen AKP’nin iktidarını her halükârda korumasını garanti edecek yegâne yöntem, seçimlerin AKP lehine ‘manipüle’ edilmesi olarak ortaya çıkıyor. AKP ve Fetullah örgütü, iktidarı kaybetmemek için seçimleri kendi lehlerine neticelendirmek zorundadırlar ve bu konuda her türlü önlemi alacaklarından, her türlü hile ve desiseye başvuracaklarından en küçük bir şüphe duyulmamalıdır. Muhalafetin ise bu konuda yapacakları sınırlıdır, çünkü seçimlerin düzenlenmesi ve idaresinden sorumlu YSK ve seçim sonucunda ortaya çıkacak ihtilafların ele alınacağı yargı birimleri de AKP ve Fetullah kontrolündedir ve tarafsız hareket etmelerini beklemek aptallık olur.

Sonuç olarak, AKP’nin demokratik yöntemlerle iktidardan  indirilmesi mümkün görülmemektedir. AKP’nin iktidardan düşmesi ancak TSK’nin bir müdahelesi veya Kürt sorunu dolayısıyla patlayacak bir iç savaş yoluyla olabilir. Vatansever Türk vatandaşlarının önünde iki seçenek kalıyor: görülebilir bir gelecek boyunca süren AKP iktidarında islamlaşan ve ortadoğulaşan federatif bir Türkiye, veya askeri bir müdahale ve patlayacak iç savaş sonrasında AKP-Fetullah diktasına karşı bağımsızlık savaşı.

ISLAMOFASCIST ERDOĞAN: “WOMEN ARE NOT EQUAL” AND “EAT GRAPES INSTEAD OF DRINKING WINE”

Published: 17 September 2010

Prime Minister of Turkey and chairman of the ruling AKP party Recep Tayyip Erdoğan publicly announced that men are women are not equal.  Erdoğan, who made a keynote speech during a meeting with representatives of women’s associations in Istanbul on July 18th 2010 stated that  he doesn’t “believe in the equality of men and women. They can’t be equal but can only complement each other.”  The Turkish press reports that these words shocked the audience, especially female attendees who were expecting the prime minister to utter words of support for women’s rights. Erdogan later stood behind his brazen contempt for women’s rights by reiterating the exactly same words during a pre-referendum rally on July 31st 2010 in Hatay. He said “Women are women and men are men. They can in no way be equal.” This attitude is perfectly consistent with the fundamentalist Islamic ideology that God created man and woman to make them each other’s complement.

On the occasion of a World Health Organization award ceremony in Istanbul on July 19th 2010, Erdoğan suggested that citizens should “eat fruit, such as grapes,” from which alcohol is made, instead of drinking alcohol. Respected columnist Sedat Ergin commented in his article dated July 22nd in the Turkish daily Hurriyet that he recalls no Turkish prime minister making such a statement on alcohol in his 35 years as a journalist, and  added that AKP is taking the country backwards by laying its “conservative” world view on top of the society.

While the U.S. foreign policy makers keep sleeping, the sick extremist cadre that holds Turkey in its grip is driving the country to an abyss.