7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinin Galibi AKP Olacak

2 Haziran itibariyla, Haziran 2015 Genel Seçimlerine bir haftadan az bir süre kaldı. Çeşitli kamuoyu yoklamaları, AKP’nin oy kaybına uğrayacağı işaretini veriyor. Fakat AKP, gerçekte oy yitirse dahi, iktidarı kaybedecek mi? Daha doğrusu iktidarı kaybetmeyi göze alabilir mi? AKP ve Tayyip Erdoğan’ın, hükümet oldukları 2002 yılından bu yana uyguladıkları TC’yi dönüştürücü ve rejimi yıkıcı politikaları gözönüne alınırsa, bu sorunun yanıtı HAYIR’dır.

Tayyip Erdoğan liderliğindeki AKP’nin tüm icraatları, bildiğimiz laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkıp, yerine İslam dinine dayanan ve tüm gücün bir tek egemenin yani Erdoğan’ın elinde toplandığı bir otokrasi kurmak üzerine olmuştur. Tayyip’in ve AKP’nin yaptıklarını, bu blogda çeşitli defalar dile getirdik. Tayyip ve AKP, bütün bu icraatlarla, idam cezasını gerektiren vatana hıyanet ve Türk Ulusuna açıkça düşmanlık suçlarını işlemiştir. Bunun dışında Suriye’deki IŞİD katillerine ve Libya’daki radikal islamcı guruplara silah, para ve lojistik destek vererek, küresel çapta terörü destekleyen bir konuma düşmüştür. AKP’nin iktidardan uzaklaşması, Tayyip Erdoğan ve AKP liderliği ve bürokrasininin, adalet karşısına çıkmaları ve Türkiye’ye ve insanlığa karşı işledikleri suçlar için hesap vermeleri demek olacaktır. Bu yüzden, 2015 Haziran seçimlerinde AKP, oyu ne olursa olsun iktidarı terketmeyecektir.

Bu nedenle, 2015 genel seçimlerinin bir ferahlama ve kurtuluş getirmesini beklemek safdillik olacaktır. AKP’nin iktidardan sökülüp atılması, ancak süngü ve halkın güç kullanması yoluyla olasıdır. İnsanlık tarihinde diktatoryalar ve zorba rejimler, hiçbir zaman demokratik seçimlerle ve kendi rızalarıyla iktidarı teslim etmemişlerdir. 2015 Türkiyesi de bir istisna olmayacaktır.

Bölücü Kılıçdaroğlu’nun İcraatları

CHP’yi kahpe bir kumpasla ele geçirip Atatürkçü, milliyetçi ve vatanseverlerden temizleyen, yerlerine dinci, bölücü ve yıkıcıları getiren, AKAPE işbirlikçisi şerefsiz Dersimli Kemal Kılıçdaroğlu hakkına harika bir yazı.

Gerçek CHPlilerin bir an önce Dersimli Kemal ve onun terörist şebekesini CHP’den temizlemeleri dileğiyle…

Deniz Kaçağan: Sömürgeciliğin geniş tezgâhı

Gündem — 14 Mar, 2015

20 Haziran 2014 tarihinde, Diyarbakır’da bölücülerin düzenlediği “2. Tigris Diyalogları” toplantısına katılan KILIÇDAROĞLU, 1930 CHP’sini eleştirme cüretinde bulundu.[1] Böylece, çözüm süreci adı altında bölücü AKP’nin, Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail açılımına desteğe her zaman hazır olduğunu göstermiş oldu…

Peki; hurafeci ve bölücüler, 1930 CHP’sini neden eleştiriyorlar? Ne var 1930’da? ATATÜRK dönemi kötü müydü? Kim oluyor bunlar? Yoksa hurafeci, bölücü isyanlar bastırıldığından mı kaynaklanıyor bu kinleri?

SOROS’un TESEV derneğinin 183. Kurucu üyesi olan KILIÇDAROĞLU; genelbaşkan olmadan önce de, 10 Kasım 2009 tarihinde Onur ÖYMEN’in mecliste yaptığı konuşmayı Tunceli’de eleştirerek bölücü, hurafeci Seyit Rıza’yı savundu ve ATATÜRK dönemini katliamla suçladıydı. Yani anlayacağınız deşifre olalı çok oldu. KILIÇDAROĞLU, muhalefeti çelişkiye düşürüp AKP’yi devamlı iktidarda tutmak ve iktidarın bölücülüklerini meşrulaştırmak için proje gereği getirildi…

10 Kasım 2009 tarihinde Onur ÖYMEN’in mecliste yaptığı konuşmayı KILIÇDAROĞLU şöyle eleştirdi: “TBMM’de 10 Kasım oturumunda sayın Onur ÖYMEN, CHP adına konuşma yaptı. ÖYMEN konuşmasında Dersim isyanına vurgu yapması, PKK terör örgütü ile Dersim isyanı arasındaki bağlantıyı kurmak istemesi çoğu çevrede gerçekten de ciddi tepkiler yaratmıştır. Önce şunun altını özenle çizmek isterim. Dersim coğrafyasında yaşanan olay, insanlık dramıdır. Bu bölgede yaşayan insanlar o dönemin acılarını, o dönemin kaybolan hayatlarını, o dönemin ağıtlarını dinleyerek bugünlere geldiler.”[2]

KILIÇDAROĞLU, o dönemde yapılan çok ciddi insanlıkla bağdaşmayan olaylar olduğunu, bu olayları getirip günümüzde terör örgütüyle mücadelenin bir unsuruymuş, benzeriymiş gibi kullanmanın doğru olmadığını anlattı…

161 üyeli Sosyalist Enternasyonel’in 24. Kongresi Güney Afrika’da yapıldı ve bu kongreye bölücü Seyit KILIÇDAROĞLU da katıldı. Sosyalist Enternasyonel’in 24. Kongresi; “Barış, sürdürülebilirlik ve işbirliği” başlıklı yayınladığı bildiride, sömürgecilerin Türkiye’yi bölme amaçlı kullandıkları PKK’ya karşı verilen mücadeleyi; İsrail-Filistin sorununa benzettiler ve çözüm için BM ve uluslararası kuruluşlarla çok taraflı çalışmak gerektiğini yazdılar. Hezeyanlarla dolu bu bildiriyi, bölücü CHP’liler itiraz edip düzelteceklerine imzalamayı seçtiler…

Jeopolitik bir gerçek olarak, dünyanın her noktası yalnız kendine özgü şartlar barındırır. Birindeki şartlarla diğerini yorumlamak bilim dışıdır. İngiltere’deki IRA; İspanya’daki ETA; İsrail-Filistin sorunu ve Türkiye’deki PKK’nın birbirleriyle hiçbir benzer yanı yoktur. Benzetmeyle bilim yapılmaz; bilime konu olan nesneyi, bizzat kendi şartlarında inceleyip değerlendirmek zorunludur. Sömürgecilerin denetimindeki Enternasyolistlerin bu çarpıtmaları da, ülkemizde uygulanan psikolojik operasyonun parçaları gibidir. 30 yılda 40 bin insanımızı öldürerek, toplumumuza, bıkkınlık ve yılgınlık duygularını yaşatmaya çalışan sömürgecilerin maşaları, ülkemizin milli çıkarlarını savunanları, çözümsüzlük yanlısı gibi göstererek hedef saptırmaktadır. Oysa yaşam; her varlık için sorundur ve yalnız ölülerin sorunu olmaz. Türkiye, varlığını devam ettirmek istiyorsa; sömürgecilerin ürettiği ve üreteceği her soruna hazır ve devamlı mücadele eder durumda olmalıdır. Evet biz; tavizler verilerek sorunların çözülmesini değil, o sorunu üretenlerle, ısrarla, aralıksız mücadele edilmesini istiyoruz. Gerçek lider ülke; yorgunluk belirtisi göstermeden mücadele eder. Hem gelecekte, PKK sorunu bitirilmiş gibi yapılsa bile; AB-D tarafından başka sorunlar başlatılacak. Yani; 7 Ağustos 2003 yılında Amerika Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın Washington Post’ta yazdığı gibi, AB-D’nin asıl hedefi, bölgemizde (23 ülkede) rejim ve sınırların değiştirilmesidir. Bu gerçeklerden hareketle; AB-D’nin, PKK ve benzeri aparatlarıyla bölgede oluşturduğu istikrarsızlıkları ortadan kaldırıp; bölgeye kendi düzenimizi vermek istiyorsak; AB-D’yi ve tüm aparatlarını bölgeden temizlemeliyiz…

Bölücülükte AKP’yle yarışta hızını alamayan CHP; hazırladığı 224 sayfalık, “Toplumsal Barışı Demokrasi ile Güvence Altına Almak” başlıklı müsveddede “Dersim arşivlerinin açılması”nı istedi. İyi de, hangi Dersim arşivi? Dersimle ilgili gizli, saklı bir şey yok ki; her şey zaten ortada; belgeler açık, araştırmacılar kitaplarını yazdı. Sanki kimsenin bilmediği bir şey varmış ve geçmişi eşeleyerek bunun ortaya çıkarılması gerekiyormuş gibi, bilime aykırı şekilde olaya gizemli süsü de vererek bölücü CHP’nin AKP gibi sinek kanadından yağ çıkarmaya çalışması kendilerini gülünç duruma düşürüyor doğrusu. Yine aynı raporda CHP, sanki bölücü AKP yapmıyormuş gibi; yer adlarının da değiştirilmesini istedi…

2014 yılında yapılan kongrede; CHP’liler genelbaşkanı değiştirip bölücü Seyit KILIÇDAROĞLU’undan kurtulacağız hayaliyle avundular ancak kongrede bölücü KILIÇDAROĞLU’nun tekrar seçilmesiyle beklentilerinin boş olduğunu gördüler…

Sömürgecilik denilen insanlık düşmanı en şiddetli zulüm, çıkarlar ilişkisinden oluşur. Değişik toplumlardan, soylardan ve dinlerden insanların çıkar birlikteliği ilişkileriyle bir araya getirildiği bu tezgâhın tepesinde dünyanın en zengin 300 kişisi bulunur. En tepedeki yaklaşık 300 kişinin; uluslararası resmi-gayr-i resmi kuruluşlarıyla teşkilatlandırıp sömürgeci tezgâhta bir araya getirilen kişiler; sadece kendi maddi durum ve konumlarını yükseltmek için insanlığı satarlar. Bireysel çıkarlarıyla sömürgeciliğe alt taraftan bağlanan kişiler, bulundukları toplumlarda, çıkarı olmayan cahil kitleleri etkilemek, şaşırtmak veya yanlış yönlendirmek için; din, milliyetçilik, vatan ve benzeri tüm değerleri işe yaradığı ölçüde kullanırlar. Burada, din, milliyet ve vatanın değer olup olmadığını tartışmak şöyle dursun; asıl bu kötüye kullanımı tartışmamız gerekir. Yani bu değerler olmasa, başka değerler olacak ve bu kez o değerler sömürgeci tezgâhın aparatları tarafından kullanılacak. Dolayısıyla, hem insanlığa karşı herhangi bir değeri kullanmak suç olduğu gibi, hem de cahil kitlelerin bilgisizlikleriyle bu kullanıma izin vermeleri asıl suç ve yanlıştır…

Çıkar birlikteliği ilişkilerinin bir araya getirdiği bu kişilerin oluşturduğu sömürgeci piramit; yukarı çıktıkça kişilerin sayısı azalıp kazançları çoğalırken; aşağı doğru inilirken de tersi olur. Bunu şöyle de özetleyebiliriz: Yaklaşık 300 kişiden oluşan ve hiç değişmeyen en tepedeki kişilerin, trilyon dolarlık servetleri bulunur; daha aşağıda ve sayısı 6000 (altı bin) kişiden oluşan ikinci sınıfın milyar dolarlık servetleri bulunur; daha aşağıda yani üçüncü sınıfta yer alan 130 bin kişinin ise milyon dolarlık servetleri vardır. Bu çıkar ilişkisine bağlanan ve zemininde yer alan en alttaki yaklaşık 2 milyon 4 yüz bin kişinin de 100 bin dolar üzerinde yıllık gelirleri olur. Neredeyse toplamda 3 milyon kişiden oluşmayan ve çıkar birlikteliğiyle birbirine bağlanan sömürgeci tezgâhın bu elemanları, 7 milyar insanlığa karşı mücadele ederler…

Sömürgeciliğin amacı devamlı kâr güdüsüdür; bu amacı gerçekleştirebilmek için de, kullandıkları kurum ve kişileri, uygun yer ve zamanda yenileriyle değiştirerek sömürgeciliği sürekli yaşatmaktır. Siz bir kişinin kullanıldığını veya bir kuruma sızılıp sömürgeciliğe hizmet ettiğini fark ettiğiniz anda; aslında ölü bir cesetle uğraşmış oluyorsunuz. Çünkü sömürgecilik, bir şeytan gibi o cesetten çıkmış; sizin bilmediğiniz bir başka bedene girmiştir. Böylece siz, hep geride kalan tortularla oyalanıp zaman kaybedersiniz. Sömürgecilik de, zarar görmeden, insanlığa karşı işleyişini ve yaşamını devam ettirir…

Ayrıca, Amerika veya Avrupa’daki devletlerin çökmesi insanlığın kurtuluşu veya sömürgeciliğin sonu olmaz. Çünkü devlet, bir düşüncenin teşkilatlandırılmasıdır. Bu devletlerden biri veya birkaçı çökse bile; sömürgeci sermaye sahipleri, sağlayacakları finansla anında bir başka teşkilatlanmayı kurarlar. Dolayısıyla, insanlığın kurtuluşu için yıkılması gereken devletler değil sermayeyi ellerinde bulunduran ve devletleri, kurumları ve kişileri sömürü düzeninde bir aygıt gibi kullananların saltanatıdır. Siz, bunların varlıklarına el koymadıkça; devletleri yıksanız ne olur? Bunlar, sahip oldukları sermayeyle başka başka devletler kurarlar ve insanlık yeni bir baş belasıyla karşı karşıya kalır. Bu nedenle, her Türk Milliyetçisinin ilk hedefi; kudurmuşların kasalarıdır. Oraya para akışını durdurup tersine akışı gerçekleştirmeliyiz…

İnsanlık için, önce savaş verip dünyada kurtarılmış bir bölge (tam bağımsız bir devlet) oluşturmalı; buraya hiçbir şekilde sömürgecilik, asla girememeli. Sonra iyi bir istihbarat ağı ile dünyadaki, altın-para ve her türlü değerli varlığın bulunduğu kasalarının haritadaki yeri belirlenmeli ve en sonunda güçlü bir orduyla bu varlıkların bulunduğu yerlere saldırılıp ele geçirilmeli…

Sömürgecilik, dünyadaki 100’den fazla ülkede[3] ellerinin altında tuttukları kukla iktidarlarla; çok geniş bir tezgâhı insanlığa karşı etkin çalıştırıyorlar. İktidarı henüz ele geçiremedikleri ülkelerde de, muhalifleri destekleyerek (üstelik bu muhalifler, hukuki çerçevede siyaset değil; çoğunlukla silahlı terör grupları oluyor) sızdıkları bu ülkelere kısmî etkide bulunuyorlar. Ülkemizde ise, hem iktidarı hem muhalefeti ellerinin altında tutan sömürgecilik[4]; ortaklığı bulunan medya patronlarının yayın organlarıyla, en fazla yararlanabilecekleri kukla elemanları parlatıyorlar. KILIÇDAROĞLU’nun Uğur DÜNDAR’la dürüst, yolsuzluklarla mücadele eden adam oyunlarını hatırlayın. Bu nedenle, sermaye medyasında sesi çok çıkarttırılan adamlara veya kısık sesle konuşturulan güzel ciddi kadınlara hiçbir zaman güvenilmemeli…

18 Ağustos 2014 tarihinde, CHP grup başkan vekilliğinden istifa ederek genelbaşkanlığa adaylığını mecliste düzenlediği basın toplantısında açıklayan Muharrem İNCE şu ifadeleri kullandı: “adalet sistemi sağlıklı bir biçimde işletilememiştir. Geldiğimiz bu noktada, acil politikalar şunlar olmalıdır; özgürlükçü bir demokrasiye ulaşmak, toplumsal mutabakat sağlamak ve yeni bir anayasa yapmak”[5]

Ya! Değerli okur, ağızdaki baklayı gördünüz mü? Adalet sistemi sağlıklı bir biçimde işletilememişmiş. Oysa İNCE’nin dediği gibi; işletilememiş değil; işletilmedi. Yani İNCE, AKP’nin kasıtlı, hain uygulamalarına; yapamadı, masum maskesi takıyor ve devamında yeni bir anayasa diye ekliyor. Biliyoruz ki bu anayasa, sömürgecilerin PKK üzerinden dayattıkları; Güneydoğu Anadolu bölgemizi kiralık tetikçi çete başı Yahudi BARZANİ’nin[6] yönettiği Irak’ın kuzeyiyle birleştirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin birlikçi (üniter) devlet yapısını dağıtacak; bölücü (federasyon) bir anayasadır…

Daha önce; 23 Mayıs 2012 tarihinde mecliste verdiği “partiler, Türkçe dışında bir dille propaganda yapabilmeli”[7] önergesiyle Muharrem İNCE’nin birlikçi (üniter) devlet yapısına karşı olduğu ve bölücü olduğu ortaya çıktıydı. Aynı Muharrem İNCE, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrasında da yaptığı bir konuşmada, bölücü Selahattin DEMİRTAŞ için: “Cumhurbaşkanlığı sürecinde DEMİRTAŞ’ın açıklamaları pek çok solcunun, sosyalistin yüreğinde yer edindi. Çıkışlarının barışa katkısı olmuştur, kendisini kutluyorum. Demirtaş’ın benim köyümdeki köylüyü gülümsettiğini gördüm. Şimdi sıra bizde.”[8] İfadelerini kullandı. Demek sıra İNCE’de veya yeni CHP yönetiminde; onlar da bölücüleri güldürmeli. Ama CHP’nin bölücüleri güldürmesi, öyle esprilerle olmayacak; aynen AKP gibi, bölücü yasal şekillendirmelerle olacak tabii ki. Ayrıca birilerinin iddia ettiği gibi Muharrem İNCE çok milliyse; sömürgecilerin Türkiye’nin başına atadığı Ekmeleddin’e Cumhurbaşkanlığı adaylığı için neden imza verdi?

Deniz KAÇAĞAN

Kaynak:

[1] https://www.facebook.com/video.php?v=694731023907328
[2] 22 Şubat 2014 tarihli Milli Gazete
[3] Richard OUETZEN – From Crisis to Cooperation Turkey’s Relations with Washington and NATO; The Washington Institute for Near East Policy; Number 12; June 2012
[4] http://www.radikal.com.tr/politika/kilicdaroglu_oymen_geregini_yapmali-964636
[5] https://www.facebook.com/video.php?v=725241560856274
[6] Tarih ve Düşünce dergisi; Şubat 2003; sayı 36; sayfa 31
[7] http://arsiv.gercekgundem.com/?p=460822
[8] http://t24.com.tr/haber/demirtasin-benim-koylumu-gulumsettigini-gordum-chp-lideri-de-kurt-genclerini-gulumsetmeli,268199

http://www.ilk-kursun.com/haber/220495/deniz-kacagan-somurgeciligin-genis-tezgahi/

CHP’NİN GODOŞLARI

Türkiye yangın yeri olmuş… AKP denilen çete, yurdun dört bir yanını tutmuş, devletimizi, yargımızı ele geçirmiş, ordumuzu tutsak almış, milletimizi sindirmiş. Türkiye’mizi yıkmak ve yerine bir İslam-Kürt federasyonu kurmak için canla başla çalışıyor. PKK ile işbirliği yapmış, ülkenin güneydoğusunu fiilen özerk bir bölgeye dönüştürmüş. IŞİD denilen katil sürüsünü desteklemiş, büyütmüş.

AKP bütün bunları yaparken karşısındaki muhalefete bir bakın! CHP, Kemal Kılıçdaroğlu isimli bir ajan ve ekibi tarafından işgal edilmiş, AKP’ye PKK açılımında, türbanda, eğitimin dincileştirilmesinde destek oluyor, bir şeriatçıyı cumhurbaşkanı adayı gösteriyor, Atatürk düşmanlarını parti yönetimine getiriyor…. Atatürk’ün partisi Atatürk ilke ve inkılaplarını inkar etmiş, Kemalist ve Ulusalcıları kadrolardan temizlemiş, Cumhuriyet düşmanları ile el ele Cumhuriyete güle oynaya kazma vuruyor. Anamuhalefet değil AKP’nin ana koalisyon ortağı mübarek…

Peki yok mu koca parti içerisinde bundan rahatsız olan bir vatansever Allah’ın kulu? Ey CHP’liler hepiniz mi uyudunuz? Hepiniz mi uyutuldunuz? Hepiniz mi godoşsunuz? Vatan iğfal edilirken uyku olur mu, a godoşlar? Yok mu içinizde şu Kılıçdaroğlu denilen Dersimli şerefsiz haine bir çift laf söyleyecek? Yok mu içinizde ona yuh diyecek? Suratına tükürecek? Cumhuriyet’in ırzına geçiliyor, vatan elden gidiyor, içinizdeki birkaç yürekli hariç başınızdaki hainin götüne takılmışsınız, bu tecavüzü seyrediyorsunuz. Ananızın bacınızın ırzına geçilirken böyle yine sessiz mi kalacaksınız şerefsizler? Sıra ona da gelecek; Cumhuriyet yıkıldıktan sonra.

Ayağa kalkma vaktidir, Kılıçdaroğlu isimli ajanın yüzüne tükürme vaktidir. Puştluğa devam eden, zülden kurtulmaz, iflah olmaz. Yok mu içinizde bir Hasan Tahsin?

Suay Karaman: MELETTİN KE-MAL

Deniz Baykal’ı bir kaset ile götürüp yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu getiren çevrelerin yeni görevlerinin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Çankaya’ya çıkarmak olduğu anlaşılmıştır. Bu çevreler zamanında da CIA memuru Kemal Derviş’i pazarlamış, Ecevit’in partisini böldükten sonra, AKP için iktidar yolunun açılmasını sağlamışlardı.

Çok demokrat bir lider olan ‘gönlü pamuk’ Kemal Kılıçdaroğlu, kulağına fısıldanan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adını, partisinin karar organlarından ve milletvekillerinden özenle sakladı. Başka bir aday çıkmasına da izin vermeyeceğini söyledi. Böylece demokrat bir lider nasıl olur, toplum da öğrenmiş oldu.

Kılıçdaroğlu çatı adayını kamuoyuna “laik, demokrat, birikimli, insan hakları savunucusu bir aydın” olarak sunma çabası içindedir. Hatta “tanıyınca seveceksiniz” gibi çocukça söylemlere bile sarılmaktadır. Bir insanın düşünce dünyasını belirleyen temeller aile çevresi, sosyal çevresi ve eğitim sürecidir. Bu kriterlere göre çatı adayın ne olduğu bellidir, ama verilen görev gereği Kılıçdaroğlu durumdan memnundur.

‘Yeni CHP’ söylemiyle ortaya çıkan Kılıçdaroğlu, 12 Eylül 2010 Halk Oylaması öncesinde “türban konusunu biz çözeriz” sözüyle, türbanın okullarda, tüm kamu kuruluşlarında ve TBMM’de anayasal yasağa karşın, serbest bırakılmasına neden olmuştu. Bunun yanında “genel af çıkartırız” söylemiyle de, halk oyunun evet çıkmasına katkı sağlamıştı. 21 Eylül 2010 tarihinde Berlin’de “laiklik tehlikededir diyemem, çünkü altını dolduramam” derken, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuAnayasa Mahkemesi kararıyla kesinleşen AKP’nin ülkeyi yönettiğini unutmuştu. “Siyaset yapmayan tarikatlara ve cemaatlere saygılı” olduğunu ilan ederken, tekke ve zaviyeleri savunanları, buraları eğitim ve kültür kurumu olarak görenleri, Fethullah Gülen’e övgü düzenleri milletvekili yapmakta sakınca görmemişti. Atatürk’ün rozetini göğsünde taşımayacağını, ilkelerini savunmayacağını söyleyenleri ve siyasal İslamcıları CHP’ye kabul etmiş, bazılarını belediye başkanı bile yapmıştı.

Atatürk’ün partisinde Atatürk’e dil uzatanlar, ‘TR’ kodlu ajanlar, Dersim’i katliam olarak kabul edenler, özür dilenmesini isteyenler, Seyid Rıza’nın olmayan onurunun geri verilmesini isteyenler bulunmakta, Kürtçülük, ırkçılık, mezhepçilik yapanlar cirit atmaktayken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunlarla ilgili hiçbir yaptırımı olmamıştır.

TSK İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesinin değiştirilmesi önerilmiş, Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanması istenilmiş, TSK’nin etkisizleştirilmesinde rol oynanmıştır. 27 Mayıs 1960 Devrimi, darbe olarak görülmüş ve “27 Mayıs’ı yapanlar bugün utanıyorlar” söylemiyle,aymazlıkta ve utanmazlıkta yeni bir boyut yaratılmıştır. “Türkiye’ye demokrasi 1946’da geldi”diyerek, Atatürk dönemi ve CHP dönemi karalanmak istenmiştir.

Bir tarafta ülkenin bölünmesine yol açacak biçimde Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincenin kaldırmasını savunurken, diğer tarafta “bu ülkenin birliği, bütünlüğü konusunda hiçbir endişem yok” diyerek, ısrarla Tunceli’yi ‘Dersim’ olarak adlandırırken, her zamanki çelişkilere yenisi eklenmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu, Alman gazetecinin “Irkçı mısınız?” sorusuna, “zamanında öyleydik” yanıtını verirken, Atatürk milliyetçiliğinin ayaklar altına alınmasına olanak sağlamıştır. Batı’nın Libya’ya müdahalesinin ve AKP’nin bu konudaki tutumunun doğru bulunması ile Mısır’ı şeriatçılardan kurtaran harekatı, darbe diye suçlayarak AKP’yle birlikte ortak bildiri imzalanması, emperyalizmin emrini yerine getirmektir. Bu arada ülkesini uluslararası teröristlere karşı kahramanca savunanBeşar Esad ise zalim ilan edilmiştir.

Zamanında bunların hepsini eleştirdik ve Kemalizm’den sapma olduğunu bıkmadan yazdık, söyledik. Bu yüzden haksız eleştiriler de aldık. Bütün bunların ötesinde şimdi CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği kişiye oy verilmesi istenmektedir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran 2014 tarihindeki grup toplantısında çatı adayının kimliğini şu sözlerle açıkladı:“Osmanlıcı ve Türk-İslam sentezi yanlısı.” Şimdi gerçek Atatürkçü ve yurtsever milletvekillerine, önerilen bu çatı adaya imza vermemeleri konusunda büyük sorumluluk düşmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’na bu çelişkileri soracak, yurtsever ve cesur CHP milletvekilleri yok mu TBMM’de?

Artık bu gelinen noktada sorun; çarpıtılmış İslamın üretim merkezi El Ezher Üniversiteli, Madımak Katliamından sonra “Allah’a şirk koşanları ateşle imtihan ederler” diyen Ekmeleddin İhsanoğlu değildir. Sorun böyle bir siyasal İslamcıyı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına öneren, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Sorun CHP’ye, Atatürk’e ve vatana ihanet içinde olan TESEV kurucusu ve dış güçlerin emrindeki, vatan haini Seyid Rıza’nın koynundaki Kılıçdaroğlu’dur. Sorun bunlara destek verenlerdir. Bu hainler görev başında kaldığı sürece, hem CHP, hem Türkiye Cumhuriyeti parçalanacaktır, bitirilecektir. Sorun siyasi gelecekleri uğruna, ülkedeki bu karanlık gidişe sessiz kalanlardır. Bu ekibin CHP’den en kısa sürede gitmesi için eylem yapmak, kampanyalar açmak gerekliliği vardır. Ancak bu ekibi gönderirken, yerlerine geleceklerin bu ekip gibi olmaması için çok dikkat etmek gerekmektedir. Eskisine benzeyen yeni bir genel başkan olmaması için, bilinçli hareket edilmelidir.

Kılıçdaroğlu son Diyarbakır gezisinde “Günümüzün CHP’si 1930′ların CHP’si değildir. Biz Yeni CHP’yiz. Dünya değişiyor, biz de değişiyoruz. Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz” demiştir. CHP’nin ve ülkemizin kurucusunun dönemini eleştiren Kılıçdaroğlu’nun o koltuğu bir an önce bırakması gerekmektedir. Bu sorun karşısında Mustafa Kemal’in askerlerine ve Atatürk gençliğine büyük görevler düşmektedir.

Bütün bu söylem ve eylemlerinin sonunda da, bir siyasal İslamcıyı dayatıp, Ekmeleddin Ekmeleddin diyerek, özellikle CHP’ye oy verenleri melettin Ke-mal. Adınız vatan şairimiz Namık Kemal, emperyalizme ilk kez ders veren büyük önderimiz Mustafa Kemal gibi değerliydi. Ancak bu yaptıklarınızdan sonra, adınızın değeri kalmadığı gibi, Melettin Ke-mal olarak anılacaktır. Hiç vakit geçirmeden hemen CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrılmanız hem parti için, hem Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra o koltuğa oturmak bilgi ister, cesaret ister, yürek ister, devrimcilik ister. Bu özellikleri bulunmayan ilkesizleri, o makama taşımamak gerekir. En kısa sürede gereğini yapmanızda, CHP ve Türkiye açısından sayısız yararlar bulunmaktadır.

İLK KURŞUN ,30 Haziran 2014.

 

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/187171/suay-karaman-melettin-ke-mal/

 

 

 

EMİNE ÜLKER TARHAN’A AÇIK MEKTUP

Sayın Tarhan,

Geçenlerde yapılan seçimlerde CHP başkanvekilliğini kaybetmiş olmanızı üzüntüyle karşılıyoruz. Türk Ulusu olarak, size ve ulusal hassasiyetleri kuvvetli, milliyetçi, vatansever kadrolara karşı CHP içinde oynanan ayak oyunlarının farkındayız, ve bunları şiddetle lanetliyoruz.

Bütün bu oyunların asıl sorumlusu, CHP liderliğine CIA tarafından atanmış Gandi Kemal’dir. Kendisi, Kemalist, milliyetçi ve laik kadrolara alerji duymaktadır; kendisine verilen görev, CHP’yi Atatürkçü ideolojiden temizlemek, Türk toplumunun dini esaslara göre yeniden tasarlanmasını desteklemek ve Kürtlere özerklik verilmesine yardım etmektir. 

Sayın Tarhan, CHP içindeki bu yıkıcı mihraklara karşı verdiğiniz mücadele, AKP’ye karşı verdiğiniz savaş kadar, ve hatta ondan daha da önemlidir. Kılıçdaroğlu ve yıkıcı-bölücü ekibi gitmeden CHP, AKP’ye karşı sağlam bir alternatif olamayacaktır.

CHP, niçin AKP ile bölünme anayasası komisyonunda ortak olarak çalışmaktadır? CHP’nin yetkili isimleri niçin Türklük, Türk Milleti ve laiklik kavramlarını şiddetle savunmamaktadır? CHP nasıl olur da, seçilmiş kendi milletvekilleri hapislerde çürürken, meclisin çalışmalarını bu vekiller serbest kalıncaya kadar bloke etmemektedir? Nasıl olur da CHP, AKP’nin son seçimleri göz göre göre hileyle kazanmasına ses çıkarmamış, oylarına sahip çıkmamıştır? 

Sayın Tarhan, mücadelenize devam edin. CHP’nin üstüne çöreklenmiş bu bölücü, yıkıcı, Fetullahçı, yandaş çeteyi parti içindeki ve dışındaki yurtseverlerle elbirliği yaparak temizleyin. Türk Milleti size güveniyor. Güvenimizi boşa çıkartmayın.

Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye ve Milli Dava’ya Verdiği Zarar

Aşağıda Esfendar Korkmaz’ın Yeniçağ gazetesinde yayınlanan enfes bir yazısını alıntılıyoruz. Yazar, CHP’nin liderliğini bir CIA operasyonu ile Deniz Baykal’dan gasbeden Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye ve Türkiye’ye nasıl darbe vurduğunu betimliyor.

Muhalefet neden umut olamadı?

Öteden beri isminin basında geçmesinden hoşlanmayan bir duayen gazeteci, Gezi olaylarından önce,  “Kılıçdaroğlu Başbakanın panzehiridir”  demişti. Bu söz,  “eğer Kılıçdaroğlu olmasa Başbakan daha hızlı yıpranır”  anlamındadır. Başbakanın Gezi olaylarını yanlış yönetmesi sonrasında ise aynı gazeteci “Bu defa Başbakan, Kılıçdaroğlu’nun panzehiri oldu” diyor.

Dün bir gazetede, Kılıçdaroğlu’nun beyanatı vardı. Bu beyanatta Kılıçdaroğlu baştan sona Başbakanı konuşuyor. Ve akıl veriyor…  “Toplumu dinle, anla ve gereğini yap.”  Gereği nedir? Nasıl yapsın? Bunları da söylese Başbakan için başarılı bir danışman olacak! Eğer CHP iktidar olursa bu sorunları nasıl çözecek? Partinin projeleri nedir? Bu çözümleri bugüne kadar Kılıçdaroğlu’ndan kimse duymadı.

Gezi olaylarının son günlerinde, Today’s Zaman’da yapılan anket sonuçlarına göre  “Bugün seçim olsa kime oy verirsiniz”  sorusuna verilen cevaplara göre, AK Parti’nin oy oranı yüzde 35.3, CHP yüzde 22.7, MHP yüzde 14.5, BDP yüzde 6.2,  kararsız yüzde 7.6 ve soruyu yanıtsız bırakan oranı ise yüzde 5.9 oldu.

Bugünkü konjonktürde, ekonomi en az siyaset kadar risklidir. MHP ise yüksek politika yapıyorum diye ekonomiyle ilgilenmiyor. Ayrıca MHP’nin ani düşüşü tamamıyla Gezi olaylarını yanlış yönetmesinden ileri geliyor. Gezi olaylarında önceleri Bahçeli’nin AKP ile aynı paralele düşmüş olması, sonrasında ise konu ile ilgili açıklamalarının kamuoyunda tatminkar bir karşılık bulmamış olmasından, MHP’nin oy potansiyeli düştü. Bu durumu herkes yakın çevresinden gözlemledi.

CHP’nin bu siyasi ortamda bile aynı oy oranında takılı kalmış olması ise Kılıçdaroğlu’nun yanlış yönetiminden ileri geliyor. Bu durum, parti tabanını ve modern yaşam tarzını benimsemiş olanları üzüyor.

CHP’nin tabanında ideolojik farklılık yok. Ne var ki bu birlik; gruba,  Parti Meclisine ve MYK’ya yansımıyor. Çünkü partide ön seçim yok. 2011 seçimlerinde gösteriş olsun diye birkaç ilde yapıldı.

Herkesin siyasi kaderi Kılıçdaroğlu’nun elinde. Milletvekilleri, Parti Meclisi ve MYK, demokratik görünen ve fakat her seçimde müdahale eden Kılıçdaroğlu tarafından belirleniyor. Dünyada, milletvekilliği önerilen insanlar;  “ben değil kızım veya eşim milletvekili olsun”  dediği için onların milletvekili yapıldığı başka bir ülke veya bir siyasi rejim daha var mı?

En son Kurultayda, Kılıçdaroğlu defalarca çarşaf listeden bahsetti ve fakat en sonunda yine anahtar liste olarak kendi listesini çıkardı. Danışmanım yaptı dedi. Birçok insana parti meclisi listesine girme dediğini hepimiz biliyoruz. Son, grup başkan vekilliği seçimlerinde de kendi tercihlerini ilk turlarda seçtirdi.

Delege ve adaylar, kendi siyasi geleceklerinin Kılıçdaroğlu’nun tercihlerine bağlı olduğunu bile bile aksine davranmıyorlar. Ben bu duruma düşmemek için, aday olmayacağımı açıklamıştım.

Kılıçdaroğlu siyasi tercihini de  “Herkesi  kucaklayan bir CHP”  olarak açıkladı. Böyle olunca da parti üst yönetimde her kafadan bir ses çıkıyor. Söz gelimi, Ermeni soykırımı var diye Ermenilerden özür dileyenleri adeta zorla parti meclisine alıyor… PKK ile yakın ilişkileri olanları, tarikatçıları, sözleriyle Atatürk’e karşı olanları, CHP ve Baykal’la uzun süre uğraşanları, aleyhte sık sık yazanları, parti ile uğraşmak için örgüt kuranları parti üst yönetiminde topladı.

İdeoloji en iyi tutkaldır. Bu bağı olmayanların bir arada durması imkanı yoktur. Kaldı ki parti üst yönetiminde görev bölüşümü olduğu halde herkes parti politikasını kendi kafasına göre kamuoyuna açıklıyor.

Kurtuluş savaşından yeni çıkmış bir millete heyecan ve enerji veren  “İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz”  diyen  “10. Yıl Marşı’nı duyunca asabım bozuluyor”  diyenlere karşı, genel başkan Kılıçdaroğlu veya önüne geldiği yerde ve aklına her geleni konuşan CHP genel başkan yardımcıları neden susuyor?

Kılıçdaroğlu eğer bu işi yapamadığını açıklar ve partiyi tıkanmaktan kurtarırsa, genel başkanlıktan daha önemli olan bir görev yapmış olacaktır.

Link: http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=27327

CHP’nin Büyük Günahı

20 Haziran 2013 itibarıyla, Gezi Direnişi’nin tutuşturduğu ateş vatanın dört bir yanını sararken CHP’nin durumu nedir? CHP, olayların başlamasına kadar AKP iktidarına karşı etkili bir muhalefet gösterememiştir. Gezi olayları boyunca da ortaya doğru dürüst bir varlık koyamamıştır ve olayları geriden takip etmektedir. Halkın isyanının, sokaklara dökülerek hakkını aramak istemesinin etmenlerinden biri de, CHP muhalefetinin bu yetersizliğidir.

CHP’nin cılızlığı büyük ölçüde parti genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun eseridir. Kılıçdaroğlu en basit söylemle, liderlik yetenekleri olmayan, halka önderlik ve yol gösterme konusunda yetersiz, çapsız biridir. Kendisi, CHP’yi Kemalizm ilkelerinden uzaklaştırmış, Atatürkçü kadroları safdışı bırakarak üst yönetimi Kürtçü, liboş ve mezhepçilerle doldurmuştur. Kemal Kılıçdaroğlu bir taraftan  dostlar alışverişte görsün misali kürsüde AKP’ye eser gürlerken, öbür taraftan CHP AKP ile TBMM’de anayasa uzlaşma komisyonunda, başkanlık divanında ve ihtisas komisyonlarında işbirliği yapmaktadır. CHP, ülkenin bugün geldiği uçurumun kenarında yapabileceği en doğru hareket olan sine-i millete dönmeyi aklından bile geçirmeyip, Türkiye Cumhuriyeti’nin ölüm fermanı olacak olan bölünme anayasasının hazırlığında AKP ile gayet güzel çalışmaktadır.

Bütün bunların ötesinde CHP’nin en büyük günahı, 2011 genel seçiminin hileli sonuçlarına itiraz etmemesidir. AKP’nin 2011 seçimleri türlü dalaverelerle aldığını sağır sultan bile duymuştur (bkz. http://www.odatv.com/n.php?n=akpnin-oyu-yuzde-30un-altindadir-1606111200).  Birden bire 10 milyon artan seçmen sayısı, oy sayımı sırasındaki elektrik kesintileri, tespit edilen sayısız usulsüzlük ve sessiz sedasız kaldırılan parmak boyama işlemi 2011 seçim sonuçlarını tamamen şaibeli bir hale getirmiştir. AKP, yeni uygulamaya koyduğu elektronik seçim sisteminde sonuçları kendi lehine manipüle etmiş ve sözde %47 ile TC hükümeti iktidarını gasp etmiştir.

Türk Milleti açısından esas korkunç olan, CHP’nin milli iradenin bu şekilde çalınmasına sesini çıkarmamış ve hileli seçim sonuçlarını kabul etmiş olmasıdır. Bu CHP’nin Türk Milletine karşı işlediği en büyük günahtır, en ağır suçtur. Kılıçdaroğlu CHP’si bu şekilde, AKP diktatoryasının kuvvetlenmesine destek sağlamış, AKP ve Erdoğan’a uygulamaya koydukları İslamcı faşist programı haklı çıkarmak için tepe tepe kullanmakta oldukları ve onlara ‘legitimacy’ sağlayan ‘biz yüzde elli oy aldık’ söylemini altın tepside bahşetmiştir. Bu stratejik hata Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki CHP’nin nasıl bir delalet içinde olduğunu göstermektedir. CHP’nin bu hatasını asla ikrar etmemiş olmakla kalmamasının üzerine, AKP ile TBMM çatısı altında çeşitli türde işbirliğine girmesi yaraya tuz basmıştır. Kemal Kılıçdaroğlu bu durumdan birinci derecede sorumludur. Zaten kendisi parti liderliğine Baykal’ın bir CIA komplosu ile safdışı edilmesiyle yükselmiş bir oportünisttir. Onun CHP’nin başında olması Türkiye’yi istkrarsızlaştırmak ve bir İslam cemahiriyesine dönüştürmek isteyen dış mihrakların işine gelmektedir.

Gezi Direnişi’nden AKP’den daha çok CHP’nin ders alması gerekmektedir. CHP içindeki milliyetçi, yurtsever, Atatürkçü kadroların partinin üzerine çöreklenen Kılıçdaroğlu ve ekibini defetmeleri, Atatürk ilkelerine ve milliyetçiliğe iman tazelemeleri ve partinin başına Türk Milleti’ni Kurtuluş Savaşı’ndaki gibi tekrar şaha kaldıracak bir önder getirmeleri gerekmektedir. Ülkemizi imha etme planını kararlılıkla yürürlüğe koymuş olan AKP illetini yok etmenin başka yolu yoktur. Şayet CHP bunu gerçekleştiremezse, yurdumuzu bir iç savaş beklemektedir.