Suay Karaman: MELETTİN KE-MAL

Deniz Baykal’ı bir kaset ile götürüp yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nu getiren çevrelerin yeni görevlerinin Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Çankaya’ya çıkarmak olduğu anlaşılmıştır. Bu çevreler zamanında da CIA memuru Kemal Derviş’i pazarlamış, Ecevit’in partisini böldükten sonra, AKP için iktidar yolunun açılmasını sağlamışlardı.

Çok demokrat bir lider olan ‘gönlü pamuk’ Kemal Kılıçdaroğlu, kulağına fısıldanan Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adını, partisinin karar organlarından ve milletvekillerinden özenle sakladı. Başka bir aday çıkmasına da izin vermeyeceğini söyledi. Böylece demokrat bir lider nasıl olur, toplum da öğrenmiş oldu.

Kılıçdaroğlu çatı adayını kamuoyuna “laik, demokrat, birikimli, insan hakları savunucusu bir aydın” olarak sunma çabası içindedir. Hatta “tanıyınca seveceksiniz” gibi çocukça söylemlere bile sarılmaktadır. Bir insanın düşünce dünyasını belirleyen temeller aile çevresi, sosyal çevresi ve eğitim sürecidir. Bu kriterlere göre çatı adayın ne olduğu bellidir, ama verilen görev gereği Kılıçdaroğlu durumdan memnundur.

‘Yeni CHP’ söylemiyle ortaya çıkan Kılıçdaroğlu, 12 Eylül 2010 Halk Oylaması öncesinde “türban konusunu biz çözeriz” sözüyle, türbanın okullarda, tüm kamu kuruluşlarında ve TBMM’de anayasal yasağa karşın, serbest bırakılmasına neden olmuştu. Bunun yanında “genel af çıkartırız” söylemiyle de, halk oyunun evet çıkmasına katkı sağlamıştı. 21 Eylül 2010 tarihinde Berlin’de “laiklik tehlikededir diyemem, çünkü altını dolduramam” derken, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuAnayasa Mahkemesi kararıyla kesinleşen AKP’nin ülkeyi yönettiğini unutmuştu. “Siyaset yapmayan tarikatlara ve cemaatlere saygılı” olduğunu ilan ederken, tekke ve zaviyeleri savunanları, buraları eğitim ve kültür kurumu olarak görenleri, Fethullah Gülen’e övgü düzenleri milletvekili yapmakta sakınca görmemişti. Atatürk’ün rozetini göğsünde taşımayacağını, ilkelerini savunmayacağını söyleyenleri ve siyasal İslamcıları CHP’ye kabul etmiş, bazılarını belediye başkanı bile yapmıştı.

Atatürk’ün partisinde Atatürk’e dil uzatanlar, ‘TR’ kodlu ajanlar, Dersim’i katliam olarak kabul edenler, özür dilenmesini isteyenler, Seyid Rıza’nın olmayan onurunun geri verilmesini isteyenler bulunmakta, Kürtçülük, ırkçılık, mezhepçilik yapanlar cirit atmaktayken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bunlarla ilgili hiçbir yaptırımı olmamıştır.

TSK İç Hizmet Yasası’nın 35. maddesinin değiştirilmesi önerilmiş, Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanması istenilmiş, TSK’nin etkisizleştirilmesinde rol oynanmıştır. 27 Mayıs 1960 Devrimi, darbe olarak görülmüş ve “27 Mayıs’ı yapanlar bugün utanıyorlar” söylemiyle,aymazlıkta ve utanmazlıkta yeni bir boyut yaratılmıştır. “Türkiye’ye demokrasi 1946’da geldi”diyerek, Atatürk dönemi ve CHP dönemi karalanmak istenmiştir.

Bir tarafta ülkenin bölünmesine yol açacak biçimde Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincenin kaldırmasını savunurken, diğer tarafta “bu ülkenin birliği, bütünlüğü konusunda hiçbir endişem yok” diyerek, ısrarla Tunceli’yi ‘Dersim’ olarak adlandırırken, her zamanki çelişkilere yenisi eklenmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu, Alman gazetecinin “Irkçı mısınız?” sorusuna, “zamanında öyleydik” yanıtını verirken, Atatürk milliyetçiliğinin ayaklar altına alınmasına olanak sağlamıştır. Batı’nın Libya’ya müdahalesinin ve AKP’nin bu konudaki tutumunun doğru bulunması ile Mısır’ı şeriatçılardan kurtaran harekatı, darbe diye suçlayarak AKP’yle birlikte ortak bildiri imzalanması, emperyalizmin emrini yerine getirmektir. Bu arada ülkesini uluslararası teröristlere karşı kahramanca savunanBeşar Esad ise zalim ilan edilmiştir.

Zamanında bunların hepsini eleştirdik ve Kemalizm’den sapma olduğunu bıkmadan yazdık, söyledik. Bu yüzden haksız eleştiriler de aldık. Bütün bunların ötesinde şimdi CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdiği kişiye oy verilmesi istenmektedir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 24 Haziran 2014 tarihindeki grup toplantısında çatı adayının kimliğini şu sözlerle açıkladı:“Osmanlıcı ve Türk-İslam sentezi yanlısı.” Şimdi gerçek Atatürkçü ve yurtsever milletvekillerine, önerilen bu çatı adaya imza vermemeleri konusunda büyük sorumluluk düşmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’na bu çelişkileri soracak, yurtsever ve cesur CHP milletvekilleri yok mu TBMM’de?

Artık bu gelinen noktada sorun; çarpıtılmış İslamın üretim merkezi El Ezher Üniversiteli, Madımak Katliamından sonra “Allah’a şirk koşanları ateşle imtihan ederler” diyen Ekmeleddin İhsanoğlu değildir. Sorun böyle bir siyasal İslamcıyı Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığına öneren, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Sorun CHP’ye, Atatürk’e ve vatana ihanet içinde olan TESEV kurucusu ve dış güçlerin emrindeki, vatan haini Seyid Rıza’nın koynundaki Kılıçdaroğlu’dur. Sorun bunlara destek verenlerdir. Bu hainler görev başında kaldığı sürece, hem CHP, hem Türkiye Cumhuriyeti parçalanacaktır, bitirilecektir. Sorun siyasi gelecekleri uğruna, ülkedeki bu karanlık gidişe sessiz kalanlardır. Bu ekibin CHP’den en kısa sürede gitmesi için eylem yapmak, kampanyalar açmak gerekliliği vardır. Ancak bu ekibi gönderirken, yerlerine geleceklerin bu ekip gibi olmaması için çok dikkat etmek gerekmektedir. Eskisine benzeyen yeni bir genel başkan olmaması için, bilinçli hareket edilmelidir.

Kılıçdaroğlu son Diyarbakır gezisinde “Günümüzün CHP’si 1930′ların CHP’si değildir. Biz Yeni CHP’yiz. Dünya değişiyor, biz de değişiyoruz. Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz” demiştir. CHP’nin ve ülkemizin kurucusunun dönemini eleştiren Kılıçdaroğlu’nun o koltuğu bir an önce bırakması gerekmektedir. Bu sorun karşısında Mustafa Kemal’in askerlerine ve Atatürk gençliğine büyük görevler düşmektedir.

Bütün bu söylem ve eylemlerinin sonunda da, bir siyasal İslamcıyı dayatıp, Ekmeleddin Ekmeleddin diyerek, özellikle CHP’ye oy verenleri melettin Ke-mal. Adınız vatan şairimiz Namık Kemal, emperyalizme ilk kez ders veren büyük önderimiz Mustafa Kemal gibi değerliydi. Ancak bu yaptıklarınızdan sonra, adınızın değeri kalmadığı gibi, Melettin Ke-mal olarak anılacaktır. Hiç vakit geçirmeden hemen CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrılmanız hem parti için, hem Türkiye için büyük önem taşımaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ten sonra o koltuğa oturmak bilgi ister, cesaret ister, yürek ister, devrimcilik ister. Bu özellikleri bulunmayan ilkesizleri, o makama taşımamak gerekir. En kısa sürede gereğini yapmanızda, CHP ve Türkiye açısından sayısız yararlar bulunmaktadır.

İLK KURŞUN ,30 Haziran 2014.

 

 

http://www.ilk-kursun.com/haber/187171/suay-karaman-melettin-ke-mal/

 

 

 

Advertisements

Ali Eralp: ŞİMDİYE DEK TÜRKİYE CUMHURİYETİ BÖYLE REZALET GÖRMEDİ…

Üç buçuk peşmerge, üç buçuk şeriatçı, üç buçuk PKK’lı…

ABD ile birlik olmuş…
Bizden vatanımızı istiyorlar. Yurdumuzu istiyorlar.
Toplantılar yapıyorlar, mitingler düzenliyorlar.
“Diyarbakır’ı bir yıldız yapmak, bir merkez yapmak için” uğraşıyorlar.
Türkiye Cumhuriyetine “H’astir” çekenlerle kucaklaşıyorlar…
Peki, bu mücadelenin kahramanları kimler?
Bebek katili APO, aşiret reisi Barzani ve bir imam…
Bir Kürdistan kurabilmek için, PKK teröristlerine yıllardan bu yana yardım ve yataklık yapan, binlerce insanımızın ölümüne neden olan bir peşmerge…
Devlet başkanı gibi törenlerle karşılanıyor… Türk topraklarında…
Bir de Türk ve Türklük düşmanı bir bölücü türkücü var aralarında. Özgürlük türküleri söyleyecekmiş!…
Peki, kim bu türkücü? Kim bu adam?

Bu adam, yıllar önce, 1999 yılında, bir konserde “Bay Abdullah Öcalan barış ve özgürlük savaşçısıdır. Terörist değildir. Terörist olan Türkiye devletidir. İnanın bana…” diyen Şivan Perver’dir.
Bir başka şiirinde de şunları söylüyor Türk halkı için:
“Ya babam, acaba ne yapalım? / İnsanlık istemiyorlar / saldırın ve tutun /kemiklerini kırın / o pislik iğrençleri / içimizden çıkartın”

RTE, Diyarbakır mitinginden önce yaptığı bir konuşmada bu adamı “Dost” olarak ilan etmekte ve “İbrahim Tatlıses’le bir düet yapma fırsatı bize verecekler…” demektedir.
Başbakan’ın övgüyle söz ettiği bu bölücü sanatçı, “Kendisini Barzani’nin Türkiye’ye davet ettiğini, Diyarbakır’a geliş amacının ise terörle müzakere sürecine destek vermek” olduğunu söylemekte; sözünü zindanda, dağlarda, sürgünde, parlamentoda bu davaya öncülük eden, destek veren, savaşan kişilere teşekkür ederek bitirmektedir.
40 bin kişinin canına kıyan, köyler basıp bebek kurşunlayan PKK canileri bu İkinci Habur rezaletinde, bir anda, “Sütten çıkmış ak kaşığa” döndüler. Barış ve özgürlük savaşçıları oldular… Şehitlerimiz ise terörist…
Şehitlerimiz unutuldu. Aşağılandı…
Zaten Başbakanımız da onlarla aynı düşüncede… Diyarbakır konuşmasında:
“Allah’a hamd olsun, bir yıldır askerimiz, polisimiz şehit olmuyor. Bir yıldır gençler bir hiç uğruna ölmüyor.”

Ona göre gençlerimiz bir yıldır artık, “Bir hiç uğruna ölmüyormuş…”

Demek ki, yıllardan bu yana, vatanını savunan, bu uğurda şehit olan, binlerce yavrumuz, binlerce insanımız “Bir hiç uğruna ölüyormuş… “

Demek ki doğuda, Türk vatandaşlarının yanında Kürt vatandaşlarına da eğitim götürmek için çırpınan; yokluklar, yoksulluklar, kötü koşullar içerisinde çalışan öğretmenler, hemşireler, doktorlar, polisler, askerler bugüne değin bir hiç uğruna ölüyormuş…

Demek ki analar yıllardan beri kınalı kuzularını bir hiç uğruna şehit vermişler ve hala da vermeye devam ediyorlar…
Dünyanın neresinde vardır böyle bir Başbakan? Teröristlere karşı vatanını korumak için canını dişine takıp savaşan, bu yolda canını veren kahramanları küçümseyen, yaptığı mücadeleyi “bir hiç gibi” gören bir başbakan, dünyanın neresinde vardır?

Kurtuluş Savaşında ve Cumhuriyet döneminde de Kürdistan’ı kurmak için, şeriatçılar ve Kürtçü çeteleri tam 17 kez isyan çıkarmışlardı.

Ama Türk milleti hepsinin hakkından gelmesini bilmişti…
AKP’nin de hakkından gelecektir.
AKP, hainlerle işbirliği yaparak kendi sonunu hazırlamaktadır.
Komutanları da teslim alınsa, ordusu da dağıtılsa bu millet, Kurtuluş Savaşında olduğu gibi şahlanmasını da çok iyi başarır… İstiklal Mahkemeleri kurmasını da…
Çünkü şimdiye dek ne Türk ulusu ne de Türkiye Cumhuriyeti böyle bir rezalet görmedi.
Böyle bir rezalet yaşamadı.
Kan, can düşmanlarını göklere çıkaran politikacılarla karşılaşmadı.
Kan, can düşmanlarını davullarla, zurnalarla karşılayan bakanlara, valilere, milletvekillerine rastlamadı…
Ey AKP’liler! Sizlere sesleniyoruz:
Yüzde 30 çoğunluğunuza dayanarak, “Ben yaptım oldu…”, “Ben ne yaparsam güzel yaparım…”diyemezsiniz. Çünkü bu vatan için, bu vatanın her karış toprağı için her aileden en az iki üç şehit vermiştir bu ulus…

VATAN SİZİN TEPE TEPE KULLANACAĞINIZ BABANIZIN ÇİFTLİĞİ DEĞİLDİR…

Şunu aklınızdan hiç çıkarmayın:
Keser döner, sap döner, gün gelir, hesap döner…
Gün gelir hesabı sorulur, tüm ihanetlerin…
Bize inanmıyorsanız, bir de tarih babaya sorun isterseniz.
Bize inanmıyorsanız, bir de sizin gibi dünyaya direk kalacağını sanan Menderes’lere, Özal’lara, Çiller’lere, Evren’lere sorun isterseniz… Onlar da hainlik yarışında birbirini geçmek için çalışıyorlardı…
Ama onların suçu sizin kadar büyük de değildi üstelik…
Şehit kanları ile sulanmış bu topraklar sizi asla kabul etmez…

SİZİN TOPRAKTA YATACAK YERİNİZ BİLE YOK…

Kaynak: http://www.ilk-kursun.com/haber/161551

KÜRDİSTAN’IN KURULMASI İÇİN, REFERANDUMDA EVET DEYİN!

  • 30 yıl daha AKP iktidarı için, referandumda EVET!
  • AKP kontrolünde mahkemeler için, referandumda EVET!
  • Telefonlarınızın dinlenmesi için, referandumda EVET!
  • İnternet ve TVde daha sıkı sansür için, referandumda EVET!
  • Basın ve yayının susturulması için, referandumda EVET!
  • Saçı uzun ve kulağı küpeli erkeklerin bıçaklanması için, referandumda EVET!
  • Oruç yiyenlerin dayak yemeleri için, referandumda EVET!
  • Kamu şirketlerinin yabancılara peşkeş çekilmesi için, referandumda EVET!
  • Devlet gayrımenkullerinin yandaşlara dağıtılması için, referandumda EVET!
  • Ermeni soykırımının tanınması için, referandumda EVET!
  • Öcalan’ın özgürlüğü ve siyasete atılması için, referandumda EVET!
  • PKK’ya af için, referandumda EVET!
  • Kürtçe eğitim için, referandumda EVET!
  • Kürtlere özerklik için, referandumda EVET!
  • Bağımsız Kürdistan için, referandumda EVET!
  • Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti için, referandumda EVET!
  • Türkiye Cumhuriyeti’ni mezara gömmek için, referandumda EVET!

HIYANET BEŞLİSİ: GÜL, ERDOĞAN, DAVUTOĞLU, ARINÇ, ÖCALAN

Turkiye'nin basdusmanlari
Türkiye'nin başdüşmanları

Bu hıyanet beşlisini iyi yanıyın. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti özelliğini ve bölünmez bütünlüğünü yoketme amaçlı hareket eden bir harami çetesidir.

  1. Abdullah Gül
  2. Tayyip Erdoğan
  3. Ahmet Davutoğlu
  4. Bülent Arınç
  5. Abdullah Öcalan

Bunların ilk dördü, AKP adlı mel’un örgütün ağababaları. İktidara, Türkiye’deki bir kısım cahil ve vatan haini kısımlarla, kandırılmış kesimlerin oylarıyla geldiler. Amaçları, Türkiye’yi islami bir diktatoryaya çevirip iktidarlarını sonsuza kadar korumak. Din ve imanla uyuşturdukları cahil halkı iliklerine kadar sömürüp, pis, kokuşmuş oryantal düzenlerini devam ettirmek. Beşinci ise, TC’yi yok etme planını silahla gerçekleştirmek isteyen kanlı bir terör örgütünün lideri. Fakat hepsinin amacı aynı: TC’yi imha etmek, yerine bir İslam-Kürt hilafeti kurmak.

AKP, Türkiye için geliştirdiği 2030 yılı master planı çerçevesinde PKK ve onun siyasal temsilcisi BDP ile geniş çaplı işbirliği içinde. “Kürt açılımı” çerçevesinde Türkiye’ye giriş yapan teröristler, Habur’da çiçeklerle karşılandılar ve AKP’nin yargıya verdiği talimatla gözaltına alınmadan serbest bırakıldılar. AKP, meclisten geçirmek istediği ve TC’nin temel özelliklerini değiştirmek, yargıyı AKP denetimi altına almak, ve tüm devlet  kurumlarını ele geçirmek amaçlı yasalar için BDP ile sıkı işbirliği içinde. AKP’nin dışişleri bakanı sıfatlı hokkabazı Ahmet Davutoğlu, PKK terörünün hamisi, Kuzey Irak kabile reisi Mesut Barzani’yi Ankara’da önüne kırmızı halılar sererek karşıladı ve kendisine “Kak Mesut” (Mesut Abi) diye hitap etti. Bütün bunların sonucu, 2010’un Mayıs ve Haziran aylarında azan terör, basılan karakollar, patlatılan bombalar ve verilen onlarca şehit… TC Cumhurbaşkanlığı makamını işgal eden azılı AKP lideri Gül, 2009’da “Güzel şeyler olacak” demişti. Güzel şeyler diyerek herhalde, bugünleri kasdetti. Al sana “Açılım”! Al sana “Kak Mesut”! Al sana “Güzel günler”!

Bu beşli, ne kadar yırtınırlarsa yırtınsınlar, hain planlarını gerçekleştiremeyecekler. Türkiye Cumhuriyeti, onların düşündüğünden daha güçlü ve Türk Ulusu, namusunu onlara kaptırmayacak kadar onurlu.