Türk Silahlı Kuvvetleri İhanet İçinde

Tayyip Erdoğan idaresindeki AKP terör teşkilatının iktidara geldiği 2002 yılından beri hedefi, laik Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp yerine, dini esaslara dayalı, Kürtlere özerklik tanıyan bir federasyon kurmak. AKP bu hedefine ulaşmak için CIA kontrolündeki Fethullah Hoca Cemaati, PKK, şeriatçı örgütler, cihatçı teröristler ve Türkiye’nin düşmanı olan çeşitli iç ve dış mihraklarla işbirliği içinde çalıştı ve çalışmakta. Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamakla yükümlü Türk Silahlı Kuvvetleri ise, bu vahim durum karşısında tepkisiz ve suskun. Cumhuriyet rejimini ortadan kaldırmak, Türk vatanını bölmek ve Türk Milleti’nin egemenliğinin yerine bir diktatörün egemenliğini koymak isteyen AKP’ye karşı TSK’nin kayıtsızlığı, kanunen bir suç ve Türk tarihinin yazdığı en büyük ihanettir.

AKP, ulusal ve üniter Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırıp, çokuluslu bir federasyon kurmayı, laik sistemi değiştirip İslam şeriatına dayalı bir hilafeti yeniden diriltmeyi hedeflediğini, iktidara geldiği 2002 yılından beri başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere liderlik kadrosunun beyanatları ve icraatları ile açık ve seçik olarak gösterdi. AKP’nin söylemleri ve izlediği politikalar, 2030 Türkiye Master Planı’nın icrasıdır. Bu plan kaba hatları ile,

  1. Atatürk Devrimleri’ni kaldırıp toplumu İslamileştirmek,
  2. Türkiye’de cumhuriyet rejimine son verip devlet idaresini İslami esaslara dayandırmak,
  3. Kurucu unsur olan Türk milletinin adını Anayasa’dan ve devlet yapısından silerek Türkiye’yi çokuluslu bir Anadolu federasyonuna dönüştürmek,
  4. Parlamenter-demokratik sisteme son verip, yasama-yürütme-yargı erklerini Tayyip Erdoğan’ın elinde toplayarak dikta idaresi kurmak

üzerine odaklanmıştır. Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından belirttiği gibi AKP demokrasiyi, gidilecek hedefe, yani dinsel diktatoryaya varıncaya kadar binilecek bir araç olarak kullanmıştır. Demokratik yollardan iktidara gelip demokrasiyi ilga etmek, anayasal bir suçtur. AKP bu hedefe ulaşmadaki tüm iç engelleri, yargı, emniyet, medya, sivil toplum örgütleri ve muhalefeti etkisiz hale getirmiştir. Bu durumda, AKP’ye karşı durabilecek tek güç, TSK’dır. Fakat TSK, anayasayı ve TC rejimini koruma sorumluluğu karşısında kayıtsız ve hareketsiz durmaktadır.

AKP, karşıdevrim programını yürütürken kendisine karşı gelebilecek laik, cumhuriyetçi ve ulusalcı aydın, yazar, akademisyen, asker, toplumsal ve siyasal aktörleri Fethullah Cemaati’nin yargı ve emniyetteki örgütlenmesi eliyle düzmece siyasal davalarla hapse attırdı. TSK’yi bu kumpas kampanyasında en önemli hedef haline getiren AKP ve Cemaat, Balyoz, Ergenekon, Askeri Casusluk sözde davalarıyla üst düzey kurmay kademesinin üçte birini safdışı bıraktı. Yıllarca zindanlara kapatılan yüzlerce üst düzey askerin bir kısmı bu işkencelere dayanamayarak yaşamını kaybetti veya intihar etti; düzmece Balyoz planı bahanesiyle Trakya’da yapılacak bir savaşın gazetelerde ifşa edilen planlarını değerlendiren Yunanistan, bütün savunma planlarını buna uygun olarak değiştirdi; AKP ve Cemaat savcıları Bülent Arınç’a sözde suikast iddiasıyla TSK’nin kozmik odasına girerek ordunun ultra gizli savaş-savunma planlarını kaçırdı ve yabancı istihbarat örgütlerine servis ettiler; AKP sözde Çözüm Süreci bahanesiyle TSK’nin PKK’ya karşı harekat kabiliyetini kısıtladı ve Güneydoğu’da askeri kışlasına hapsedip PKK’nın bölgeyi fiilen kontrol altına almasını sağladı. 2015 Mart itibarıyla TSK, Güneydoğu’da PKK’nın kendi mahkemelerini kurmasına, vergi toplamasına, gençleri dağa kaldırmasına, ve kaymakam-vali atamasına ve böylece devlet hakimiyetini fiilen ortandan kaldırmasına sesini çıkarmıyor. Güneydoğu’daki TC polisi karakoluna ve TSK da kışlasına hapsolmuş durumdayken, çarşı iznine çıkan askerlerimiz enselerinden kurşunlanarak şehit edilirken, Türk vatanını korumak ve kollamak için güya yemin eden TSK tamamen sessiz ve tepkisiz.

Hile ve desise ile cumhurbaşkanı seçilen Tayyip Erdoğan, ailesi ve yandaşları ile tüm ülkeyi ve kaynaklarını yağmalamakta. AKP’nin el atmadığı toprak parçası, özelleştirmediği devlet kuruluşu, satmadığı emlak, yağmalamadığı milli servet kalmamış… Bunların yanında Erdoğan, yasama-yürütme-yargıyı kendinde toplanmış, devleti şeriat temelli bir yapıya dönüştürmekte, PKK ile federasyon pazarlıkları yaparak TC’nin üniter devlet yapısını yok etmekte. Milli Bayramlarımızı kutlamak yasaklanmış, andımız yasaklanmış. Milli Eğitim’i işgal eden şeriatçı kadrolar, Türk milli eğitimini yokederek gerici ve yobaz bir sistemle değiştirmekte, üniversiteden anaokullarına kadar gençliğimizin beynini yıkamakta ve geleceğin terörist-intihar bombacısı ordusuna milyonlarca eleman yetiştirmekte… Yine bütün bu olanlar karşısında TSK umursamaz bir tavır sergilemekte.

AKP işlediği bu anayasal suçlara karşı kendisini sağlama almak için, TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesinin “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” ifadesini, “Silahlı kuvvetlerin vazifesi; yurtdışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurtdışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır” şeklinde değiştirdi.

Ayrıca, 2010 yılında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi olarak adlandırılan Kırmızı Kitap’taki tehditler arasında sayılan “irtica”yı bu kitaptan, yani ulusal tehdit sıralamasından çıkardı. Bu değişikliklerle AKP, TSK’nin görev ve sorumluluğunu sadece dıştan gelen tehditlerle sınırlayıp, aynen kendinin yaptığı gibi dinci ideolojiye dayanan bir iç düşmanın Türkiye’de hükümeti, yargıyı ve tüm devleti ele geçirip rejimi değişikliğiyle Cumhuriyeti içeriden imha etmesi tehdidine karşı TSK’yı yetkisiz bırakmak amacı güttü. Bütün bunlar karşısında başta komuta kademesini oluşturan Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hulusi Akar, Deniz Kuvvetleri Komutanı Ora. Bülent Bostanoğlu, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Akın Öztürk ve Jandarma Genel Komutanı Org. Abdullah Atay olmak üzere TSK’dan AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a hiçbir itiraz veya muhalefet gelmedi.

Bunların dışında, Yunanistan’ın Ege Denizi’nde Türkiye’ye ait 16 adet adacık ve kayalığı işgal etmesine karşı TSK bir tutum sergilemedi. Aynı şekilde, Türkiye’nin yurtdışındaki tek Türk toprağı olan Süleyman Şah Türbesi’nden çekilmesi de TSK tarafından bizzat icra edildi. Bu fiili toprak kayıpları da, TSK’nin komuta kademesinin Türk vatanının korunması görev ve yükümlülüklerini ihmal etmesinin en vahim örneklerindendir.

Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin rejiminin AKP tarafından değiştirilmek istenmesi, devlet hakimiyetinin Güneydoğu’da fiilen son bulmuş olması, Anayasa’nın değişmez ilkelerinin kaldırılarak Türk ulus devletine son verme çabaları, ülkenin ekonomik varlıklarının daha önce eşi benzeri görülmemiş bir şekilde yağmalanması, tevhidi tedrisata son verilip milli eğitimin yok edilmesi ve yerine dini eğitimin getirilmesi ve IŞİD, Nusra Cephesi gibi İslami terör örgütlerine destek verilmesi, Türkiye’nin çok ağır bir tehdit altında olduğunun açık kanıtlarıdır. Geçen seçimlerde görüldüğü üzere, AKP iktidarda kalmak için her türlü seçim hilesi ve oyununa başvurmakta ve emrindeki Yüksek Seçim Kurulu ve hileli elektronik oy sayma sistemi vasıtasıyla seçim sonuçlarını kendi lehine döndürmektedir. AKP iktidarının seçimle gönderilmesi ve hesap sorulması ihtimal dışı olduğu açıktır. Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de, AKP hükümeti ve Tayyip Erdoğan’a açıkça destek olarak hıyanete fiilen dahil olmuştur. Yüce Atatürk’ün dediği gibi, bu durum ve şartlar altında TSK, yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınamaz. Kaçınırsa, ihanete ortak olur; ve bu işin hesabını başta komuta kademesinden olmak üzere, Türk Milleti’ne tarih önünde vermek zorunda kalır.

Ali Eralp: ŞİMDİYE DEK TÜRKİYE CUMHURİYETİ BÖYLE REZALET GÖRMEDİ…

Üç buçuk peşmerge, üç buçuk şeriatçı, üç buçuk PKK’lı…

ABD ile birlik olmuş…
Bizden vatanımızı istiyorlar. Yurdumuzu istiyorlar.
Toplantılar yapıyorlar, mitingler düzenliyorlar.
“Diyarbakır’ı bir yıldız yapmak, bir merkez yapmak için” uğraşıyorlar.
Türkiye Cumhuriyetine “H’astir” çekenlerle kucaklaşıyorlar…
Peki, bu mücadelenin kahramanları kimler?
Bebek katili APO, aşiret reisi Barzani ve bir imam…
Bir Kürdistan kurabilmek için, PKK teröristlerine yıllardan bu yana yardım ve yataklık yapan, binlerce insanımızın ölümüne neden olan bir peşmerge…
Devlet başkanı gibi törenlerle karşılanıyor… Türk topraklarında…
Bir de Türk ve Türklük düşmanı bir bölücü türkücü var aralarında. Özgürlük türküleri söyleyecekmiş!…
Peki, kim bu türkücü? Kim bu adam?

Bu adam, yıllar önce, 1999 yılında, bir konserde “Bay Abdullah Öcalan barış ve özgürlük savaşçısıdır. Terörist değildir. Terörist olan Türkiye devletidir. İnanın bana…” diyen Şivan Perver’dir.
Bir başka şiirinde de şunları söylüyor Türk halkı için:
“Ya babam, acaba ne yapalım? / İnsanlık istemiyorlar / saldırın ve tutun /kemiklerini kırın / o pislik iğrençleri / içimizden çıkartın”

RTE, Diyarbakır mitinginden önce yaptığı bir konuşmada bu adamı “Dost” olarak ilan etmekte ve “İbrahim Tatlıses’le bir düet yapma fırsatı bize verecekler…” demektedir.
Başbakan’ın övgüyle söz ettiği bu bölücü sanatçı, “Kendisini Barzani’nin Türkiye’ye davet ettiğini, Diyarbakır’a geliş amacının ise terörle müzakere sürecine destek vermek” olduğunu söylemekte; sözünü zindanda, dağlarda, sürgünde, parlamentoda bu davaya öncülük eden, destek veren, savaşan kişilere teşekkür ederek bitirmektedir.
40 bin kişinin canına kıyan, köyler basıp bebek kurşunlayan PKK canileri bu İkinci Habur rezaletinde, bir anda, “Sütten çıkmış ak kaşığa” döndüler. Barış ve özgürlük savaşçıları oldular… Şehitlerimiz ise terörist…
Şehitlerimiz unutuldu. Aşağılandı…
Zaten Başbakanımız da onlarla aynı düşüncede… Diyarbakır konuşmasında:
“Allah’a hamd olsun, bir yıldır askerimiz, polisimiz şehit olmuyor. Bir yıldır gençler bir hiç uğruna ölmüyor.”

Ona göre gençlerimiz bir yıldır artık, “Bir hiç uğruna ölmüyormuş…”

Demek ki, yıllardan bu yana, vatanını savunan, bu uğurda şehit olan, binlerce yavrumuz, binlerce insanımız “Bir hiç uğruna ölüyormuş… “

Demek ki doğuda, Türk vatandaşlarının yanında Kürt vatandaşlarına da eğitim götürmek için çırpınan; yokluklar, yoksulluklar, kötü koşullar içerisinde çalışan öğretmenler, hemşireler, doktorlar, polisler, askerler bugüne değin bir hiç uğruna ölüyormuş…

Demek ki analar yıllardan beri kınalı kuzularını bir hiç uğruna şehit vermişler ve hala da vermeye devam ediyorlar…
Dünyanın neresinde vardır böyle bir Başbakan? Teröristlere karşı vatanını korumak için canını dişine takıp savaşan, bu yolda canını veren kahramanları küçümseyen, yaptığı mücadeleyi “bir hiç gibi” gören bir başbakan, dünyanın neresinde vardır?

Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyet döneminde de Kürdistan’ı kurmak için, şeriatçılar ve Kürtçü çeteleri tam 17 kez isyan çıkarmışlardı.

Ama Türk milleti hepsinin hakkından gelmesini bilmişti…
AKP’nin de hakkından gelecektir.
AKP, hainlerle işbirliği yaparak kendi sonunu hazırlamaktadır.
Komutanları da teslim alınsa, ordusu da dağıtılsa bu millet, Kurtuluş Savaşında olduğu gibi şahlanmasını da çok iyi başarır… İstiklal Mahkemeleri kurmasını da…
Çünkü şimdiye dek ne Türk ulusu ne de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir rezalet görmedi.
Böyle bir rezalet yaşamadı.
Kan, can düşmanlarını göklere çıkaran politikacılarla karşılaşmadı.
Kan, can düşmanlarını davullarla, zurnalarla karşılayan bakanlara, valilere, milletvekillerine rastlamadı…
Ey AKP’liler! Sizlere sesleniyoruz:
Yüzde 30 çoğunluğunuza dayanarak, “Ben yaptım oldu…”, “Ben ne yaparsam güzel yaparım…”diyemezsiniz. Çünkü bu vatan için, bu vatanın her karış toprağı için her aileden en az iki üç şehit vermiştir bu ulus…

VATAN SİZİN TEPE TEPE KULLANACAĞINIZ BABANIZIN ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR…

Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın:
Keser döner, sap döner, gün gelir, hesap döner…
Gün gelir hesabı sorulur, tüm ihanetlerin…
Bize inanmıyorsanız, bir de tarih babaya sorun isterseniz.
Bize inanmıyorsanız, bir de sizin gibi dünyaya direk kalacağını sanan Menderes’lere, Özal’lara, Çiller’lere, Evren’lere sorun isterseniz… Onlar da hainlik yarışında birbirini geçmek için çalışıyorlardı…
Ama onların suçu sizin kadar büyük de değildi üstelik…
Şehit kanları ile sulanmış bu topraklar sizi asla kabul etmez…

SİZİN TOPRAKTA YATACAK YERİNİZ BİLE YOK…

Kaynak: http://www.ilk-kursun.com/haber/161551