TÜRK POLİS TEŞKİLATI, AKP-FETULLAH MİLİS KUVVETİNE DÖNÜŞTÜ

Türk polis teşkilatı, yıllar boyu süregelen dinci-şeriatçı-yıkıcı kadrolaşma sonucu bugün tam anlamıyla bir AKP-Fetullah Milis Gücü haline dönüşmüştür. 4 Aralık 2010 günü, islamcı-faşist AKP yönetimi lideri Tayyip Erdoğan’ı protesto etmek için demokratik gösteri haklarını kullanmak isteyen bir gurup öğrenci, Dolmabahçe’de İstanbul polisi tarafından vahşice dövülmüş ve biber gazı saldırısına maruz bırakılmıştır. Yine aynı gün Erdoğan’ı protesto için Ankara’dan otobüsle İstanbul’a gelen diğer bir gurup öğrenci şehre sokulmadıkları gibi mola verdikleri sırada polisin coplu ve biber gazlı saldırısına uğramışlardır. Bugünkü olaylar ve AKP’ye karşı yapılan protestoların polis tarafından sıkça orantısız güç kullanarak bastırılması vakaları, polis teşkilatının kendine şiar edindiği yeni misyonu açıkça ortaya koymaktadır.

Kadroları, zihniyet itibarı ile Hizbullah militanlarından pek az farkı bulunan imam hatip liseliler ve Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yeminli Fetullah ajanları tarafından hemen hemen tamamen ele geçirilen Emniyet teşkilatının yeni misyonu, AKP’nin milis kuvveti olmaktır. Bu misyon çerçevesinde polis, AKP hükümeti aleyhine yapılan protestoları her ne pahasına olursa olsun bastırma ve AKP’ye karşı sokak muhalefetini yoketme vazifesini büyük bir şevkle yerine getirmektedir. Emniyet’in, güvenlik ve asayişi sağlama, terörle mücadele, suçluların yakalanıp adalet önüne çıkarılması gibi asli görevleri ise, islamcı-faşist AKP rejiminin kolluk kuvveti olma misyonu yanında ikinci plana atılmıştır.

Türk polisinin bu halde, ülkenin güvenlik ve asayişini sağlama görevini yerine getirmesi ve vatandaşlara siyasi görüş ve düşüncelerine bakmaksızın eşit davranması imkansızdır. Bu haliyle Emniyet, modern demokratik bir devletteki polis teşkilatından çok, Nazi Almanyası’ndaki SS örgütü ve İran’daki devrim muhafızlarına benzemektedir. Süregelen eliminasyonlar sonucu teşkilatın içinde sayıları gittikçe azalan vatansever ve Atatürkçü emniyetçiler münezzeh olmakla beraber, Türk polisi, maalesef, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti ve Türk vatandaşları için hızla bir numaralı tehditlerden biri haline gelmektedir.

Advertisements

AKP, İKTİDARDAN BİR DAHA GİTMEMEYİ PLANLIYOR

October 24, 2010

12 Eylül referandumundan yüzde 58’lik bir destek alarak çıkan AKP, sekiz yıllık iktidarını sağlamlaştırma yolunda önemli bir mesafe katetti. Bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yargı içerisindeki AKP ve Fetullahçı örgütlenmeler, islamcı-faşist AKP iktidarının toplum ve devlet içerisinde mümkün olduğu kadar köklenmesi amacını güdüyor. Bu köklenme çabasının temelinde yatan neden, totaliter AKP’nin, görülebilir gelecek içerisinde iktidardan uzaklaşma ihtimalini sıfıra indirgeme hedefidir.

AKP’nin iktidarı kaybetmesi, iki nedenden dolayı bu parti ve onunla ittifak halinde çalışan Fetullah örgütü için kabul edilebilir bir seçenek değildir: 1. AKP’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan gelen laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olma niteliğini, müslüman ümmet ve şeriat hukuku esasına dayalı, Kürt kimliğinin anayasal olarak tanındığı bir federasyona döndürme çabasının başarıya ulaşması gerekliliği, 2. İktidardan düştüğü takdirde AKP ve Fetullah örgütlenmesinin, iktidarları süresince uyguladıkları laik rejimi yıkma ve demokrasiyi yok etme yolundaki icraatları dolayısıyla kanuni takibata maruz kalacak olmalarının hemen hemen kesin olması. AKP bu sebeplerle, toplumun her kesimine, her sivil kuruluşa ve devletin her organına sızmayı ve bunları kontrol altına almayı kendi güvenliğinin garantisi için bir zorunluluk olarak görmektedir. AKP’li bir bakanın, bir süre önce dile getirdiği “Kıyıları da sarıya boyamaya başladık” söylemi de aslında bu hakimiyet çabasının bir tezahürüdür. İslamcı-faşist AKP-Fetullah cephesi, iktidar savaşında geri dönülmez bir noktaya ulaşmıştır. Bu  noktadan sonra iktidarı kaybetmek, AKP-Fetullah cephesi için intihar ve yokoluş ile eşdeğerdir.

AKP bundan sonra ne yapacaktır? Kısaca, iktidarda kalmak için herşeyi! Devleti ele geçirmede büyük mesafe katetmiş olmalarına rağmen, bazı üniversiteler, Yargıtay gibi yargının bazı kesimleri ve de en önemli olmak üzere TSK gibi henüz düşmeyen kaleler mevcuttur. TSK’nın tamamen fethedilmesi, ulaşılması çok zorlu bir hedef gibi gözükmektedir. Fakat, yabancı güçler tarafından kendisine Türkiye Cumhuriyeti’ni “çözme” misyonu verilen ve her konuda bu güçler tarafından—özellikle CIA’nın maşası Fetullah örgütü vasıtasıyla—“coach” edilen AKP’nin iktidarını her halükârda korumasını garanti edecek yegâne yöntem, seçimlerin AKP lehine ‘manipüle’ edilmesi olarak ortaya çıkıyor. AKP ve Fetullah örgütü, iktidarı kaybetmemek için seçimleri kendi lehlerine neticelendirmek zorundadırlar ve bu konuda her türlü önlemi alacaklarından, her türlü hile ve desiseye başvuracaklarından en küçük bir şüphe duyulmamalıdır. Muhalafetin ise bu konuda yapacakları sınırlıdır, çünkü seçimlerin düzenlenmesi ve idaresinden sorumlu YSK ve seçim sonucunda ortaya çıkacak ihtilafların ele alınacağı yargı birimleri de AKP ve Fetullah kontrolündedir ve tarafsız hareket etmelerini beklemek aptallık olur.

Sonuç olarak, AKP’nin demokratik yöntemlerle iktidardan  indirilmesi mümkün görülmemektedir. AKP’nin iktidardan düşmesi ancak TSK’nin bir müdahelesi veya Kürt sorunu dolayısıyla patlayacak bir iç savaş yoluyla olabilir. Vatansever Türk vatandaşlarının önünde iki seçenek kalıyor: görülebilir bir gelecek boyunca süren AKP iktidarında islamlaşan ve ortadoğulaşan federatif bir Türkiye, veya askeri bir müdahale ve patlayacak iç savaş sonrasında AKP-Fetullah diktasına karşı bağımsızlık savaşı.

“BELGE” Fetullahçıların İşi

Son günlerde Türkiye’nin gündemini işgal eden “AKP’yi ve Fetullahçıları bitirme belgesi”nin kaynağının, iddia edilenin aksine Genelkurmay karargâhına değil, Fetullah örgütlenmesine ait olduğu belirtildi. Bu iddianın sahibi ABD’nin istihbarat örgütlerine yakın çevreler. Sızdırılan bilgiye göre, AKP’yi bitirme belgesi, bundan bir süre önce Pennsylvania’daki Fetullah karargâhından Türkiye’ye elektronik posta ile gönderilen ve ABD’nin elektronik izleme teşkilatı NSA’in dinleme ağına takılan bir dokümanla içerik olarak çok benzeşiyor. Analistlere göre, Türkiye’ye e-posta ile iletilen metin, muhtemelen, Türkiye’nin gündemine bomba gibi düşen darbe belgesinin taslağı işlevini gördü.

Bu çevrelerin belirttiğine göre, Obama yönetimi, belge krizi ile Türkiye’nin istikrarsızlığa sürüklenmesinden oldukça rahatsız ve bu durumun ABD çıkarlarına zarar verdiğini düşünüyor. Yektililer, darbe belgesinin Türkiye’deki demokrasiyi zaafa uğrattığı, kurumları birbirine düşürdüğü ve uzun vadede bunun, NATO müttefiki Türkiye’nin demokratik Batı ittifakındaki konumunu zayıflattığı görüşünü dile getirdiler. Yönetimdeki bu çevrelerin ifadesiyle “bu krizi inşa eden unsurların, ABD çıkarlarıyla nasıl çatıştığı artık  görmezden gelinemez.”