DEMOCRACY DISINTEGRATING IN TURKEY AS DOZENS OF JOURNALISTS JAILED

The Islamofascist AKP government’s campaign to silence opposition in Turkey is in full swing: Soner Yalçın, a renowned investigative journalist, and three of his colleagues, who operate Odatv.com, a news website harshly critical of the AKP government, were detained by the police on February 14th.  Odatv.com’s offices, and the journalists’ residences were stormed by scores of police officers in an early morning raid and searched for 12 hours. Four days later, the journalists were officially placed under arrest for being members of the dubious “Ergenekon” terror organization and for spreading “hatred among the population,” a clause commonly invoked by the AKP-controlled state prosecutors to detain dissidents.

Ergenekon is the name given to an alleged illegal group, which, Zekeriya Öz—the prosecutor of the investigation—claims, aimed at overthrowing the Islamofascist AKP government. Since the launch of the investigation in 2007, over 100 people have been arrested; the detainees are mostly journalists, army officers, scholars, medical doctors, authors, union leaders, and university professors, who have been known for their opposition to AKP’s Islamization policies. No one has yet been sentenced, and most of the suspects are being held on “secret evidence,” which the AKP-controlled prosecution refuses to present to the defense.

The questions the police asked Soner Yalcin and his colleagues during interrogation clearly depict the political nature of the arrests:

  • Why did you make news about the possible spread of the uprising in Egypt to Turkey?
  • Why did you have a copy of the book about Fetullah Gulen by Ahmet Sik on your computer? [Explanation: Gulen is the leader of the notorious Islamic sect, which has entirely penetrated the police force and the judicial system in Turkey. The police found a draft of the book on Soner Yalcin’s computer. Ahmet Sik, who was working on the book, was later arrested on March 3rd.]
  • Why did you make news about the Ramadan dinner? [Referring to the Ramadan dinner, which was organized for prosecutors, judges, and the police chiefs who lead the Ergenekon case]
  • Why did you make news about the mix-up of uploading information by the police to a suspect’s cell phone, although you have been warned not to do so? [Referring to the news of planting of false evidence by the police in a cell phone of an army lieutenant, who was arrested as part of the Ergenekon investigation. The police denied planting the evidence and said the report about it was due to an administrative mix-up. Someone called Odatv.com and asked the journalists not to make news of the incident.]

As if this was not enough, 11 more journalists were arrested in another wave of raids on March 3rd. Among those who were taken into custody were Nedim Sener and Ahmet Isik, both of whom are known for their work in bringing to light human rights abuses by Turkish law enforcement agencies. Nedim Sener won a number of journalism awards, including for his investigation of the assassination of the famous Turkish-Armenian journalist Hrant Dink. His reporting revealed that the Turkish police knew of the assassination in advance but did not prevent it. He also proved that the police team which has lately led the arrests of dozens of dissidents is also responsible for covering up the police complicity in Dink’s murder.

As mentioned previously, Ahmet Sik, who is the other star journalist thrown in jail, was in the process of completing a book on Fetullah Gulen and his infamous Islamic sect’s taking over of the Turkish police force. Sik said flat out that his arrest is related to his new book, which must have been obtained illegally from his computer and brought to the attention of the leaders of the Gulenist establishment within the police organization. Another high profile dissident rounded up in the latest round is Professor Yalcin Kucuk, a renowned Socialist scholar, author, and pundit, who frequently runs afoul of the Islamofascist AKP government. The press reported that the police recovered from Prof. Kucuk’s office 22 thousand documents, written in various languages.

The latest rounds of arrests of journalists in Turkey are a testimony to the fact that Ergenekon trial is nothing but a campaign to silence the opposition and suppress freedom of press in Turkey. Today, one cannot talk of the rule of law in Turkey, as the police and public prosecution act as party organs of the AKP and collaborate in going after dissidents who dare to object to the Islamofascist rule.

Independence of the judiciary is also gone after the judicial amendments that have been enacted through a referendum on September 12, 2010.  The so-called “reforms,” supported by the European Union despite the warnings of the Turkish opposition parties, have brought the judiciary function under the full control of the executive branch, i.e. AKP. Thus, the Islamofascist party has obtained free rein to appoint whomever it likes on the benches of the Turkish courts, including the Contitutional Court, which is the highest judicial body in the country. The European Union has eagerly given a hand to the AKP for eliminating the freedom of press, freedom of expression, and freedom of dissent. The EU is therefore, an accomplice of the AKP in the destruction of the Turkish democracy.

Advertisements

AKP, İKTİDARDAN BİR DAHA GİTMEMEYİ PLANLIYOR

October 24, 2010

12 Eylül referandumundan yüzde 58’lik bir destek alarak çıkan AKP, sekiz yıllık iktidarını sağlamlaştırma yolunda önemli bir mesafe katetti. Bürokrasi, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve yargı içerisindeki AKP ve Fetullahçı örgütlenmeler, islamcı-faşist AKP iktidarının toplum ve devlet içerisinde mümkün olduğu kadar köklenmesi amacını güdüyor. Bu köklenme çabasının temelinde yatan neden, totaliter AKP’nin, görülebilir gelecek içerisinde iktidardan uzaklaşma ihtimalini sıfıra indirgeme hedefidir.

AKP’nin iktidarı kaybetmesi, iki nedenden dolayı bu parti ve onunla ittifak halinde çalışan Fetullah örgütü için kabul edilebilir bir seçenek değildir: 1. AKP’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan gelen laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olma niteliğini, müslüman ümmet ve şeriat hukuku esasına dayalı, Kürt kimliğinin anayasal olarak tanındığı bir federasyona döndürme çabasının başarıya ulaşması gerekliliği, 2. İktidardan düştüğü takdirde AKP ve Fetullah örgütlenmesinin, iktidarları süresince uyguladıkları laik rejimi yıkma ve demokrasiyi yok etme yolundaki icraatları dolayısıyla kanuni takibata maruz kalacak olmalarının hemen hemen kesin olması. AKP bu sebeplerle, toplumun her kesimine, her sivil kuruluşa ve devletin her organına sızmayı ve bunları kontrol altına almayı kendi güvenliğinin garantisi için bir zorunluluk olarak görmektedir. AKP’li bir bakanın, bir süre önce dile getirdiği “Kıyıları da sarıya boyamaya başladık” söylemi de aslında bu hakimiyet çabasının bir tezahürüdür. İslamcı-faşist AKP-Fetullah cephesi, iktidar savaşında geri dönülmez bir noktaya ulaşmıştır. Bu  noktadan sonra iktidarı kaybetmek, AKP-Fetullah cephesi için intihar ve yokoluş ile eşdeğerdir.

AKP bundan sonra ne yapacaktır? Kısaca, iktidarda kalmak için herşeyi! Devleti ele geçirmede büyük mesafe katetmiş olmalarına rağmen, bazı üniversiteler, Yargıtay gibi yargının bazı kesimleri ve de en önemli olmak üzere TSK gibi henüz düşmeyen kaleler mevcuttur. TSK’nın tamamen fethedilmesi, ulaşılması çok zorlu bir hedef gibi gözükmektedir. Fakat, yabancı güçler tarafından kendisine Türkiye Cumhuriyeti’ni “çözme” misyonu verilen ve her konuda bu güçler tarafından—özellikle CIA’nın maşası Fetullah örgütü vasıtasıyla—“coach” edilen AKP’nin iktidarını her halükârda korumasını garanti edecek yegâne yöntem, seçimlerin AKP lehine ‘manipüle’ edilmesi olarak ortaya çıkıyor. AKP ve Fetullah örgütü, iktidarı kaybetmemek için seçimleri kendi lehlerine neticelendirmek zorundadırlar ve bu konuda her türlü önlemi alacaklarından, her türlü hile ve desiseye başvuracaklarından en küçük bir şüphe duyulmamalıdır. Muhalafetin ise bu konuda yapacakları sınırlıdır, çünkü seçimlerin düzenlenmesi ve idaresinden sorumlu YSK ve seçim sonucunda ortaya çıkacak ihtilafların ele alınacağı yargı birimleri de AKP ve Fetullah kontrolündedir ve tarafsız hareket etmelerini beklemek aptallık olur.

Sonuç olarak, AKP’nin demokratik yöntemlerle iktidardan  indirilmesi mümkün görülmemektedir. AKP’nin iktidardan düşmesi ancak TSK’nin bir müdahelesi veya Kürt sorunu dolayısıyla patlayacak bir iç savaş yoluyla olabilir. Vatansever Türk vatandaşlarının önünde iki seçenek kalıyor: görülebilir bir gelecek boyunca süren AKP iktidarında islamlaşan ve ortadoğulaşan federatif bir Türkiye, veya askeri bir müdahale ve patlayacak iç savaş sonrasında AKP-Fetullah diktasına karşı bağımsızlık savaşı.

KÜRDİSTAN’IN KURULMASI İÇİN, REFERANDUMDA EVET DEYİN!

  • 30 yıl daha AKP iktidarı için, referandumda EVET!
  • AKP kontrolünde mahkemeler için, referandumda EVET!
  • Telefonlarınızın dinlenmesi için, referandumda EVET!
  • İnternet ve TVde daha sıkı sansür için, referandumda EVET!
  • Basın ve yayının susturulması için, referandumda EVET!
  • Saçı uzun ve kulağı küpeli erkeklerin bıçaklanması için, referandumda EVET!
  • Oruç yiyenlerin dayak yemeleri için, referandumda EVET!
  • Kamu şirketlerinin yabancılara peşkeş çekilmesi için, referandumda EVET!
  • Devlet gayrımenkullerinin yandaşlara dağıtılması için, referandumda EVET!
  • Ermeni soykırımının tanınması için, referandumda EVET!
  • Öcalan’ın özgürlüğü ve siyasete atılması için, referandumda EVET!
  • PKK’ya af için, referandumda EVET!
  • Kürtçe eğitim için, referandumda EVET!
  • Kürtlere özerklik için, referandumda EVET!
  • Bağımsız Kürdistan için, referandumda EVET!
  • Anadolu Federe İslam Cumhuriyeti için, referandumda EVET!
  • Türkiye Cumhuriyeti’ni mezara gömmek için, referandumda EVET!

Türkiye’nin Muhtemel Bölünme Takvimi (Melih Aşık-Açık Pencere)

Aşağıdaki yazı, Melih Aşık’ın Milliyet’deki Açık Pencere köşesinde  04 Eylül 2010 günü yayınlanmıştır:

Anayasa Mahkemesi eski Genel Sekreteri Bülent Serim, referandumda “evet” çıkması halinde, Başbakan Erdoğan’ın muhtemel takvimini şu şekilde özetliyor:
– Anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesiyle yaratılacak yandaş yargı aracılığıyla, son kalan birkaç yazılı ve görsel medya dahil karşıt görüşlüler tümüyle susturulacak ve yol üzerindeki engeller temizlenecektir.
– Ele geçirilen Anayasa Mahkemesi sayesinde, kapatma nedeni olmayacağı için, laiklik karşıtı eylemler artarak sürecek ve seçmen tabanınca istenip de yapılamayan düzenlemeler gerçekleştirilecektir.
– 2011 seçimlerine bu ortamda girilecek; oy satın alma yöntemleri ve bilgisayarlı seçim yöntemi oyunları da kullanılarak seçimler kazanılacaktır.
– AKP yeniden tek başına iktidar; Sayın Erdoğan yeniden Başbakan olacaktır.
– Anayasa’da köklü değişiklikler yapılıp,

  • Başkanlık sistemine geçilecek,
  • İlk dört madde değiştirilerek, laik Cumhuriyet İslami yapıya kavuşturulacak,
  • Federasyona geçiş için gerekli düzenlemeler yapılacak,
  • Bugüne kadar örtülü olarak ABD’nin kullandığı ulusal egemenlik, bunun yanında AB’ye devredilecektir.

– Sayın Erdoğan, 2014’te, Cumhurbaşkanı’nın 7 yıllık süresinin bitmesiyle birlikte “Başkan” seçilecek ve (5+5) 10 yıl Devleti tek başına yönetecektir.
Kuşkusuz bu takvimin işlemesi, bu referandumda yapılan değişikliklerin kabul edilmesine bağlıdır. Bu takvim gerçekleşirse, Devlet “tek parti devleti”ne, rejim “İslami Cumhuriyet”e, yönetim “seçilmiş krallığa” dönüşecektir.

Radikal’den Bir Okur Yorumu: AYRITILAR GELECEĞE MODEL OLUŞTURUR (Askar Yılmaz)

Radikal gazetesinin 5 Eylül 2010 tarihli sayısında yayınlanan “Hayır Broşürü Dağıtanlara Linç Girişimi” adlı habere yazılan yorumlar içerisinden Askar Yılmaz adlı okuyucunun yorumunu aynen yayınlıyoruz:

(haberin orijinali: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&ArticleID=1017443&Date=05.09.2010&CategoryID=77&CMessageID=709938&CRes=1#fc709938)

AKP hükümetine büyük değerler biçenler büyük yanılgı içinde. AKP kadrosu demokrasi mücadelesi içinden çıkmadı. Anti-demokratik sürecin yarattığı anti-demokratik gerici, saldırgan bir siyasi kadro. Bu kadronun saldırganlığının kaynakları, ülke içindeki en gerici ilişkilere, Ortaçağ zihniyetine dayanması. İlericilik gericilik kavramları sınıfsaldır, bu güçlerin sınıfsal dayanakları, toprak ağalığı, aşiret, tarikatlar ve en asalak yağmacı kesimlerdir. Uluslararası dayanağını başını ABD emperyalizminin çektiği, emperyalizme bağımlılık, BOP Eş Başkanlığı gibi örgütsel nitelik kazanmıştır. 12 Eylül Darbecileri ABD’nin “bizim oğlanları” olmakla ün yaptılar. AKP hükümeti ise, daha ileri bir bağımlılık ilişkisine, BOP “görevlileri” aşamasına ulaşmıştır. Bu anlamda AKP, 12 Eylül gericiliğinden daha gerici bir siyasi oluşumdur. 12 Eylülden daha baskıcı ve anti-demokratik hevesler içinde olması, sınıf ve uluslararası ilişkileriyle açıklanabilir. AKP rejiminde muhalefete ve farklılığa yer aramak en azından saflıktır. 12 Eylül faşizmiyle hesaplaşmayı, AKP’ye karşı mücadeleden koparanlar fena halde yanılacaklar. AKP, tüm burjuva demokratik kazanımları “bertaraf” etmek zorunda. AKP’nin hayal ettiği rejimde anayasa, hukuk, adalet, insan haklar ve özgürlüklerin yeri olamaz. Onlar “biat” kültürüne ve “tevekküle” inanmışlardır. Bu sistemde, “adalet mülkün temeli de olamaz”. Olası bir AKP jejimi mülkiyet güvenliğine de müdahale edecektir. Mülkiyet AKP rejiminde kutsallığını yitirmesi kaçınılmazdır. AKP rejimi karşısında sinen ve susan burjuvazi bu suskunluğunun bedelini ağır ödeyecektir. AKP, El-Kaide, Taliban, Hamas örgütlerinin Türkiye versiyonudur. Bu örgütlenme karşısında ikircikli tutum, felakete destek olmak anlamı taşır. Emperyalizmin görevlendirdiği ve BOP yapılanması içinde disipline edilen bu gerici ekibin siyaset dışı bırakılması Ülkemizin en yaşamsal ihtiyacıdır. Bu ihtiyaç önümüze konuldu. AKP’nin tuzak referendumunu, AKP’ye tuzağa dönüştürmek oylarımızın Hayırı gereğidi. BOP eş Başkanlığı Anayasasına ve AKP faşizmine hayır. Yaşasın demokratik Türkiye’nin HAYIR’lı geleceği. Hayrlı geleceğimizin En hayırlı seçimi HAYIR dan geçmektedir. Referandum HAYIRLI olsun.

Askar YILMAZ

Gizli PKK-AKP Antlaşması: Ateşkese Karşılık Özerklik

August 14th, 2010

Terör örgütü PKK, AKP hükümeti ile vardığı gizli anlaşma gereği 20 Eylül’e kadar ateşkes ilan etti. TURKEYEXPOSED’un güvenilir kaynaklardan edindiği bilgilere göre, AKP liderliği BDP ve PKK nezninde, Kürtlerin referanduma kollektif desteğinin ve EVET şeklinde tutum almalarının sağlanması konusunda gizli girişimlerde bulundu. Fakat PKK, Anayasa değişikliği tasarısına Kürtlerle ilgili açık maddelerin eklenmesini, EVET’in desteklenmesi için önşart koştu. AKP tarafı ise, Kürt kimliğinin anayasaya sokulması için ortamın yeterince olgun olmadığı belirterek PKK’nin isteğinin yerine getirilmesinin “henüz” imkansız olduğunu ifade etti. Fakat arada ilk anda oluşan bu kopukluğa rağmen, görüşmeler sonucu iki taraf ortak bir anlaşma zemini bulmayı başardı.

Bu anlaşmaya göre, PKK’nın referandum sürecinde hükümeti zor duruma düşürebilecek ve halkın HAYIR’a yönelmesini teşvik edecek saldırılardan uzak durması karşılığında, AKP hükümeti “özerklik” kavramının tartışılmasına ses çıkarmama taahhüdünde bulundu. İşte bu çerçevede, 7-8 Ağustos 2010 tarihleri arasında Diyabarkır’da BDP tarafından organize edilen özerklik kongresi, çalışmalarını hiçbir resmi makam tarafından rahatsız edilmeden tamamladı. Kongre sonunda yapılan “Kürdistan’a Özerklik” çağrılarına, AKP tarafından ve hükümetten bir tepki gösterilmemesi de bu gizli anlaşma çerçevesinde değerlendiriliyor. AKP, referandum sonunda çıkacak sonuca göre, Kürtlere özerklik verilmesi konusunda daha ileri adımları atma taahhüdünde bulundu.

Referandumda evet çıkması durumunda PKK’nın belirli bir süre Güneydoğu Anadolu’daki belirli Kürt bölgelerine özerklik verilmesi konusunda AKP hükümetinin girdiği angajmanı yerine getirip getirmediğine bakacağı, AKP’nin adımlarından tatmin olması durumunda ateşkesi uzatacağı ifade ediliyor. Referandumdan hayır çıkması durumunda ise PKK’nın eylemsizlik kararının otomatik olarak yürürlükten kalkacağı ve örgütün hedeflediği özerklik sürecine ivme kazandırmak için saldırılarını yeniden başlatacağı bildiriliyor.

Referandum, AKP’nin 2030 Master Planı çerçevesinde hayati ehemmiyeti haiz bir kilometre taşı olarak telakki ediliyor. 2030 Master Planı’na göre, Türkiye’nin global konjonktür dahilinde “daha etkin idare edilebilmesi için” (for the sake of a more efficient administration of Turkey within the current global conjuncture) ÜÇ parçaya bölünmesi öngörülüyor. AKP’nin anayasayı değiştirmesi, bu planın başarıya ulaşması için en önemli adımlardan biri olarak görülüyor. Bu amaçla AKP ve PKK’nın işbirliği, referandumdan EVET oyunun çıkmasının sağlanmasının olmazsa olmaz koşulu olduğu belirtiliyor. 2030 Master Planı hakkında ayrıntıları bloğumuzdaki şu linkte okuyabilirsiniz: https://turkeyexposed.wordpress.com/2009/12/26/akp%E2%80%99nin-turkiye-2030-master-plani/

REFERANDUMDA TÜRKİYE’NİN BÖLÜNMESİ OYLANACAK

AKPye hayır…

Bu resmi alip kendi sitenizde kullanabilirsiniz. AKP ve PKK’nin referandum icin yaptiklari “Ozerklige karsi ateskes anlasmasi” konusundaki haberimizi asagidaki linkte bulabilirsiniz:

https://turkeyexposed.wordpress.com/2010/08/14/gizli-pkk-akp-antlasmasi-ateskese-karsilik-ozerklik/

Kurdistan’in kurulmasi icin, referandumda evet deyin: https://turkeyexposed.wordpress.com/2010/09/06/kurdistanin-kurulmasi-icin-referandumda-evet-deyin/