AKP’nin Amacı Çok Uluslu Anadolu İslam Federasyonu

Kasım 2013 havası çok yüklü ve ağır. Ayın 16sında AKP örgütü lideri Erdoğan, sözde Kürt açılımına yani Türkiye’nin bölünme planına ivme kazandırmak için, yanına Kuzey Irak’taki Kürt mahalli idaresi lideri ve aşiret reisi Mesut Barzani, bölücü türkücü Şivan Perwer ve İbrahim Tatlıses’i alarak Diyarbakır’a çıkarma yaptı. Elebaşı Erdoğan, Diyarbakır’da taşıma kalabalıklara yaptığı konuşmada Kürdistan’a atıfta bulundu. Böylece, elebaşının taşıdığı resmi sıfata binaen, bir TC başbakanı Kürdistan sözcüğünü ilk defa telaffuz etmiş oldu.

Türkiye Cumhuriyeti’ni açıkça ilga etmek isteyen, Türk milleti kavramını reddeden ve Türk milliyetçiliğini açıkça ayaklarının altına alan elebaşı Erdoğan, 19 Kasım Salı günkü AKP grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kürdistan’ın Osmanlı’nın bir eyaleti olduğunu, Mustafa Kemal tarafından da 1920’de meclisteki konuşmalarında sık sık kullanıldığını ifade etti. Erdoğan’ın Kürdistan kavramını başbakan sıfatı ile ilk defa telaffuz ederek öne çıkarması, Türkiye’nin bölünmesi, Cumhuriyetin yıkılması ve rejimin bir Kürt İslam federasyonuna dönüştürülmesi, yani AKP’nin Türkiye 2030 Master Planı yönünde yeni ve önemli bir adım. AKP’nin nihai hedefi, bu planı harfiyen uygulamaktır.

Bu açıdan, AKP’nin son yıllardaki icraatlarına bir daha kısaca göz atalım:

  • Türk ordusunun liderliğinin, muhalif ve vatansever gazetecilerin, akademisyenlerin, politikacıların, bürokratların sahte kanıtlara ve uyduruk gizli tanıklıklara dayanan düzmece davalarla hapse atılması
  • Türk ordusunun komuta kademesinin bu komplolarla dağıtılması; Ordunun kozmik odalarda korunan çok gizli savunma planlarının deşifre edilip yabancı devletlere ulaştırılması; Ülkenin savunma yeteneklerinin fiilen zaafa uğratılması
  • Radikal İslamcı hareketin siyasal sembolü olan sıkmabaşın TBMM dahil kamu alanlarına sokulması; Din referansının kamu yönetimine girmesi; Diyanetin yaşamın her alanında fetva verir (örneğin bankaların faiz ürünleri vs.) ve toplum-devlet yönetimine karışır bir konuma gelmesi; Laiklik ilkesinin açıkça ihlal edilmesi
  • Tevhid-i tedrisata (öğrenim birliği) fiilen son verilmesi; Milli eğitimin imam hatiplerin yaygınlaştırılması ve 4+4+4 sistemiyle din eğitimine dönüştürülmesi; Diyanetin anaokulu kurması ve Kuran kursları vasıtası ile çocukların taze beyinlerinin radikal İslam öğretisi ile yıkanması
  • Kaç-göç sisteminin geri getirilmesine teşebbüs; Kızlarla erkeklerin karma okumasına karşı girişilen saldırılar; Öğrenci evlerine dini değerleri baz alarak yapılan saldırılar
  • TC ibaresinin devlet kurumlarından (örn. Sağlık Bakanlığı kurumları, muhtelif valilik binaları, başkonsolosluk binaları, Ziraat Bankası vs.) sistematik olarak silinmesi
  • Andımızın kaldırılması, Türk bayrağına yapılan saygısızlıklar, Atatürk’e ve onun eserine yapılan sözlü ve fiili saldırılarla Türk milletini birbirine bağlayan değerleri yoketme çabaları; Milli bayramlarımızın kutlanmasının yasaklanması
  • AKP’nin politikalarına muhalefet edenlere karşı tüm yurtta estirilen edilen terör ve korku ortamı; Vatandaşların polis şiddeti, adli ve idari cezalarla sindirilmesi, çeşitli ortamlarda muhalefet yapanların işten veya okuldan atılma, veya hapis ve para cezaları ile cezalandırılmaları; Maliyenin muhalif olarak algılanan kişi ve kurumların üzerine salınması
  • PKK ile müzakereler ve anlaşma çabaları; Türk devletinin geçmişte teröre karşı mücadelesini ve bu uğurda şehit ve gazi olanları küçümseme ve hakaret; Türkiye’nin bölücülük ve Kürt terörü karşısındaki kırmızı çizgilerini yoketme; PKK’nın Güneydoğu’da fiili yönetim kurmasına göz yumma ve fiilen yardımcı olma
  • PKK lideri Apo adlı katille müzakereler; PKK’nin güvenlik kuvvetleri kurmak, vergi toplamak ve Güneydoğulu vatandaşları başvurmaya zorladığı adli bir yapı oluşturmak vasıtası ile Türkiye’nin güneydoğusu ve doğusunda fiili bir Kürt devleti oluşumuna destek
  • PKK’nın Kürt bayraklı ve Apo posterli gösterilerine müdahale etmeyen polisin milliyetçi ve Atatürkçü gösterileri jop, biber gazı ve tazyikli suyla dağıtması, göstericilerin acımasızca darp edilmeleri ve tutuklanmaları
  • Gezi direnişi sırasında halka şiddet uygulamak, kimyasal silah kullanmak, onlarca vatandaşı öldürmek yüzlercesini yaralamak
  • Hükümet ve yerel yönetimlerde yapılan sayısız usülsüzlükler, yolsuzluklar ve hırsızlıklar
  • Medyanın ele geçirilmesi; baskılarla muhalif gazetecilerin işten atılmaları; Hükümetin bölücü, yıkıcı ve şeriatçı bir gündem oluşturulması için basın ve yayın organlarına günlük müdahale; Muhalif basın yayın organlarına hakaret davaları, RTÜK, maliye vs. vasıtasıyla baskı.

Bütün bu icraatlar, AKP’nin amacını çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır: Türk Milleti kavramını anayasadan çıkarmak ve laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’ni ilga etmek, yani ortadan kaldırmak; Türk ulus-devletine son vererek yerine İslam birlikteliğine dayanan çok etnisiteli (polyethnic)  bir Anadolu İslam Federasyonu kurmak.

Bu, yani rejimi ve Türk benliğini yıkıp gerici ve bölücü bir rejim tesis etmek, hıyanet-i vataniyye, yani vatana ihanetten başka bir şey değildir ve Yüce Divan veya İstiklal Mahkemeleri türü olağanüstü bir mahkemede yargılanmayı gerektirir. Bu suçun cezası ise–şu anda ülkemizde kaldırılmış olsa bile–idamdır.

AKP liderliği ve üyeleri, iktidardan düşerlerse, hesap vermelerinin imkansız olduğunun mutlak bilincindedirler. Bu sebeple seçimlerden yenik çıkmak, elebaşı Erdoğan  ve tüm AKP ekibi için bir alternatif olamaz.

AKP ne yapacaktır? AKP iktidardan düşmemek için herşeyi yapacaktır. Buna seçimlerde yapılacak her türlü oyun ve hilecilik dahildir. AKP’nin seçimle değişeceğine inanmak aptallıktır. AKP her türlü hile ve düzenbazlığa yeltenip halk oyunu değiştirecektir. Bu da yetmezse, iç karışıklık çıkarıp sıkıyönetim ilan etmeye kadar varacak önlemlere iktidarlarını ilelebet uzatmaya yelteneceklerdir. Tarih boyunca dünyada hiçbir diktatörlüğün seçimler yoluyla değiştiği görülmemiştir. Türkiye’de de bu farklı olmayacaktır. Onun için şimdiden alternatifleri düşünme vakti gelmiş ve geçmektedir.

Advertisements

AKP, İKTİDARDAN BİR DAHA GİTMEMEYİ PLANLIYOR

October 24, 2010

12 Eylül referandumundan yüzde 58’lik bir destek alarak çıkan AKP, sekiz yıllık iktidarını sağlamlaştırma yolunda önemli bir mesafe katetti. Bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yargı içerisindeki AKP ve Fetullahçı örgütlenmeler, islamcı-faşist AKP iktidarının toplum ve devlet içerisinde mümkün olduğu kadar köklenmesi amacını güdüyor. Bu köklenme çabasının temelinde yatan neden, totaliter AKP’nin, görülebilir gelecek içerisinde iktidardan uzaklaşma ihtimalini sıfıra indirgeme hedefidir.

AKP’nin iktidarı kaybetmesi, iki nedenden dolayı bu parti ve onunla ittifak halinde çalışan Fetullah örgütü için kabul edilebilir bir seçenek değildir: 1. AKP’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan gelen laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olma niteliğini, müslüman ümmet ve şeriat hukuku esasına dayalı, Kürt kimliğinin anayasal olarak tanındığı bir federasyona döndürme çabasının başarıya ulaşması gerekliliği, 2. İktidardan düştüğü takdirde AKP ve Fetullah örgütlenmesinin, iktidarları süresince uyguladıkları laik rejimi yıkma ve demokrasiyi yok etme yolundaki icraatları dolayısıyla kanuni takibata maruz kalacak olmalarının hemen hemen kesin olması. AKP bu sebeplerle, toplumun her kesimine, her sivil kuruluşa ve devletin her organına sızmayı ve bunları kontrol altına almayı kendi güvenliğinin garantisi için bir zorunluluk olarak görmektedir. AKP’li bir bakanın, bir süre önce dile getirdiği “Kıyıları da sarıya boyamaya başladık” söylemi de aslında bu hakimiyet çabasının bir tezahürüdür. İslamcı-faşist AKP-Fetullah cephesi, iktidar savaşında geri dönülmez bir noktaya ulaşmıştır. Bu  noktadan sonra iktidarı kaybetmek, AKP-Fetullah cephesi için intihar ve yokoluş ile eşdeğerdir.

AKP bundan sonra ne yapacaktır? Kısaca, iktidarda kalmak için herşeyi! Devleti ele geçirmede büyük mesafe katetmiş olmalarına rağmen, bazı üniversiteler, Yargıtay gibi yargının bazı kesimleri ve de en önemli olmak üzere TSK gibi henüz düşmeyen kaleler mevcuttur. TSK’nın tamamen fethedilmesi, ulaşılması çok zorlu bir hedef gibi gözükmektedir. Fakat, yabancı güçler tarafından kendisine Türkiye Cumhuriyeti’ni “çözme” misyonu verilen ve her konuda bu güçler tarafından—özellikle CIA’nın maşası Fetullah örgütü vasıtasıyla—“coach” edilen AKP’nin iktidarını her halükârda korumasını garanti edecek yegâne yöntem, seçimlerin AKP lehine ‘manipüle’ edilmesi olarak ortaya çıkıyor. AKP ve Fetullah örgütü, iktidarı kaybetmemek için seçimleri kendi lehlerine neticelendirmek zorundadırlar ve bu konuda her türlü önlemi alacaklarından, her türlü hile ve desiseye başvuracaklarından en küçük bir şüphe duyulmamalıdır. Muhalafetin ise bu konuda yapacakları sınırlıdır, çünkü seçimlerin düzenlenmesi ve idaresinden sorumlu YSK ve seçim sonucunda ortaya çıkacak ihtilafların ele alınacağı yargı birimleri de AKP ve Fetullah kontrolündedir ve tarafsız hareket etmelerini beklemek aptallık olur.

Sonuç olarak, AKP’nin demokratik yöntemlerle iktidardan  indirilmesi mümkün görülmemektedir. AKP’nin iktidardan düşmesi ancak TSK’nin bir müdahelesi veya Kürt sorunu dolayısıyla patlayacak bir iç savaş yoluyla olabilir. Vatansever Türk vatandaşlarının önünde iki seçenek kalıyor: görülebilir bir gelecek boyunca süren AKP iktidarında islamlaşan ve ortadoğulaşan federatif bir Türkiye, veya askeri bir müdahale ve patlayacak iç savaş sonrasında AKP-Fetullah diktasına karşı bağımsızlık savaşı.